Saldıray'dan Memleket Manzaraları

Tatil Bitti

Tatil

Tatildeydim, yazamadim, ama geldim artık. Su resimi bırak, düşen uçakların, her zamanki piskopatların arasına geldik yine…


Posted in Gündem

Milliyet Yine Linç Provakatörlüğüne Başladı

Basınımızın utanç kaynağı Milliyet yine saçma sapan işler yapmaya devam ediyor. DTP’nin kapatılması için günlerdir taraflı ve hatta gerçek dışı haber yapan Milliyet bu sefer de mill takım oyuncularına kafayı taktı.

Milliyet milli takım oyuncularının Avrupa Şampiyonası’na katılmaları halinde alacakları primleri şehit ailelerine vermesi için baskı yapmaya başladı. Olmayan vatandaşların ağzından alıntı haber yapan Milliyet, terör yangınına körükle gitme politikasına sporu da alet etmeye başladı.

Bir de haberci olacaklar, utanmadan bir de okuyucuların yazdıkları yorumları yayımlamışlar. Kendi piskopat bakış açılarını 10-15 piskopatı da yanlarına alarak iyice pekiştirmek istemişler.

Prim çoktur azdır, farketmez, bizi ilgilendirmez. Adalet tüccarı mısın Milliyet, onun parasını alıp buna dağıtıyorsun? Şehit ailelerine yardım etmeye çok niyetliyse Aydın Doğan versin paraları, ne de olsa futbolcuların hepsinden zengin.


Posted in Gündem, Medya

Sen Kimsin Nil?

Medyamız sağolsun, kundaklık bebeğe mama verir gibi, halkımızı saçma sapan haberlerle beslemeye (ve zehirlemeye) devam ediyor… Zaten eğitim seviyesi pek de yüksek olmayan Türkiye halkını iyice aptallaştırmaya kararlı olan medyamız, zaman zaman bu aptallaştırma sürecine ağırlık veriyor. Her sürecin olduğu gibi bu zeka bastırma sürecinin de kendisine göre kahramanları var.

Peki Türk halkının dimağını bağlayan, zamanını çalan, analitik güçlerine narkoz olan bu şerefsiz kahramanlar kimler? Aslında o kadar çok var ki, nerden başlasam nerde bitirsem bilemiyorum. Düşündükçe kafamdaki liste çoğalıyor, liste çoğaldıkça hain medya amacına varıyor, oturduğum yerde aptallaşıyorum. Listeye başlamadan önce bu utanç listesinin oyuncularının ortak özelliklerine değinelim çabukça…

Bu mikropların birçoğu saman alevi gibidir, çok koşar çabuk yorulurlar… Birkaç gün içinde sıfırdan tepeye çıkarlar, ortalığı bir süre kasıp kavurduktan sonra yine geldiklere yere kaybolurlar. Burda bir parantez açmak lazım. Bunlardan zirveyi mesken tutmuş olanları vardır ki, bunlar mikroptan çok parazit kategorisine girerler. Bu parazitler medya dünyasının anatomisini çözerekten sürekli gündemde kalmanın, halkı aptallaştırmayı mütemadi kılmanın yollarını bulmuşlardır. Mikroplardan çok bunlardan korkulmalıdır, zira hem insanın kanını emer, hem de marifet yapmış gibi teşekkür beklerler…

Yeri geldiğinde bu mikropların birçoğu kendilerinin gündemi işgal etmek istemediklerini ama medyanın onları bir türlü rahat bırakmadığını söylerler. Aslında bu yaptıkları bir yerde “istemem cebime koy” demekten hiç de farklı değiller. Medyanın onların peşini bırakmayacağını bildikleri için böyle serzenişte bulunurlar. Yoksa onlar ilgisiz yaşayamazlar, aptallaştırmadan durmazlar.

Bu medya mikroplarının en sonuncusu da son günlerde peydah olan Nil Demirkazık… Kelimenin tam anlamıyla “ne idüğü belirsiz” bir yaratık. Nerden geldi, nerden çıktı, neden ünlü gibi soruları düşünürken bile beyin hücrelerimizin intihar teşebbüslerine şahit oluyoruz. AKP’nin peşinde koşup ünlü olmaya çalışıp yüz bulamayınca bu sefer de DTP’de kendine bir yer edinmeye çalışmış. DTP yöneticileri de bir şekilde bu tuzağa düşmüşler, ünlü olmaya çalışmasının dışında ünlü olmasını gerektirecek hiçbir meziyeti olmayan bu manyağın amacına ulaşmasına alet olmuşlar. Bir de şimdi 301′den dava açılmış… Hiçbir şeye üzülmem de birçok demokrasi kahramanımıza kıyan 301′in böyle etten püften bir deliye tenezzül etmesine üzülürüm. En nihayetinde Yaşar Kemal, Hrank Dink, Orhan Pamuk ve daha niceleriyle ortak bir noktası olmuş oluyor Nil Demirkazık’ın… İşte beni de en çok yıkan bu ya…

Gelelim kısa kısa diğer mikroplara. Listemizin elbette tüm zeka hırsızlarını kapsaması mümkün olamaz ama elimizden geldiği kadar en zararlı bulduğumuz haşerata değinelim.

