Saldıray'dan Memleket Manzaraları

Atatürk’ü Suçlama Özgürlüğü

Jun 23
6 Yorum

Can Dündar’ın Sarı Zeybek belgeselinden hatırladım Savarona yatını. İlkokulda okuduğumuz süper tarih kitaplarında da geçiyordu adı zaten. O kadar önemliydi yani. Neyse söylentiye göre Atatürk Savarona için:

-Bir çocuk oyuncağını bekler gibi bu yatı beklemiştim. Mezarım mı olacak bu tekne benim?

diye konuşmuş. Kendi takdiridir, birşey diyemeyiz. Peki savaştan çıkmış Türk milleti fakirlikten kavrulurken 1938 fiyatlarıyla 4 milyon dolar, şimdiki fiyatlarla 53 milyon dolar tutan, zamanının en büyük yatını sipariş etmek delikanlılığa sığar mı? Oyuncak kayık mı alıyorsun birader, bu değirmenin suyu nereden geliyor, diye sormazlar mı adama?

Uzun lafın kısası muhabbeti şuraya bağlamak istiyorum. Atatürk’ün Türkiye için yaptığı birçok reformu çok takdir ediyorum, fakat Rusya’da Lenin, Kuzey Kore’de Kim Il-Sung, Türkmenistan’da Türkmenbaşı (Atatürk-men???) ve başka benzerlerinde olduğu gibi Atatürk’ü ilah statüsüne yükseltmemiz kanımıza dokunuyor. Niye bugün çıkıp doğrusuyla yanlışıyla Mustafa Kemal’in icraatlarini masaya yatıramıyoruz. Devletin başında 15 sene kalmış birisi 1 tane mi yanlış yapmaz. Elbette vardır herkesin hataları, peki Atatürk’ün hatalarını neden kimse konuşamıyor…

Madem kimse konuşmuyor ben söyleyeyim: Atatürk gereğinden çok içiyordu. Nefsine hakim olamayıp fakirin fukaranın ekmeğinden çalıp kendine 140 metrelik yat aldırdı. Ama bu ülkeyi yoktan var eden, Türkiye’nin yüzünü geleceğe çeviren yine oydu. Ama Kurtuluş Savaşı’nda Kürtler’e bir sürü söz verip daha sonra Kürtçe’yi yasaklayan yine oydu.  Doğrusuyla yanlışıyla Türkiye’den bir Mustafa Kemal geçti. Doğrusuyla yanlışıyla konuşalım biz de onu o zaman.


Posted in Gündem

Ordunun Bankası

Jun 19
1 Yorum

 Radikal’ın haberinden okudum. Oyakbank 2 milyar euroya satılmış ING Bankası’na. Dünyanın başka bir yerinde bankası olan bir ordu var mıdır acaba? TSK’nın ekonomik iştiraklerinin devamının gelmesini istiyoruz. İlk planda satıştan gelen parayla televizyon kanalı veya gazete kurulabilir. En azından böylece muhtıraları internetten takip etmek zorunda kalmayız. Radikal haberin devamında Oyak’ın diğer yatırımlarını da yazmış… Allah zeval vermesin, Koç Holding gibi maşallah.

Merkezi Ankara’da bulunan Oyak’ın’ın çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren 29 iştiraki bulunuyor:

  • Erdemir Grubu şirketlerine iştirak etmek üzere kurulan Ataer Holding, demir çelik sektöründe.
  • Oyak Renault ve MAİS (otomotiv)
  • Omsan (taşımacılık)
  • Adana, Bolu, Ünye, Mardin Çimento ve Binçim (çimento)
  • Oyak Beton (hazır beton)
  • Oyka Kâğıt Ambalaj (kâğıt ve ambalaj)
  • Axa-Oyak Holding, Oyak Yatırım Menkul Değerler, Oyakbank, Oyak Ankerbank, Halk Leasing ve Oyak Emeklilik (finans ve sigortacılık)
  • Hektaş (tarım ilaçları)
  • Tukaş, Tam Gıda, Eti Pazarlama (gıda)
  • Oyak İnşaat, Oyak Konut İnşaat (inşaat)
  • Oyak Pazarlama (hijyen ve turizm)
  • Oytaş (dış ticaret)
  • Oyak Savunma ve Güvenlik Sistemleri (güvenlik)
  • Oyak Enerji ve İsken (enerji)
  • Oyak Teknoloji (bilişim)

