Saldıray'dan Memleket Manzaraları

Porto Riko’da Türk Esintileri

Ağustos 31, 2007
Yorum Yapın

Hep çarpıklıklarla keyif kaçırmayayım. Ufak bir anımı paylaşayım dedim. Geçen gün aklıma geldi. Birkaç sene önce, pek de sebepsiz bir yere, yolum Porto Riko’ya düşmüştü. Bir akşam barların olduğu bir sokakta otururken, kulağıma tanıdık bir melodi geldi. Hemen kulak kesildim, baktım, üstad Mikis Theodorakis’in Zorba filmi için bestelediği meşhur şarkı çalıyor. Kaptım arkadaşı girdik bara, böyle hoş bir hava kapladı içimizi. Bu kadar kel alaka yerde tanıdık, ve de ne de olsa bizim yöreden bir şarkı duymak. Ama asıl bomba ondan sonra patladı. Şarkı biter bitmez Ajda Pekkan girdi devreye. Lan ne oluyoruz, biz nereye geldik, baba nasıl bir şeymiş bu Porto Riko demeye kalmadan, süperstar söylemeye başladı… Sonra dj’in yanına “baba ne iş?” demeye giderken adamın açık CD kutusunda Nez cd’si görünce kafayı çizmiştik.

Ertesi gün de plajdan dönerken su almak için girdiğimiz mahalle bakkalında Baktat Kakaolu Helva görmüştük. Böyle bir dağıtım ağına şapka çıkarırım ben, aferin Baktat’a.

Madem başlamışken bir de şöyle birşey dikkatimizi çekmişti Porto Riko’da. Başkentin her tarafında polis vardı, ama normal polis değil, hepsinde çelik yelek, koca koca tüfekler, plajın kumunda dört tekerlekli ufak araçlar ile devriye gezerken bir de denizden botla kontrol yapıyorlardı. Biz direk kıllandık zaten, suç görmesek de bu kadar polisi görünce Olağanüstü Hal Bölgesi gerginliğine ermiştik. Hala da sırrına eremedim olayı. Taksim’de felan bir Porto Rikolu yakalasam sorguya çekeceğim ama nerde bizde o şans.


Gündem kategorisinde yayınlandı

Kel Başa Şimşir Tarak

Ağustos 28, 2007
1 Yorum

Radikal’de Susurluk mahkumu Korkut Eken’ın kızının düğünüyle ilgili bir haber çıktı. Haberi okudukça nevrim döndü, yuh dedim. Hemen açıklayayım. Gelin Korkut Eken’in kızı. Damat Korkut Eken’in hapis cezasını önce bozan, sonra zorla onayan Yargıtay 8. Daire Üyesi Yusuf Doğan Kenan’ın oğlu. Nikah şahidi dokunulmazlığının sona ermesiyle Susurluk Davası’nda yargılanacak olan meşhur Mehmet Ağar. Diğer nikah şahidi Yargıtay Başkanı Osman Arslan. Katılımcılar arasında Anayasa Mahkemesi üyesi Fulya Kantarcıoğlu, Yargıtay 6. Ceza Dairesi Başkanı Mustafa Aydın, Yargıtay üyesi Muharrem Coşkun yer almış. Maşallah kadro da çok güzelmiş. Asker, yargı, siyaset kardeş kardeş oynuyorlar. Kimin ne şikayeti olabilir.


Abdullah Çatlı, Ordu, Susurluk Olayi kategorisinde yayınlandı

Büyükanıt’ın 30 Ağustos Mesajı

Ağustos 28, 2007
Yorum Yapın

Orgenal Büyükanıt’ın 30 ağustos mesajına buradan ulaşabilirsiniz. Mesajın can alıcı noktalarına aşağıda yer verdim.

Bilime ve akla dayanan Atatürkçü Düşünce Sisteminin esaslarını kavrayamamış birtakım kötü niyetliler tarafından; Türk ulusunun birlik ve beraberliğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve demokratik yapısını bozmak ve çağdaş kazanımlarını ortadan kaldırmak amacıyla yürütülen sinsi planlar ne yazık ki her geçen gün farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Üzülerek ifade ediyorum ki, yaşadığımız günlerde hem ülke içinden hem de ülke dışından Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan saldırılar artmış bulunmaktadır. Bu saldırıların amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları tarafından çok iyi bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını içine sindiremeyen bölücüler ile laik yapısını sistematik bir yaklaşımla aşındırmaya çalışan şer odaklarının yaklaşımlarını, tüm ulusumuz çok açık olarak izlemektedir.

Bu tehditler karşısında, hiçbir etnik temele dayanmayan ve Anayasamızda açıkça belirtilen, soydaşlık değil yurttaşlık esasına dayanan ve Ulu Önderimiz Atatürk’ün: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk ulusu denir.” veciz ifadesinde yerini bulan Atatürk milliyetçiliği ve laiklik, bilim ve aklın parlak ışığı ile bütün bu karanlık güçleri boğarak bizi aydınlık bir geleceğe ulaştıracaktır.

Bütün basınımız analizini yaptı. Ben de bir üstünden geçeyim. İlk paragrafta Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan saldıraların arttığından bahsetmiş Org. Büyükanıt. Ben de katılıyorum bu yorumuna. Bence Türkiye son birkaç sene içinde demokratik haklarının biraz daha farkına varan, demokrasinin ve halkın iradesinin işleyişine dışarıdan müdahalelere daha hassas bir yapıya büründü. Bu noktada TSK’nın siyasete yaptığı müdahalelere tepki vermemesi halkın düşünülemezdi zaten. Bence sandıktan çıkan sonuç az bile, askerin politikaya müdahalesine karşı çıkan bir iki tane miting yapmadıklarına şükretsinler. Ayrıca sevdiğimiz dış mihraklardan Avrupa Birliği de TSK’nin devlet yönetimindeki etkisinin azaltılması konusunda bir takım istekler önce sürüyor.