Erman Toroğlu: Eski hakemken stüdyoya terfi eden bu adam, her hafta milletin ağzına baktığı bir alim haline gelmiş. Gören Fransa’nın vicdanı Jean-Paul Sartre sanır. Utanmasız bir şekilde sağa sola laf atmasından, cevap verme hakkı olmayan ve kendisine cevap vermeye tenezzül bile etmeyen bir sürü insana saldırmasından tutun, ara ara gündemi yakalamak için ettiği küfürlere ve terbiyesiz laflara kadar varır Erman’ın eşşeklikleri. Kendisi hem uzun süredir gündemde kalmayı bilmesi ve Türk’ün müthiş zekasına verdiği zarar nedeniyle “parazit” kategorisinden giriş yapıyor listemize.

Hasan Mezarcı: Atatürk’e hakaret ederek gündeme oturan, daha sonra kendini sokan akrep misali saçmalıklarına kendini de kaptıran ve kendisi mesih ilan eden eski Refah milletvekili… Önce küfür içeren videolarını izlemiştik. Daha sonra sapsarı giydiği uzun kaftan biçimli bir kıyafetle kendini mesih ilan ederken gördük televizyonlarda. Uzun süre gündemde kalamayarak aklımıza kalıcı bir zarar veremediği için kendisini “mikrop” olarak sınıflandırıyoruz, şimdilik. (Google’a milletvekili ve mesih yazınca bu adam çıkıyor karşınıza, var mı böyle bir karışım başka yerde?)

İbrahim Tatlıses: Amele, türkücü, televizyoncu, yönetmen, oyuncu, iş adamı, mafya ve milletvekili adayı. Her hareketi akıllara zarar, nerden geldiği nereye gittiği bilinmeyen bir adam. Ünlü olmasının sebebi güzel şarkı söylemesi ama gündemde başka sebeplerden kalması, ve zeka düşmanı olması sebebiyle listeme girmeyi haketti. Özellikle takıldığı dansözü sürekli dövmesi, eski karısını ve başkalarını vurdurması, televizyonda türlü şaklabanlıklar yapması, ve de en son olarak Bodrum yerine Urfa’dan milletvekili adayı olması bizim için bardağı taşırdı. Kendisine şerefsiz kahramanlar listesinin en yüksek nişanı olan “über-parazit” madalyasını layık gördük. Vatana millete hayırlı olsun.

Hülya Avşar, Helin Avşar, Kaya Çilingiroğlu: Hülya’nın çektiği üç beş filmden kazandığı şan şöhret yaklaşık yirmi senedir ye ye bitmiyor. Hatta öyle bereketli bir şöhret ki bu kadının kardeşi, kocası, çocukları bile nasipleniyorlar bundan. Hatırlayalım senelerce oynadığı iki kuruşluk tenisle, bu mazbut sporun Türkiye’deki umudu oldu Hülya Avşar. Sonra yaptığı klipler, verdiği pozlar onu yine gündemde tuttu. Daha sonra kocasının aldatması Türkiye’nin milli namus davası oldu. Affetsin mi affetmesin mi diye referandum yapılacaktı, direkten döndük. Bir çocuğu oldu, nerdeyse canlı yayında yapacaktı doğumu. Sonra bir de bela kardeşi var. Hadi ablan iki üç sanat birşeyler karaladı, sen ne yaptın Helin? Çorbacıda sevişti, tüm Türkiye’nin yüzü kızardı. Ülkemizin fütursuz hatunlarının tercümanıydı sanki. Yıllar yılı, bıkmadan usanmadan Türkiye halkının akıllanmaması için elinden gelen herşeyi yapan bu kadroya ailecek “parazit” ünvanını veriyorum. Ha bir de utunmadan Hülya Avşar koskoca Tanju Çolak’ı yedi bitirdi. Herşeyi affetsek bile bunu affetmez bu halkın vicdanı. Beter ol Hülya…

Bülent Ersoy: Önce cinsiyet değiştirme operasyonu, daha sonra Cem Adler ile evlenmesi, en son olarak da Armağan diye biriyle evlenmesi ve bu arada ayrılıp barışmalarla gündemi yakalayan Bülent Ersoy belki de bu listede olmayı en çok hakedenlerden. Sesi iyi güzel de, özel yaşamını hiçbir noktada kamuoyundan sakınmamış olması. Bir de bu kadar salak hareketin üstüne hala “ağır abla” takılması onu bu listeye soktu. Bir de Orhan Baba’ya saygısızlık yapınca kendisine “parazit” sıfatı vermemiz kaçınılmaz oldu.

