Türkiye’nin gündemini ara ara saman alevi gibi meşgul eden polemiklerle ilgilenmeyi sevmiyorum. Ama bu sefer ısrarcı olacağım zira Bülent Ersoy’un sözleriyle başlayan tartışmadan alacağımız önemli dersler var.
Bülent Ersoy “Ölüm yerine çözüm” diye çırpınırken AKP Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu operasyon öyle olmaz böyle olur diye ayar verdi. Hüsrev Bey’i önce iğrençliği ve seviyesizliği için kutlayalım. Sonra analize geçelim.
Milliyet sitesinde “AKP’linin kestirme ayıbı!” başlığıyla vermiş. Doğan Grubu rüzgarın yönünün değiştiğini anladı heralde, iki gün önce sözlerine tepkilerini eksik etmedikleri Bülent Ersoy’a hafiften de olsa destek göstermiş.
Bianet’ten Nilüfer Zengin de bu konu üzerine güzel bir yazı yazmış arada.
Bülent Ersoy senelerdir süregelen bu kirli savaşa belki de yapılabilecek en hafif eleştiriyi yaptı. En temiz kelimelerle, safça çocuklar ölmesin gibi birşeyler söyledi. Ama bu savaş makinası ve onun faşist maşaları (Ebru Gündeş, programın sunucusu pis herif ve diğerleri) bunu bile kabul edemediler. Zaten köşeye sıkışan askerlerin ölmeyip teslim olmasını da sindiremeyen bu güruhtu. PKK kampında esir tutulan askerlerin kameraya zorla birşeyler söyleyince ömür boyu hapis isteyen de bu pis insanlar.
Sahi yargılanan gençlere ne oldu? Bunu da bir araştırayım.
Bianet’te Nilüfer Zengin, Bülent Ersoy’un Popstar Alaturka yarışmasında ettiği malum sözlerle ilgili güzel bir yazı yazmış. Yazının kendisi de çok güzel ama benim asıl ilgimi çeken kısmı sondan bir önceki paragrafı. Soruşturmayı başlatan Bağcılar Cumhuriyet Başsavcısı Ali Çakır meğer bu konuda epey sabıkalıymış. Merak eden okur araştırır, bianet bağlantılarını da vermiş.
Ya ne günlere kaldık.
Yüce Türk milleti bir gün kafayı peynir ekmekle yiyecek deseler inanırdım da, kafayı çizenleri Bülent Ersoy sağduyuya ve aklın yoluna davet edecek deseler bir tarafımla gülerdim.
Ama bugün bunu da gördük. (Hürriyet’in haberi için)
Büyük diva Bülent Ersoy, Pop Star Alaturka yarışmasında aşağıdaki sözleri sarf etmiş:
Tamam vatan bölünmez, bilmem ne olmaz ama göz göre göre de bu çocukları bütün analar doğursun, toprağa versinler. Bu mu yani? Bir çocuğun ne demek olduğunu ben sizler gibi bilemem. Ben anne değilim, olamayacağım da. Ama insan olarak o anaların yüreğinin nasıl cayır cayır yandığını ben anlayamam ama anneler anlar. Başkalarının masabaşı savaşı için evladımı harcayamam. Bir oyun oynanıyor ve biz bunların oyuncağı oluyoruz.
Şehitler ölmez vatan bölünmez’ hep aynı klişe laflar. Hep bunu söylüyoruz zaten. Çocuklar gidiyor, kanlı gözyaşları, cenazeler… Klişeleşmeş laflar…
Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı söz konusu konuşma için halkı askerlikten soğuttuğu için soruşturma başlatmış.
Hepsi şaka gibi. Türkiye’nin 24 senedir beceremediği şeyi 25. kere denediğinde yine olmayacağını anlayamaması şaka gibi. Oğlunu zorla elinden alan TSK, oğlunun ölüsünü geri verince “Vatan sağolsun” diyen anne babalar şaka gibi. Alakasız şarkıcı Bülent Ersoy’un, alakasız bir programda balçıkla sıvanmış gerçeği gösteren tokat gibi sözleri şaka gibi. Başı sonu hepsi absürt.
Milliyet’in haberinden:
Apo’nun Türkiye’ye gelişinin yıldönümü olan 15 şubatta doğu da bazı ilçelerde esnaf kepenk kapatma eylemi yapmış.
Peki yukarıda sizce ters olan ne? Adamın biri şu veya bu nedenden dolayı o gün bakkalını açmamış. Kendi dükkanı, kendi işi, kendine kalmış. Ama polisimiz her zaman görev başında. Teröre sessiz destek verenleri tespit ediyor. Peki polisin ne işi var suç olmayan bir eyleme katılanları araştırmakta. Adı üstünde adam kendi dükkanını kapatmış, kendinden başka kimseyi ilgilendirmez. Polis ise adeta gidip bu dükkanları mimliyor. Mimlenen işletmelerin sahiplerine sonradan neler yapılacağını sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Devletin kendisini korumakla yükümlü görevlileri tarafından işaretlenen esnafın bu ülkeye ve onun kurumlarına olabilecek bağlılığını da siz düşünün.