İkinci paragrafta benim çok sevdiğim, ilkokul boyunca utanıp sıkılmadan her gün tekrarladığım “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” ifadesi üzerine konuşmuş Sayın Büyükanıt. Yalnız ya benim kafam hiç çalışmıyor ya da Büyükanıt’ın anlatımda istikrar gibi bir kaygısı yok. Hem etnik temele dayanmayan, soydaşlık değil yurttaşlık diyor, hem de TC’yi kuran Türk halkına Türk ulusu denir diyor. Nerde kaldı yurttaşlık, nerde kaldı ortak payda. Adeta George Orwell barış için savaş kavramı gibi akılara zarar bir tezat. Türkiye’deki farklı etnik kimliklerin varlığını reddedelim, hepsine Türk diyiverelim gitsin. Buna karşı çıkan da bölücü olsun. Güzel, benim hoşuma gitti. TSK’nın resmi politikası olsun bu bundan sonra.


Edip Yüksel’in Adnan Oktar’a Dair Açıklaması

Ağustos 24, 2007
7 Yorumlar

Edip Yüksel, Adnan Oktar hakkında yazdığım yazıların birine yorum bırakmış. Değiştirmeden aynen yayımlıyorum.

Merhaba Saldıray. Sansürle ilgili olarak yaptığım aşağıdaki açıklamamı yayınlayabilirsiniz.

WordPress’ten önce daha başka yüzlerce siteyi kapatan ve dünyayı kontrol etmeye heveslenen birini temsil eden Türk avukat Bülent Kalkan’ın bana yönelik suçlamaları doğru değildir.

Benim wordpress üzerinde hiç bir blogum yok. (Benim adıma tanımadığım birilerinin açtığı bir blogla da alakam yok). Buna vaktim de yok. Internette şu anda yazılarımı yayımlayan dört sitem var. Kronolojik sıraya gore bunlar:

www.yuksel.org
www.19.org
www.islamicreform.org
www.brainbowpress.com

WordPress’in sahipleri blog kullanıcılarının listesine baksalar sözkonusu blogların benimle hiçbir alakası olmadığın göreceklerdir. Ben hiçbir vakit kaçamak döğüşmedim. Adnan gibi köleler ve müritler edinip kendi adıma arenalara sürmedim veya başkalarının hazırladığı kitapların üzerine ismimi koymadım.

Bazan Adnan’ın tarikatından ayrılan üyeler benimle Internet yoluyla irtibat kurarlar. Adnan’ın bir zamanlar benim öğrencim olduğunu ve benim bazı fikirlerimi alıp suistimal ettiğini bildikleri için benimle dertleşmek ve benim yolumla, kendileri gibi kullanılmış eski müritlerle tanışmak istedikleri için… Ruhi, duygusal, ve finansal yönden iliklerine kadar sömürülen eski müritler İnternet’te geride kalan köleleri/müritleri uyarmak ve özgürlüklerine kavuşturmak için bir dayanışma grubu oluşturdular. Bu gruba katılanların büyük kısmı isimlerini gizliyor ve gizlemiyenlerin de büyük bir kısmını şahsen tanımıyorum. Siteleri kapatıldığı için wordpress’i kullanma fikri kendilerine aittir.

Şahsen, wordpress’in spam için kullanılmasını ahlaki bulmuyorum. Ancak, bu gençlerin tarikatta yaşadıkları korkunç deneyimi düşününce ve Türkiye’deki özgürlüğü kısıtlayan yasaların tarikat tarafından sonuna kadar kullanıldığını ve imdat seslerinin bastırıldığını görünce onların bu tavrını anlıyor ve gayretlerine saygı duyuyorum. WordPress’i luzumundan çok kullanmaları veya suistimalleri onların bir tarikat liderini koruyan bir sistem karşısında tek care olarak görmeleri yüzündendir.

“Harun Yahya or Adnan Oktar: The Promised Mahdi?” ve onun Türkçesi olan “Harun Yahya veya Adnan Oktar: Beklenen Mehdi?” başlıklı makalelerimi yayınladığı için www.19.org sitesi Adnan Oktar tarafından Türkiyeli ziyaretçilere kapatıldı. Arizona’da yaşadığım için maalesef gereken müdaheleyi yapamadım. Türkiyeli tektanrıcı müslümanlar için önemli bir tartışma forumu içeren siteyi bir an once açmak için sözkonusu makaleleri oradan silmeme, bir avukat tutup mahkeme kararını tersine çevirmeme rağmen Türk Telekom içine sızmış tarikat köstebekleri yüzünden maalesef www.19.org sitesi bir yıldan fazladır hala Türkiyeli ziyaretçilere kapalı bulunuyor. Gerçi bu haksız yasağı delmesini bilenler var, ama maalesef birçok kişi bu teknik beceriye sahip değil.

Türk mahkemelerini tekkesi gibi kullanan Adnan’a tepki olarak www.yahyaharun.com sitesini yayına soktum ve Adnan’dan zarar görmüş bir arkadaşı onunla görevlendirdim. O site yoluyla Türkiye’de iyi eğitim görmüş varlıklı ailelerin çocuklarına musallat olmuş bir tarikatın gerçek yüzünü ortaya çıkarmak istedik. Tabi o sitede Türkiye’deki çağdışı bir yasanın sansürüne uğradı.

