Saldıray'dan Memleket Manzaraları

Kahrolsun Papa, Yaşasın Özgürlük

Ocak 16, 2008
2 Yorumlar

Basınımızın pek üstüne gitmediği bir haber gördüm demin. Papa’nın Roma’daki La Sapienza (Bilgi) Universitesi’ne yapacağı ziyaret öğrencilerin protestoları yüzünden iptal edilmiş.

Öğrencilerin protesto gerekçesi de o kadar güzel ki, akşam akşam keyfim yerine geldi valla. Yanlış anlamayın Hz. Muhammed’e çirkin yakıştırmalar yaptığı için protesto edilmemiş bu sefer Papa.

Öğrenciler Papa’yı 1990′da yaptığı bir konuşmada Galile’nin davasında Katolik Kilisesi’nin adil davrandığını söylediği için protesto etmişler.  Tabii bunun yanında böyle bir mentalitenin temsilcisinin bilimin laikliğine yakışmaması gibi bir endişe de var. Akademisyenlerinden de destek verdiği kampanya sonrası Papa ziyaretini iptal etmiş. Buraya kadar herşey mükemmel nerdeyse de Prodi, Berlusconi ve diğer alçak politikacılar Papa’ya arka çıkmışlar. Neyse artık oy kaygısı vesaire, o kadar da olacak.


Gündem kategorisinde yayınlandı
Tags: ,

Atatürk New York Times’da

Ocak 16, 2008
Yorum Yapın

Gün geçmiyor ki Türkiye yabancı basının gündeminde yer almasın. Dış basında her Türkiye haberi gördüğümde korkuyorum çünkü illa tatsız bir olaydan bahsedileceğini biliyorum. Yabancı basın taraflı olduğundan değil de Türkiye dünyanın gündemine olumlu bir haberle oturamayacağı için.

Neyse New York Times’da bugün Atatürk ile ilgili bir haber çıktı. Türkiye’nin bu günlerde Atatürk’ün anısına nasıl daha da sarıldığından ve Anıtkabir’e rekor sayıda ziyaretçi geldiğinden bahsediliyor. Yazarın tonundan belli ki o da bu tarifsiz sevgi ve hayranlığın kaynağını tam olarak anlayamamış. Buralarda ilkokula gitseydi çok kolay anlardı da, neyse…

Bunlar tatsız konular. Zaten Küçük Prens diktatör demiş ulu önderime… 301′den yargılansın Küçük Prens. Hepimiz Prens’iz diye yürüyelim vs vs vs…


Atatürk kategorisinde yayınlandı

Metin Göktepe’nin Ardından Bir Düzine

Ocak 8, 2008
2 Yorumlar

Televizyonda Powertürk çalıyor. Yarı çıplak kadınlar anlamsız kelimeler bağırıyorlar. “Ne sözlerin tadı kaldı, ne şarkılar seni andı” diye başlıyor bir tanesi.

Arkadaşım “Ben uzaklara gitmeden akalım şu mekanlara abi” diyor, “Kafaları da çekeriz bi güzel, rakı portföyümüz de tamam zaten”.

“Seni bana Allah gönderdi” diyor kız, “Eski çocuk memnun edemiyordu beni yatakta, yetişemiyordu hızıma” diyor.

Konuşuyor birileri, fener diyor, cimbom diyor, vur kur parçala, pat pat patlat, keşke ölselerdi, yaşamaları yakışmadı diyor.

12 sene sonra aklıma Metin Göktepe geliyor. Vurdumduymazlığımla, kabullenmişliğimle, korkaklığımla, bukalemunluğumun tüm renkleriyle yüzleşemeden hatırlıyorum onu. Boynunda fotoğraf makinasıyla bir resmi var. Benim kurbanlığımın, katilliğimin resmi sanki.

Sevgi değil, nefret var içimde. Başkasına değil kendime karşı. Elimden gelebileceklerin gelmediğini, herşeyi kenara itip savaşacak kadar sevmediğimi, umursamadığımı anlıyorum ne Metin’i, ne Hrant’ı ne de Uğur’u. Yaktığım ağıtlardan samimiyetsizliğim için af diliyorum boşu boşuna.

Seyirci kalmayı seçip, zoraki birkaç kupleyle geçiştirdiğim felaketler…

Herkes kendi yolundan gidiyor, hayat yolundan akıyor, ne sözlerin tadı kalıyor ne de şarkılar Metin’i anıyor.

Kusasım geliyor, Marguerite Duras çağırıyor beni yanına.


Medya, Polis, İnsan Hakları, İşkence kategorisinde yayınlandı
Tags: , ,