  • Yeni Polis Yasası Üzerine

    Jun 18
    1 Yorum

    Yeni polis yasası 14 Haziran’da cumhurbaşkanının onayını alarak sessizce yürürlüğe girdi. AKP karşışında kaplan kesilen Ahmet Necdet Sezer, demokrasiye ve insan haklarına vurulan bu darbeyi görmezden gelmeyi seçti. Bence Sayın Sezer, “Atatürk, laiklik, türban” kelimelerini içermeyen kanun metinlerine bakmıyor olabilir.

    Bakınız AKP milletvekillerinin yarattığı yasa için ne gibi gerekçeler öne sürülmüş meclise verdikleri yasa değişikliği önerisinde:

    “Polisin yerine getirdiği görev itibariyle suç önleme ve adli görevlerinin bir bütün olduğu ve birbirini tamamladığı görülmektedir. Bu nedenle Avrupa ve diğer gelişmiş dünya ülkelerindeki uygulamalar paralelinde, ülkemizde de hedeflenen etkin, hızlı ve caydırıcı ceza adalet sisteminin gerçekleştirilebilmesi için, polisin etkinliği artırılmalıdır.”

    “Demokratik bir yapıda kişi hak ve özgürlükleri ile kamu güvenliği dengesinin sağlanması büyük önem arz etmektedir. Bu dengenin sağlanması da güvenlik hizmetlerinin eksiksiz yapılmasına bağlıdır.”

    “Teklif, temel hak ve özgürlükleri de koruma felsesinden hareketle hazırlanmış; AB standartları, uluslararası ölçütler, çağdaş yaklaşımlar ve yeni güvenlik konsepti göz önünde bulundurulmuştur.”

    Öne sürülen sebeplerin hepsi birbirinden güzel, adeta tadından yenmiyor. Baskıcı polis yasasını AB standartları, kişi hak ve özgürlükleri, uluslararası ölçütler, çağdaş yaklaşımlar gibi terimlerle süsleyen milletvekillerine selam olsun, helal olsun. Gerekçelerden sonra bir de kanunun kendisine bakalım:

    Birinci madde durdurma yetkisine dair: “…Kişilerin ve araçların durdurulması gerektiğinde zor kullanılması kamu güvenliği ve düzeni açışından bir zorunluluktur. Bu bakımdan durdurulması gereken aracın yapılan uyarı rağmen durmayarak kaçması halinde…. zor ve zor kullanmanın son aşaması olan silah kullanılabilecektir.” Yani polisin uyarısını dinlemeyip kaçan sarhoş sürücüyü polis vurursa ortada ne suçlu olacak ne katil. Güzel güzel, muasır medeniyet seviyesinde arayıp da bulamadıklarım bunlar. Devam edelim.

    İkinci maddede arama hükümleri ele alınmış: “Birinci fıkraya göre tehlikenin ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla usulüne göre verilmiş sulh ceza hakiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mülki amirin yazılı emriyle; kişilerin üstlerinde, araçlarında, özel kağıtlarında ve eşyasında önleme araması yapılacağı öngörülmüştür.” Yani polis kafasına göre arama izni çıkartmadan istediğini arayabilecek, evlere iş yerlerine girebilecek. AB standartları da bunu istiyor bizden.