Ben yazdığım her sözümün yanında dururum ve hiçbir zaman kendimi gizleyerek yazı yazmam. Ben ne Türk hükümetinden ne de USA-Inc’ten korkmam. Ben özgür bir insanım, ve fikir ve ifade özgürlüğünü, düşmanlarımın dahil, sonuna kadar savunurum. Eğer www.19.org/forum sitesindeki forumlara uğrasanız ve oradaki yazıları arşivleri dahil araştırsanız hem şahsıma hem savunduğum fikirlere yönelik yüzlerce eleştiriyi, hatta çirkin hakaretleri bile bulacaksınız.

Prensip olarak, ben hiçbir vakit müstehcen ifade kulanmam. Düşmanım dahil bir başkasına haksız yere iftira etmenin ahlaki sonuçlarının farkındayım. Daha once de söylediğim gibi, benim bu tarikat çetesine karşı verdiğim savaşımı başlatan Adnan olmuştur, ben değil. Kendisiyle 1980’lerde birleşen ve kısa bir süre içinde ayrılan yollarımız, maalesef yirmi yıl sonra tekrar kesişti.Yukarıda başlığını verdiğim ve onun gerçek yüzünü çok net bir biçimde ifşa eden makaleyi yazmama zorlayan o ve tarikatı olmuştur. Keşke kendisiyle hiç tanışmamış olsaydım.

Aşağıdaki sebeplerden bir tanesi bile, özgürlüğü seven her rasyonel kişinin bu tarikata karşı mücadeleye destek vermesi için yeterli olduğuna inanıyorum:

1. Adnan Oktar’ın tarikatı faşist bir tarikattır.
2. Adnan Oktar’ın tarikatı saf gençleri ruhen, duygusal, kişisel ve finansal yönden sömürmektedir.
3. Adnan Oktar’ın tarikatı varlıklı ailelerin çocuklarını ailelerinden soyutlamaktadır.
4. Adnan Oktar’ın tarikatı kendisinden zarar görenleri caydırmak için şantaj ve rüşvet kullanmaktadır.
5. Adnan Oktar’ın tarikatı sahte bilimi propaganda etmektedir. Örneğin, ilahi bir sistem olan evrim teorisine karşı yalan ve yanlış bilgiler yayınlamaktadır.
6. Adnan Oktar’ın tarikatı, Siyonizm düşmanlığını Yahudi düşmanlığı biçiminde genelleştirmekte ve ırkçılık yapmaktadır.
7. Adnan Oktar’ın tarikatı, Adnan’ın beklenen mehdi olduğunu progpaganda etmek için hadis kitaplarındaki uydurma mehdi hikayelerini seçerek ve evirip çevirirek sunmaktadır.
8. Adnan Oktar’ın tarikatı, köleleştirilen üyelerin çalışmalarının üzerine “Harun Yahya” ismini koyarak tarikat liderine maletetmektedir.
9. Adnan Oktar’ın tarikatı, benim kitaplarım dahil, çoğunluğu yabancı dilde yazılmış kitaplardan yapılan çalıntıları, hiçbir yabancı dil bilmeyen Adnan’ın kullandığı “Harun Yahya” ismine malederek pazarlamaktadır.
10. Kalabalıkları celbetmek için Adnan Oktar’ın tarikatı Sunni gözükür, ancak tarikat içinde Adnan’ın “ictihatları” ve mezhebi egemendir.
11. Farklı kaynaklardan gelen birçok habere göre, Adnan Oktar’ın tarikatı grup seks yapmakta ve “motor” diye niteledikleri cariyelerle anal seks yapmaktadırlar.
12. Adnan Oktar’ın tarikatı, para, politik bağlantıları, köstebekleri, ve çağdışı yasaları kullanarak tarikatten ayrılanların tarikatın sırlarını ifşa etmelerini engellemek için onların Internet’e astıkları tanıklıklarını sansür etmektedir.

Yukarıdaki ve şu anda hatırlamadığım nedenlerden ötürü ahtapotlaşan bir tarikata karşı mücadele veriyorum ve sizleri de buna katılmaya davet ediyorum.

Barış ile
Edip Yuksel


Adnan Hoca, Adnan Oktar, Edip Yüksel, Sansür kategorisinde yayınlandı

Adnan Oktar’ın Gizli Videoları

Ağustos 23, 2007
8 Yorumlar

Aşağıda Adnan Hoca karşıtlarının yaptığı bir site var. Sitenin içeriğine uzun uzadıya bakamadım ama ana sayfada Adnan Oktar’la yapılmış ve gizli kameraya çekilmiş bir röportaj var. Özellikle cemaatin yaptığı santaj videolarından bazılarının kendisinden habersiz yapıldığını ama bazılarını da kendisinin yaptırdığını söylediği yer ilginç. Hayır adamda pek hayır göremedim ben nasıl mübarek bir adam oluyor, tarikat kuruyor. Bu kadar kolay mı ya… Ortalık durulsun ben de kendi tarikatımı kuracağım. Eğer kestirme şekilde hak yolunu bulmak isteyen verse, kendi özgür idaresini ve sorumluluk bilincini kendisinden üstün gördüğü mübarek bir kişinin emirlerine takas ederek kurtuluşu hedefleyen arkadaşlar varsa yorum bıraksın, en kısa zamanda temasa geçeceğim. Hidayete beş kaldı inananlar, sabredin.

http://www.yahyaharun.com/yahyaharun/Default.aspx

Not: Adnan Hoca’nın wordpress sansürü için daha önce yazdığım yazı için buraya tıklayın.