Banu Alkan: Yirmi sene önce iki üç tane film çektikten sonra yine ünlü olma sevdasına düşen bu iğrenç kadın da az IQ kaybına sebep olmadı. Sarkmış göğüşleri ve dobi vücudunu Türkiye’yi tiksindirmek pahasına sergilerken, yaptığı aptalca konuşmalar, kulak tırmalayan şarkıları ve sevgilisinden yediği dayak ile milletimizin muasır medeniyetler seviyesine ulaşamamasında büyük rol oynadı. Bütün bunları yaparken gösterdiği bilinç ve mahareti dikkate alıp kendisine “HIV virüsü” yakıştırmasını yaptıyoruz. Nitekim bir yerde kendisinden sonra gelecek mikroplar için halkımızın bağışıklık sistemini çökerterek yol açtı.

Neyse bunlar bu tükenmez listenin sadece birkaç elemanı. Daha kimler kimler var. Son olarak da bu maymunları ekranlarımıza taşıyan, kapılarında nöbet tutan medya sahipleri ve çalışanlarını da listemize alalım. Onlar pohpohlamasalardı bu manyaklar oturma odalarımıza kadar hiçbir zaman giremeyeceklerdi. Ama halkımızın aptallaşması kendilerinin de menfaatine olduğu için bu fırsatı kaçırmadılar ve ellerinden geleni yaptılar. Dolayısıyla Milliyet, Hürriyet, Sabah, Takvim, Vatan, Tempo, Kanal D, ATV, ShowTV başta olmak üzere tüm yazılı ve görüntülü basın üyelerimize de bu mikroplar listesine “parazit” ünvanıyla giriş yaptırıyorum.


Kaçırılan Askerlerin Ardından

PKK tarafından kaçırılan askerler Türkiye’ye sağ salim döndüler ama bizim kan içici medyamız ve politikacılarımızdan bunu beğenmeyenler oldu. Pusuya düşmek kendi suçlarıymış, sağ kalmaları bir suçmuş gibi derinden ve içten bir kin ile üstü kapalı göndermeler yapılmaya başlandı. Hemen ufaktan analizine başlayalım…

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Türkiye’ye getirilen 8 askerle ilgili olarak, “Bir Türk askerinin birkaç tane çapulcuyla birlikte gitmiş olduğu gibi bir izlenim beni rahatsız etti” dedi. Şahin, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin 82. kuruluş yıldönümü törenine gelişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, Dağlıca’daki terörist saldırı sonrası irtibat kesilen 8 askerin Türkiye’ye getirilmesiyle ilgili soruları üzerine, şunları söyledi:
“Öncelikle askerlerimizin, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının herhangi birinin ya da bir bölümünün bölücü terör örgütünün eline geçmiş olmasından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak büyük üzüntü duyduğumu belirtmeliyim. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hiçbir mensubu böyle bir duruma düşmemeliydi. Dolayısıyla kendilerinin kurtulmuş olmasından fazla bir sevinç duyamadığımı ifade etmek istiyorum. Bu benim kişisel değerlendirmemdir.”

Sevinmediğini biliyorum Mehmet Ali. Sevinecek birşey yok zaten ortada, şehit olsalardı cennetin top 10 listesine peygamber katından giriş yapacaklardı bu gençler, şimdi sen ve senin gibilerin elinde işkence çekecekler. Basınımızın Drakula’sı Hürriyet’in haberleri burda da kalmıyor. Kaçırılan askerlerin sorguya çekileceğini söylüyorlar.:

Hakkari’deki hain saldırının ardından 14 gün irtibat kurulamayan 8 asker dünden beri istihbaratçılar tarafından sorgulanıyor.

Hakkari Dağlıca’daki hain saldırının ardından irtibat kurulamayan ve dün TSK bünyesine tekrar katılan 8 asker,şu sıralar istihbarat yetkilileri tarafından sorgulanıyor.
İstihbarat birimlerinden sonra 8 asker, askeri savcı tarafından sorgulanacak. Sorgulamanın ardından askerler hakkında dava açılıp açılmayacağına karar verilecek.