    Durdurma işlemiyle ilgili şöyle bir açıklama yapılmış bir de: “Süreklilik arz edecek, fiili durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz…Polis, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirir ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir.” Bunu yazanlar herhalde hiç sokağa çıkmamışlar. Kanuna göre polis tipini, kılık kıyafetini beğenmeyip, kıl olup kimlik sorduğu adamlara durdurma sebebi olarak ne bildirecek onu merak ediyorum asıl.

    Üçüncü maddede suçu önlemeye yönelik arama yetkisi tanımlanmış. Bakalım büyüklerimiz hangi yerlerde önleme aramasına gerek görmüşler:

    “Önleme araması aşağıdaki yerlerde yapılabilir:

    a. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde.

    b. Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde.

    c. Halkın topluca bulunduğu ve toplanabileceği yerlerde.

    ç. Öğretim ve eğitim özgürlüğünün sağlanması için her derecede öğretim ve eğitim kurumlarının ve 20 nci maddeinin ikinci fıkrasının (A) bendindeki koşula uygun olarak girilecek yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında.

    d. Umuma veya umuma açık yerlerde…”

    En çok da bu kısmı sevdim. Devlet büyükleri düşmanlarını belirlemişler teker teker. Toplu gösteri yapanlardan, sendikalarından, meslek kuruluşlarından pek haz etmiyorlar onu anladım . Üniversitelersiz zaten olmazdı, onlar da dahil. Fakat sonra iyice tozutup halkın toplandığı, umuma açık yerleri de dahil etmişler. Kümeler mantığından hareket edersek önleme aramasının yapılamayacağı yerler olarak ev, iş yeri ve kişinin arabası kalıyor. Kanuna göre umumi tuvalette bile aranabilir kişi. Şu memlekette bir keyfimiz vardı, o da kalmadı.

    Yeni Polis Yasasının Tam Metni İçin


    TSK’ya Kitlesel Karşı Koyma Refleksi

    Jun 08
    1 Yorum

    Sular biraz durulmaya başlayınca Genelkurmay yine güzel çehresini bizlere gösterdi. İnternet sitesinde yaptığı açıklamayla şanlı Türk ordusu Türk milletinden teröre karşı kitlesel karşı koyma refleksi göstermesini istedi…

    Tutamıyorum, küfürlü konuşacağım. Öncelikle “kitlesel karşı koyma refleksi” lafını kıçından kim uydurdu sormak istiyorum. Türk ordusu biraz da yüce Türk diline saygı göstersin kampanyası başlatmak istiyorum. İki dakika kafa patlatıp kulak tırmalamayan bir laf bulsaydınız.

    Sonra durumun bir özetini çıkaralım. Yüce Türk ordusu Türk hükümetine cumhurbaşkanını nasıl seçeceğini hatırlattıktan sonra,  bir kez daha haddini aşarak halkımızın teröre karşı göstermesi gereken tepkiyi belirliyor. “Ey Türk vatandaşı, de ki -Türk Silahlı Kuvvetleri elbette hakkımda en hayırlısını bilir. Şüphesiz ki TSK vatanın ve milletin çıkarlarını gözetenlerin en büyüğüdür.” Kuran’dan sure gibi maşallah.

    Çünkü sanki herşey Türk milleti tepkisini gösterince bitecek. Çünkü İzmir’de “kahrolsun PKK” “ermeni piçi apo” diye bağırınca 30bin ölü tekrar dirilecek, çünkü bu kanlı savaş Türk milliyetçileri terörü hep bir ağızdan lanetlediği zaman bitecek. Evet evet…