Adnan Hoca, Adnan Oktar kategorisinde yayınlandı

Abdullah Gül’ün 1998 Christian Science Monitor Röportajı

Ağustos 23, 2007
Yorum Yapın

Birkaç gazetede Abdullah Gül’ün 1998′de Christian Science Monitor’idan Scott Paterson’a verdiği demeci cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde tekrar gündeme geldi. Daha önce de 1995′te Jonathan Rugman ile yaptığı bir röportajı ile laik çevreler tarafından eleştirilmişti Abdullah Gül.

Yine sevgili okurlarım için araştırdım buldum. Sağdan soldan dandik gazetelerden kırpılmış şekilde okumayın diye aşağıda röportajın Türkçe tercümesini yaptım. Zayıf olan İngilizce’me güvenmeyenler için de İngilizce aslını yazının sonuna koydum. Benim gördüğüm fazla yeni bir fikir açılımı yok, eskilerden bir demet sunmuş Abdullah Gül abimiz.

Mini Etekler ve Çarşaflar Camiler Arasında Yürüyebilir Mi? (20 Ocak 1998)

Türkiye’nin İslamcı Refah Partisi’nin mirasçıların listesinin başında eski devlet bakanı ve partinin ılımlı sesi Abdullah Gül var.

Yeni şekliyle varlığını sürdürebilmesi için İslamcı partinin, laik düşmanlarının Türkiye’nin İslami bir devrimin eşiğinde olduğuna dair korkularını yatıştırması gerekecek.

Sayın Gül’e göre bu korkular partinin gerçek amaçlarının abartılmasından kaynaklanıyor.

Gül’e göre partisinin istediği kadınlara İslami kıyafetleri zorla giydirmek, zorla İslami eğitim vermek veya İslam kanunları empoze etmek yerine Türkiye’de Batı ve İslami geleneklerin sentezi ve karşılıklı saygısı. Bazı radikal Refah çevrelerinde Türkiye’nin yıllardır süregelen laik geleneğinin geri çevrilmesi isteniliyorsa da Gül “Türban ve mini eteğin el ele yürümesinden” bahsediyor.

Bunun karşısında, ordu ve laik elitler çoğu zaman kendilerine İslam’ın açıkça kendini göstermesini engellemeyi görev biliyorlar – mesela devlet dairelerinde İslami kıyafet giymek yasak.

Sayın Gül “Bunlar laik elit tabaka değil, bunlar din karşıtı” diyor meclisteki ofisindeki röportajımızda. “Bunlar ateizm diye başka bir din yaratmaya çalışıyorlar. Asıl tolerans göstermeyenler laik insanlar, kendi hayat tarzlarını burada empoze etmeye çalışıyorlar.”

“Bütün bunları Batı dünyası için yapıyorlar ama Batı ülkelerine bakarsanız hiçbirinde böyle değil” diyor. “Bu ülkede bir partiyi kapatıyorlar ama bu parti mecliste en büyük grup olmaya devam edecek, yazık değil mi. Utanç verici.”

Gül Refah Partisi’nin liderlerinin iktidarda geçirdikleri bir yıl boyunca hatalar yaptığını kabul ediyor ama hiçbirinin kanunları çiğnemediğini iddia ediyor. Gül, İslamcı Başbakan Necmettin Erdoğan’ın Ramazan ayında verdiği iftarın Anayasa Mahkemesi’nin partiye kapatma kararındaki faktörlerden birisi oluşuna işaret ediyor.

“Bu ülkede bilge bir politikacı bunu yapmaz, çünkü bu olay başka bir şekilde yorumlanabilir” diyor Gül. “Ve bu ve buna benzer hatalarımızı Refah Partisi’ni kapatmak için kullanıyorlar. Bunlar politik açıdan yanlış hareketler olabilirler ama hiçbiri kanunsuz veya yasadışı hareketler değiller.”

Gül nüfusa göre belediyelerin üçte ikisinin Refah Partisi tarafından yönetildiğine ve icraatlerinin beğenildiğine dikkat çekiyor.

Ama bazı {laik} çevreler bize çok kötü bir imaj yaftalamak istiyorlar, çünkü bizimle rekabet edemiyorlar.” “Vatandaşlara hizmet etmeyi beceremediler, ve öz güvenlerini geri kazanmak için kendilerini kanıtlayacakları yerde bizi gayrimeşru göstermeye çalışıyorlar”

Eğer bizimle rekabet etmek istiyorsanız, malınızı satmayı (öğrenin)”

Can Miniskirts And Veils Walk Amid Mosques?

Scott Peterson, Staff writer of The Christian Science Monitor

479 words

20 January 1998

The Christian Science Monitor
High on the list of likely successors to the old guard of Turkey’s pro-Islam Welfare Party is Abdullah Gul, a former minister of state who is a moderate voice of the party.

To survive in a new form, the reworked Islamist party will be required to ease hard-line views that cause its secular enemies to fear that Turkey is ripe for Islamic revolution.

Such fears blow the party’s real and legitimate aims out of proportion, Mr. Gul says.

What his party wants is not enforced Islamic dress on women, enforced Islamic education, or imposed Islamic law, Gul contends, but a melding – and mutual respect – of the joint Western and Islamic traditions in Turkey. Though some Welfare hard-liners have called for turning Turkey’s decades-long secular tradition on its head, Gul speaks of the “Islamic headscarf and the miniskirt walking hand in hand.”