İŞTE ASKERLERDEN CEVABI ALINACAK SORULAR:

1- Baskın nasıl yapıldı?
2- Baskında kimler kusurluydu?
3- Gönüllü olarak teslim olan oldu mu?
4- Aralarında köstebek var mı?
5- Uçurulan köprüden geçiş saatlerini terör örgütüne bildiren birileri var mı?
6- Terör örgütü propagandası yapan televizyona çıkıp teröristler için “gerilla” ifadesini kullanan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni rencide eden ifadeler kullanan askerler, bunu kendi rızaları ile mi yoksa baskı altında mı söylediler?
Hatırlanacağı gibi görüntüler daha sonra Yotube’da yayınlanmıştı.

Dikkatinizi çekerim sorulacak sorulara… Baskında kimler kusurluydu? Devlet ve TSK sorumluydu, terörün üstüne senelerdir silahla gittikleri için, halkın sesine kulak veremedikleri için. Gönüllü olarak teslim olan oldu mu? Bu nasıl bir sorudur bir kere… Teröristler köprüyü uçurup kendilerinden sayıca az olan askerleri vadinin dibinde sıkıştırmadılar mı? 15 asker ölmedi mi? Kazanılamayacak bir mücadelede silah sıkarken ölmek mi yeğdir yoksa aklın yolunu seçip teslim olmak mı? Ama burda aslında önemli olan sorunun kendisi. Bir yerde köşeye kıstırılmış olsan bile kurşun atmaya devam edeceksin, esir düşüp bu devletin karizmasını çizeceğine geberip gideceksin, biz de senin arkandan atıp tutacağız, şöyle yiğitti, böyle yiğitti diye denmek isteniyor. PKK’ya esir düşmüş askerin canlısını teslim alacağıma cenazesini kaldırırım daha iyi denmek isteniyor… Kimse bunu açık açık söylemeye henüz cesaret edemediyse de satır aralarında belli oluyor kurtulan askerlere duydukları nefret…

Sonra hiç de şaşırtmayan bir haber daha…

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Dağlıca’daki terörist saldırının ardından irtibat kesilen 8 Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personelinin Türkiye’ye getirilmesi süreciyle ilgili olarak DTP’li milletvekilleri Osman Özçelik, Aysel Tuğluk ve Fatma Kurtulan hakkında inceleme başlattı.
Başsavcılığın, Irak’ın kuzeyine giden DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Siirt Milletvekili Osman Özçelik ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan hakkında, Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu çerçevesinde inceleme başlattığı öğrenildi.

Yine bilinçaltı devreye giriyor burda. Askerlerin kurtulmasından memnun olmayan, bu olaya sevinmeyen adalet sistemimiz bu çocukların bırakılmasına vesile olan milletvekillerine inceleme başlatıyor… DTP’nin Kürt partisi olduğunu, DTP’ye oy veren seçmeninin PKK ve Apo’ya sempati duyduğunu anaokulundaki çocuklar biliyor. Ama birileri sanki yeni uyanırmış gibi sürekli ateşliyor ortamı. “Vay efendim sen Apo’ya nasıl terörist demezsin”… Demez tabii, adamı seçenler Biji Serok Apo diye bağırıyor Diyarbakır’da, nasıl bir mantıkla Apo’yu lanetlemesini bekliyorsun ki…

Neyse Mehmet Ali’nin iğrençlikleri ne yazık ki burda bitmiyor…

Bakan Şahin, törenden ayrılırken bir gazetecinin, “8 askerle ilgili sözlerinizi biraz açabilir misiniz?” şeklindeki sözleri üzerine, “Ben bu askerlerimizin operasyonla ilgili o gece bu teröristlerle birlikte gitmiş olmasını bir Türk vatandaşı olarak içime sindiremedim” dedi.
“Kaçırıldıkları yönünde haberler vardı. Kaçırılmadılar, teslim mi oldular?” sorusuna karşılık Şahin, “Hayır. Böyle bir beyanda bulunamam. Bir Türk askerinin birkaç tane çapulcuyla birlikte gitmiş olduğu gibi bir izlenim beni rahatsız etti. O nedenle terör örgütünün propagandasına zemin hazırlandı. Bizim askerimiz, bizim Mehmetçiğimiz vatanı korurken gerektiğinde her an şehit olmayı göze alan bir askerdir.
Tabii onların şu anda yurda dönmüş olmaları ailelerini, kendilerini mutlu etmiştir, vatandaşlarımız da bundan memnuniyet duymuş olabilirler ama benim içimde böyle bir uhde kaldı. Bunu sizlerle paylaştım. Bu benim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu olaylarla ilgili bir değerlendirmemdir.”

Oldu olacak al Mehmet Ali silahı, sık bu çocukların kafasına, hem sen mutlu ol hem de Türkiye’nin namusu temizlensin. Töremiz böyle değil mi zaten. Mahkemeler de suçun aşırı tahrik altında işlendiğine karar verecektir zaten.


Posted in PKK, Terör, tsk