    Bazı haddini bilmez sivil toplum kuruluşları bu açıklamanın ardından mitingler planlamaya başlamışlar teröre karşı. TSK’nin güdümünde hareket eden bir kuruluş “sivil” olabilir mi? Bu bir. İkincisi bileklerinin gücü yetiyorsa Diyarbakır’da Batman’da Van’da yapsınlar bu mitingleri.  Bir kez daha söylüyorum terör sorunu Türkiye’nin sorunu. Dış mihraklar yabancı güçler AB ABD diyerek bir yere varamayız. Sağda solda bağırıp çağırmak kendi kendine gelin güvey olmaktır. Türkiye’de yaşayan Kürt vatandaşlarımız devletin kendilerine yaptığı muameleden şikayetçi. Kürt dilinin isminin kültürünün yasaklanmasıyla başlayan etnik asimilasyon politikaları Türkiye’nin önüne bugünkü terör tablosunu çıkardı. Bu sorunun çözümü de yine kendi içimizde, Kürtler’e demokratik haklarını vermekten geçiyor.

    Peki Genelkurmay ne istiyor? Ne yapmaya çalışıyor? 23 senedir her türlü tankla tüfekle terörü bitirememiş kişiler elbette terörün şimdi kitlesel karşı koyma refleksiyle bitmeyeceğini biliyorlar. Asıl amaçları belli. Birincisi toplumda Kürt Türk ayrımı yaparak infial oluşturmak, aradaki uçurumu iyice açmak. Bu kendilerinin işlerine geliyor, çünkü diyalogun olmadığı bir ortamda TSK kendi gücünü pekiştirmek için gereken şartları bulacak. TSK’nın bu açıklamasının bir diğer sonucu olarak Kürt sorununa barışçıl yönde çözüm arayanlar birçok Türk hain damgası yiyecek. Bu açıklama adeta onları faşizan kitlelere hedef gösteriyor. Bir önceki “ne mutlu Türk’üm demeyen bu devletin düşmanıdır” açıklaması gibi “kitlesel karşı koyma refleksi göstermeyen bu devletin düşmanıdır” demeye getiriliyor.

    Ne yazık ki Türkiye’yi iç ve dış tehlikelerden koruması gereken bir kurum Türkiye’nin iç ve dış politikada bir adım ileri gitmesinden korkuyor, her türlü çıkış yolunu tıkıyor.


    Atatürk’ün Değil Baykal’ın Partisi

    Jun 06
    Yorumlar

    CHP’nin seçim listeleriyle ilgili Radikal’de bir haber çıktı. Habere göre CHP’nin milletvekili adayları içindeki en genç isim 1976 doğumlu yani 31 yaşında. Onu da Bursa 13. sıradan göstermişler ki 2002 seçimlerinde Bursa’nın 16 milletvekilinin sadece 4′ü CHP’den çıkmış.

    AKP’ye islamcı, gerici damgası vurmakla ilerici olunmuyor. Modernlik adına şekil olarak bile bir tane genç aday gösteremedi CHP. Zaten AB’ye de karşı çıkıyorlar, Kürt sorununa olan yaklaşımları da son 25 senelik resmi devlet çizgisinin aynısı. Ooooh ne güzel, ondan sonra AKP seçilirse Türkiye geriye gider demeyi biliyorlar. Yeniliğin Y’si bile yok CHP’de, turşu gibi parti.

    Her fırsatta Atatürk’ün kurduğu parti olmakla övünen CHP’nin Türkiye’yi ileriye götürmek adına laftan başka hiçbir icraatı yok. 70 yaşındaki genel başkanının siyasi kariyerinde de hiçbir başarısı yok. CHP’yi yeniden kurduğundan beri aldığı oylar belli 1995′te %10.7, 1999′da %8.7. Deniz Baykal yatsın kalksın AKP’ye dua etsin, millet korkudan kendine sığınmasaydı, e bir de Kemal Derviş olmasaydı yanında biraz zor alırdı o son %19.4′ü de.


    Yazar Hakkında

    1983 doğumluyum. İlkokulu, ortaokulu, liseyi ve akabinde üniversiteyi zar zor bitirdim. Futbolu, sinemayı, küfür etmeyi, nifak tohumları ekmeyi çok severim.

    Ara

    Gezinim

    Kategoriler:

    Bağlantılar:

    Arşiv:

    Beslemeler