The military and secular elite, in their turn, often interpret their role as one that must prevent any overt manifestation of Islam – wearing Islamic dress in government offices is forbidden, for instance.

“They are not the ’secular elite,’ they are anti-religious,” says Gul, in an interview in his parliament office. “They want to create another religion, which is atheism. It’s the secular people who are not tolerant, and they want to impose their lifestyle here.

“They do all this for the sake of the Western world, but if you look at Western countries none of them are like that,” he says. “Isn’t it a shame for this country that they are closing the party, and still the party will continue as the largest group in parliament. It’s very shameful.”

Gul admits that Welfare leaders made mistakes during their year in power, but rejects that any of them broke the law. He points to the case of Islamist Prime Minister Necmettin Erbakan giving an iftar dinner party during the Islamic holy month of Ramadan – one of the examples used by the High Court in deciding to ban the party.

“In this country, maybe the wise politician wouldn’t do this, because it would be interpreted in a certain way,” he says. “But these are the kind of mistakes they are using to shut Welfare down. Maybe they are politically wrong, but none of them are unlawful or illegal.”

Two-thirds of the population is ruled locally by Welfare officials, he notes, and their work is largely appreciated.

“But certain {secular} circles create a very bad image of us – because they can’t compete with Welfare,” Gul says. “They failed to serve the people, to get their confidence, so instead of proving themselves they are playing us as illegitimate.

“If you want to compete with us, OK,” he adds. “Sell your goods.”


AKP, Abdullah Gül, Laiklik kategorisinde yayınlandı

Sansürün Arkasından Adnan Hoca Çıktı

Ağustos 21, 2007
2 Yorumlar

Birçok wordpress okuru ve kullanıcısı gibi ben de Türk Telekom’un siteye erişimi engelleme kararını anlayamamıştım. Olaydan birkaç gün sonrasına kadar Türk basınını tarayıp neler olduğunu anlamaya çalıştıysam da takip ettiğim hiçbir yayın organı bu konuya yer vermedi. Neyse en sonunda wordpress’ten açıklama geldi ve olayın arkasından eksisözlük’ü de kapattıran Allah’ın belası Adnan Oktar çıktı.

http://wordpress.com/blog/2007/08/19/why-were-blocked-in-turkey/ linkini takip ederek Adnan Hoca’nın avukatlarının wordpress’e yolladığı mektuba ve wordpress kullanıcılarının bu konudaki tartışmalarını okuyabilirsiniz.

Şikayete konu olanlar Adnan Hoca ve tarikatı ile ilgili aşağıdaki siteler. Sitelerin sahibi Edip Yüksel daha önce de Türkiye’de Adnan Hoca’nın açtığı davalar sonucu yargılanmış. Şahsım adına Adnan Hoca’nın kurduğu dinle alakası olmayan saçma sapan kült tarikatını eleştirdiği için saldırıya uğrayan Edip Yüksel’e geçmiş olsun diyorum ve mücadelesi için kendisini kutluyorum.

Ayrıca Adnancı avukatlar Kerim Kalkan ve Ceyhun Gökdoğan’ı akla ve insaniyete davet ediyorum.

Bugün itibariyle baktığımda wordpress şikayete konu olan sitelerin hiçbirini kapatmamış. Umarım bu böyle devam eder. Bizim yanlışımıza wordpress de uyacağına, belki Türk kanunları wordpress’ten ders alır.

http://adnanoktar.wordpress.com
http://adnanoktarveislam.wordpress.com/
http://fitikado.wordpress.com

http://oktarbabuna.wordpress.com
http://adnancilar.wordpress.com/
http://adnanoktarveislam.wordpress.com/
http://whoisharunyahya.wordpress.com/
http://adnanoktargercekleri.wordpress.com/
http://quiestharunyahya.wordpress.com/
http://harunyahyaarabic.wordpress.com/
http://safsataciharunyahya.wordpress.com/
http://savsatalaracevap.wordpress.com/

www.yahyaharun.com,

www.19.org

www.calinmisgenclik.com


Adnan Hoca, Adnan Oktar, Edip Yüksel, Sansür kategorisinde yayınlandı

Fatih 2. Asliye Hukuk WordPress’i Yasakladı

Ağustos 17, 2007
Yorum Yapın

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.

T.C. Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 Nolu Kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.

Bu kadar basit işte. Herhangi bir mahkeme neden olduğu belirsiz bir sebepten dolayı WordPress’e ve altındaki sayısız blog’a Türkiye’den erişimi yasaklayabiliyor. Ondan sonra herkes suçu birbirine atacak, Türk Telekom mahkeme kararı var diyecek. Mahkeme şikayet var diyecek. Ya bu kadar salak bu kadar saçma bu kadar alçakça bir uygulama olabilir mi ya? Dükkan mı kapatıyorsun, kahve mi mühürlüyorsun kardeşim? Koskoca internet bu ya… Göze yasak olmaz diye bir atasözü vardır, interneti yasaklamaya çalışan zihniyete ne demeli.

Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Allah belasını versin. Bunu da yasaklayın hadi. Oktar Babuna’nın, Adnan Hoca’nın da Allah belasını versin, bunu da yasaklayın. Gençler çoçuklar bebekler çekinmeyin, siz de bol bol esrar sarın, zihniniz açılsın, bedensel gelişiminiz sınıf atlasın. Hadi hep beraber. Bunu da yasaklayın.


Sansür kategorisinde yayınlandı

Hristiyan Elçiliği

Ağustos 15, 2007
Yorum Yapın

Blog’un başlığını “Türkiye’den ve Dünyadan Gözüme Çarpan Çarpıklıklar” diye attım ama şimdiye kadar Türkiye’yi yazmaktan dünyaya pek ayar veremediğimi farkettim. Bu konudaki eksikliğimi gidermek için, biraz da işin kolayına kaçarak ABD’yi seçtim. Bunun sebebi de son birkaç gün içinde gazetelerde çıkan Ankara’daki Pentagon özel temsilcisi Peter U. Sutton’ın Hristiyan Elçiliği adlı bir tarikatin tanıtım filminde oynadığı haberleri.

Öncelikle olayın kaynağına inme prensibimizden sapmayarak olayların ortaya çıkmasına vesile olan tanıtım filmlerini aşağıya koydum.

Hristiyan Elçiliği tarikatı web sitesinden de anlaşılabileceği üzere Pentagon, Savunma Bakanlığı çalışanlarını ve Washington’daki yabancı ülke diplomatlarını hedef alan bir kuruluş. Hristiyan Elçiliği’nin ana kuruluşu ise Campus Crusade for Christ diye 27 bin çalışanı olan bir kuruluş. Yukardaki tanıtım videosunda Sutton’un da içinde bulunduğu generaller, albaylar, Benin Büyükelçisi ve birkaç Amerikan kongre üyesi Isa’ya olan inançlarının kendilerine işlerinde ne kadar yardımcı olduğunu söylüyorlar. Kongre üyelerinin bir tanesi İsa’ya olan inancına aykırı olan karar almadığını söylüyor.

Türkiye’de insanlar şaşırmış olsalar da ABD’yi yakından takip edenler Amerikan toplumunda laiklik anlayışının hemen hemen olmadığını bilir. Dolayısıyla orduda görevli askerlerin üniformaları üzerindeyken bir tarikatın reklamını yapması aslında o kadar da büyütülecek bir olay değil. Zaten Pentagon’dan yapılan açıklamalara göre de bu askerlere hafif disiplin cezaları verilerek olay geçiştirilecek. Türkiye’de tarikat bağlantıları olduğu düşünülen askerlerin ordudan atıldığını düşünürsek arada dağlar kadar fark var. Bence bu farkın temelinde Türkiye’de din, rejim karşıtı olarak görülürken ABD’de muhafazakar dindarların oy deposu olarak görülmesi yatıyor.

Neyse çok detaya girmiyorum. Amerika’da laiklik konusunda ayrı bir yazı yazacağım yakında.


Gündem kategorisinde yayınlandı

DTP’nin Özeleştirisi

Ağustos 13, 2007
Yorum Yapın

Bianet.org’da DTP’nin seçimlerinin ardından parti meclisi toplantısında özeleştiri yapması yer buldu. Habere buradan ulaşabilirsiniz. DTP’nin bu çalışmadan sonra yaptığı açıklamada dikkat çeken birkaç unsur var.

Öncelikle DTP geçen seçimlerde yoğun olarak oy aldığı doğu illerinde AKP’ye oy kaybetmelerinin sebeplerine değinmiş. Bu noktada AKP’nin “Kürt sorununda diğer partiler gibi retçi konuşmamasının” etkisi olduğunu belirtmişler. Bunun dışında Kürt halkının CHP – MHP koalisyonundan duyduğu korku karşısında AKP’ye yönelmiş olabileceği söylenmiş ki buna katılmamak mümkün değil. Irkçı MHP ve küçük kardeşi CHP’nin Kürt sorununa kanlı bir yaklaşımdan başka bir çözüm öngörmeleri mümkün değil. Doğuda AKP’nin zaferinin bir diğer sebebi ise bölgede artan tarikatçılık olarak değerlendirilmiş.

DTP’nin raporunda partinin seçimlerdeki hatalarına da değinilmiş. Baskın Oran’ın aday olduğu İstanbul 2. Bölge’de DTP’nin ikinci bir aday göstermesinin hata olduğu kabul edilmiş. Ayrıca seçimlere girerken DTP’nin kimlik ikileminde kaldığı, Türkiye’nin tüm ezilenlerini, emekçilerini temsil eden bir parti mi yoksa Kürt demokratik değerlerini savunan bir parti mi olduğu konusundaki kararsızlıkların oy oranını düşürdüğü belirtilmiş. Bu noktada DTP’nin Kürt kimliğinden sıyrılmasının çok zor olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar geçtiğimiz seçimlerde Bin Umut Adayları projesi kapsamında bağımsız, demokrat, aydın adaylara destek vermişlerse de kamuoyunda DTP hala Kürt milliyetçisi bir parti olarak görülüyor. Eğer DTP partinin ismini kullaranak seçime girseydi, Kürt olmayan seçmenlerden oy alamazdı. Dolayısıyla eğer DTP’nin Türkiye’nin partisi olmak gibi bir amacı varsa öncelikle kabuk değiştirmeli. Yönetici kadrosunda Kürt kökenli olmayanlara yer vermeli, meclis çalışmalarında Kürt sorununa değindiği kadar türban sorununa, demokrasi sorununa, insan haklarına, 301. maddeye ve cinsel haklara da değinmeli. Bütün bunlar gerçekleşse bile DTP’nin Türkiye geneline açılabilmesi yine de çok zor. Belki de bu amaca ulaşmanın en makul yolu ilerde yeni bir parti çatısı altında aydınları, demokratları, Kürtler’i ve ezilen toplum kesimlerini eşitlikçi bir çatı altında bir araya getirmek.


Gündem kategorisinde yayınlandı

Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu Raporu

Ağustos 10, 2007
2 Yorumlar

Baskın OranEn sonunda fırsat bulup Baskın Oran’ın yargılanmasına sebep olan “Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu Raporu”nu okuyabildim. Konuyla haşır neşir olmayanlar için özet geçiyorum. Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu tarafından azınlıklar üzerine akademik bir çalışma yapması için görevlendirilen Baskın Oran ve diğer akademisyenler hazırladıkları raporu komisyonlarda 1.5 sene tartıştıktan sonra 2004 senesinin sonuna doğru açıklıyorlar. Rapor açıklandıktan sonra da devlet bölücülük yapmak suçundan 5 yıl hapis istemiyle dava açıyor raporu hazırlayanlara. Olayın Aziz Nesin hikayelerine ne kadar benzediğinin siz de farkındasınızdır. Devlet yap diyor, sonra da yaptığın için dava açıyor. Neyse lafı uzatmadan raporda bahsedilen birkaç ana konuya değineyim, teferruatını yukardaki bağlantıdan okuyabilirsiniz. Ayrıca açılan davada Baskın Oran’ın savunmasına da bu bağlantıdan erişebilirsiniz. Olayın kendisinin dışında savcılığın iddianamesi de ayrı bir komedi zaten.

Baskın Hoca öncelikle Türkiye’deki azınlık kavramının çağın gerisinde kaldığından bahsediyor. 1923 Lozan’da sadece Türkiye’deki bazı ayrimüslimlerin (Ermeni, Rum, Musevi) azınlık kategorisine alındığını ve diğer azınlıkların devletçe tanınmadığını söylüyor. Ayrıca raporda dikkat çekilen bir diğer husus ise Lozan Antlaşması’na göre vatandaşların istediği dili ticarette, açık kapalı toplantılarda ve basın, yayın organlarında kullabilmesi maddesi. Bu kurula bugün gelinen noktada bile ne kadar riayet edildiği şüpheli.

Raporda eleştirilen bir başka unsur ise anayasının üçüncü maddesindeki Türk devletinin dili Türkçe’dir ibaresi. Baskın Oran devletin dili olamayacağını, olsa olsa devlet işlerinde kullanılacak resmi bir dil belirtilebileceğini söylüyor. Anayasada laiklik ilkesine göre devletin dini de olamayacağı söyleniyor ama devlet kontrolündeki Diyanet İşleri Başkanlığı pekala Sünni Müslüman inancına hizmet veriyor. Rapordaki ifadeyle benim nacizane anayasa yorumumu yan yana koyarsak TC’nin etnik (Türk) ve dini (Sünni Müslüman) duruşu ortaya çıkıyor, ana adı, baba adı, bir de kan grubu koyduk mu tastamam bildiğimiz kimlik işte. Polis yeni yasaya göre istediği yerde durdurup sorarsa gösteririz.

Raporun geri kalan kısmında devletin kanunlarından ve Yargıtay kararlarından yola çıkarak, resmi devlet ideolojisinde Türk kelimesinin bir üst-kimlik değil, etnik anlam ifade eden bir alt-kimlik olarak öne çıktığı gösterilmiş. Mesela birçok kanunda ve yargı kararında gayrimüslim TC vatandaşları için “yabancı uyruklu TC vatandaşları” “memleket içindeki yerli yabancılar” gibi eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan ifadeler kullanılmış. Ondan sonra genelkurmay çıkıp “Ne mutlu Türk’üm demeyen bu ülkenin düşmanıdır ve öyle kalacaktır” diyebiliyor. Herşeyden önce devletin kendisi ve kurumları Türkiye’de yaşayan azınlıkları Türk’ten saymıyor, ondan sonra da etnik Türk etiketini gururla taşımadıkları için bu azınlıkları düşman ilan ediyor. Bu mantık düğümünde hep beraber ikinci defa Aziz Nesin’i saygıyla analım.

Son olarak kendimden bir iki inciyle bitireyim. Türkiye’deki azınlıkların kendilerini bu devlete ve topraklara yabancı hissettiren resmi ideolojinin önüne geçmek için Türkler’e verilmiş her hakkın onlara da verilmesi lazım. Eğer Türkler’in Türkçe televizyon kanalı, okullarda Türkçe dersi varsa, aynı haklar Ermeniler’e Süryaniler’e de verilmeli. Hatta devlet bu konuda herkese ön ayak olmalı. Sonuçta bu halkın vergileri TRT’yi ayakta tutuyorsa, vergi veren Kürtler’in de Kürtçe yayın izleme hakkı olduğunu kabul etmeliyiz. Ancak bu sayede, Baskın Hoca’nın deyişiyle, “zorunlu vatandaşlar” “gönüllü vatandaşlara” dönüşebilirler. Bunun olabilmesi için de herşeyden önce Türk Sünni Müslüman çoğunluğun toplumdaki baskın rolünden vazgeçmesi ve azınlıklarının ezilmesine göz yummayı bırakması gerekir.


Azınlıklar, Baskın Oran, Ermeni, Kürt kategorisinde yayınlandı

Bana Ulaşan Arama Terimleri

Ağustos 7, 2007
1 Yorum

 WordPress’in güzel bir özelliği var. Bu siteye ulaşan insanların arama motorlarında hangi kelimeleri aradıktan sonra bu sayfaya geldiklerini söylüyor. Arada gözüm kayıp bakıyorum, çok ilginç şeyler çıkıyor. Bazıları çok mantıklı mesela sürekli şehit cenazesinde Hrant Dink’e gönderme yapan Giresun Jandarma Komutanı Dursun Ali Karaduman’la ilgili aramalar oluyor. Ama son bir haftada aşağıdaki aramalarla bu siteye ulaşılmış ki bazıları tamamen kel alaka, bazılarını bir arama motoruna yazılmış olması bile garip. Takdirinize sunuyorum. Özellikle PKK sex ve faşist seks terimlerini aratan arkadaşlar neye ulaşmayı amaçlıyorlardı, onu çok merak ettim.

  • Babasının koyduğu isimler yüzünden
  • PKK sex
  • Polis olmanın en zor yanı
  • Derin devlet film
  • iş yerimi aramak isteyen polis
  • abdulkadir aksu wikipedia türkleri
  • FAŞİST SEKS
  • TÜRK İŞKENCELERİ
  • kahrolsun öcalan
  • uzlaşmaz deniz baykal
  • okul yönetiminde kriz

Gündem kategorisinde yayınlandı

Türkiye’de Kriz: Avrupa Yolunda Yeni Bir Engel Mi?

Ağustos 7, 2007
1 Yorum

Radikal gazetesinde Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün Türkiye üzerinde hazırladığı Türkiye’de Kriz: Avrupa Yolunda Yeni Bir Engel Mi? başlıklı rapor hakkında bir rapor çıktı.

Raporun özetini elimden geldiğince Türkçe’ye çevirdim. Metinin orjinalini buradan ulaşabilirsiniz. Özet kısmı kabaca şöyle:

Türkiye’de devam etmekte bulunan krizi şu etkenlerin ışığında değerlendirmek gerekir: ikiye bölünmüş bir toplum, zayıf bir politik sistem, Doğu Anadolu’daki düşük yoğunluklu isyan, ve ordu egemenliğinde, Kemalizm adı verilen devlet ideolojisine derinden bağlı iktidar zümresi. Kemalistler politik İslam’ı, Kürt milliyetçiliğini ve Avrupa liberalizmini ana rakipleri olarak algılamaktalar. Bu ve bu çalışmada açıklanan diğer sebepler yüzünden, kökleri politik İslam’a dayanan AKP ve ordunun karşı karşıya gelmesi sadece bir an meselesiydi. Halihazırda 2003 ve 2004’te ordu etkin olarak AKP’yi iktidardan devirme yollarını araştırıyordu. Ancak ordunun halk desteğini çekmesi ve halkı protesto için sokaklara dökmesi için Türkiye’de “Avrupa yorgunluğunun” birikmesi ve laik orta sınıfın AKP’nin iddia edilen gizli İslamı planlarından korkusunun artması gerekti.

Bu çalışmada gösterileceği gibi, Türk toplumunun yavaşça İslamcılaşması endişe duyulması gereken bir nokta ancak AKP’nin bunda oynadığı rol çok ufak veya hiç yok. Diğer yanda, ordunun Kemalizm’in laik yönlerini kucaklaması 1980 darbesi akabinde yine aynı ordunun İslam’ı desteklediği göz önüne alınırsa garip kaçabilir. Ancak, şu an gelinen noktada politik İslam’dan çok ordunun Cumhurbaşkanı ve Başkumandan olarak İslami kökenli ve AB yanlısı bir adayı kabul etmemekte ısrarcı olmasının payı var.

Haziran çıkışlı raporun orjinal ismi “Crisis in Turkey: just another bump on the road to Europe?”. Yazarı da Walter Posch. Raporun tam metnine buradan ulaşabilirsiniz ama ben yine okuduğum önemli noktalara dikkat çekmek istedim:

Yazar öncelikle uzunca ordunun AB’ye karşı çıkmasına değinmiş. AB’nin demokratikleşme kriterlerinden biri de ordunun iktidar üzerindeki etkisinin kalkması olmasından dolayı TSK’nın AB’ye uzak durduğunu belirtmiş. AB ve demokratikleşmenin Kemalizm’in politikadaki pençelerini kaldıracağını söylemiş.

Daha sonra uzun uzadıya Nokta dergisinde yayımlanan darbe günlüklerinden bahsetmiş. Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün darbeye karşı çıktığı fakat kuvvet komutanlarının AKP’yi devirme planları yaptığından bahsetmiş. Darbeci komutanların Aydın Doğan’la buluşup TSK’nın halkın desteğini arkasına alması konusunda yardımcı olmasını istediklerinden bahsetmiş. Özellikle Şener Eruygur’un diğer komutanlardan daha aceleci bir şekilde darbe planları yaptığından ve darbeyi 2004′te yapmayı istediğine değinmiş.

Yazarın bunların dışında biraz daha bilindik konularda yaptığı güzel ve isabetli tespitler var. Ama AKP’nin seçimlerden zayıflayarak çıkacağını tahmin etmiş ve seçim sonuçlarını önceden pek kestirememiş olması kendisine olan güvenimi biraz sarstı. Yine de analizleri ve dipnotları açısından bile önemli bir çalışma, özellikle de AB’nin resmi bir kuruluşu tarafından yayımlanmış olması AB’nin Türkiye’ye bakış açısını yanstıması açısından önemli.

 


AKP, CHP, Gündem, Ordu, Türk Silahlı Kuvvetleri kategorisinde yayınlandı

Hitler Mizahı

Ağustos 6, 2007
Yorum Yapın

Eksisözlük’te faşistler ve gülmece başlığı altında şu videoya yer verilmiş. Ne desem bilemedim, tam bir trajikomedi. Bir de yorumlarda Türk vatandaşın biri yine küfür etmiş. Zaten youtube’da Türk adam kavgaya karışmasa içi rahat etmez.


Gündem kategorisinde yayınlandı