Bu aptallar hala anlayamadı. Polise sorsalar PKKlılar zorla tehditle kepenk kapattırıyor derler. Kendileri ise benzer tehdit ve korkutma yöntemleri kullanarak dükkanları açık tutmaya çalışıyorlar. Eeee ne farkı kaldı şimdi?
Hiç gelmedi mi aklınıza bazen, çeksem şu fişi de bitse, ben de kurtulsam gitsem diye.
Elbet gelmiştir intihar etmek içimizden bazen. Ama cesaret edememişizdir, arkamızda bırakacaklarımızdan korkmuşuzdur, günahtan korkmuşuzdur, intihar etmeyi becerememekten korkmuşuzdur. Bu yazıyı okuduktan sonra korkmanıza gerek kalmayacak, siz de aradığınız cesareti kendinizde bularak sonsuz huzura erebilmenin keyfini yaşayacaksınız. Öncelikle şu güzel videoyu izleyip, intihara karşı olan ön yargılarımızdan kurtulalım.
Gördüğünüz gibi intihar hiç de korkulacak birşey değil. Üstüne üstlük sizi içinizde bulunduğunuz boktan duruma düşürenlerden intikam almak için mükemmel bir yöntem. Sizi terkeden sevgilinizin, bütün gün başınızın etini yiyen anne babanızın öğretmenlerinizin ne kadar suçlu hissedeceğini düşünün siz intihar ettikten sonra. Vicdan azabı yetmezmiş gibi bir de bu insanların çevresindekiler sizin ölümünüzden onları sorumlu tutarak, bu hainleri suçlayıp yerin dibine sokacaktır. Herhalde bir taşla iki kuş vurmak demek böyle birşey olsa gerek.
Olayın teknik kısmına gelince arkadaşlar. Öncelikle eğer bir şekilde bir yerden tüfek, tabanca gibi bir silah temin edebilirseniz kesinlikle en garanti yöntem bu olacaktır. Eğer ateşli silah bulma imkanınız yoksa, sakın jilet bıçak gibi kesici alete başvurmayın. Bunlar intihar girişiminde kullanılabilecek en düşük yüzdeli yöntemlerdir. Bileklerini kesip sonra kurtarılan bir sürü insanın hikayelerini her gün okuyoruz. İkinci seçenek olarak yüksek bir yerden atlamayı tavsiye ediyor bu konuda detaylı araştırmalar yapmış bir çok web sayfası. Nedeni ise hem yaklaşık 3-4 saniye boyunca bungee jumping tadında bir boşlukta süzülme keyfi yaşamanız hem de intihar başarısı yüzdesinin yüksek olması. Bu noktada da mümkün mertebe 8′den yüksek katlı binaları seçmenizde yarar var. Daha alçak binalarda düşerken limit hıza ulaşmak zor olabiliyor. Eğer İstanbul’daysanız Boğaz Köprüsü hem manzara, hem sembolik hem de yükseklik açısından en ideal yerlerden bir tanesi. Kendi arabanız yoksa bile iş çıkışı saat 5-6 gibi taksiye binerek, trafik sıkışıklığından yararlanıp köprüdeyken intihar edebilirsiniz.
Bunlar benden size sadece birkaç tavsiye. Sonuç olarak intihar etmekten, kendinizi öldürmekten korkmayın. Ve bu işi başarıyla yapabilmek için benim öğütlerime kulak verin.
Çok sağolsun yüce devletimiz halkımız intihardan, cinsel istismardan, uyuşturucudan, müstehcenlik, fuhuş ve kumardan korumak için sanal ortama da el atmış. Hatta çok da güzel bir websitesi yapmışlar, interaktif lezzetli, yanar döner. Bir de dikkatimi çekti, TC’nin başka resmi sitelerinden çok daha güzel ve işlevsel bir şekilde yapılmış site. Bakın giriş paragrafında ne denmiş:
5651 sayılı kanunun 8. maddesinde belirtilen; İntihara yönlendirme, Çocukların cinsel istismarı, Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, Sağlık için tehlikeli madde temini, Müstehcenlik, Fuhuş, Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama suçları ile 25/7/1951 tarihli ve 5816 sayılı kanundaki Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar hakkında ihbarlarınızı, ilgili alanlara tıklayıp gelen formu doldurarak veya yan kısımda belirtilen mail adresi, telefon ve SMS numaralarından herhangi biri vasıtasıyla yapabilirsiniz.
http://www.ihbarweb.org.tr/index.html
Bir de başbakanlığın sitesine bakın, götüme benziyor. (çirkin anlamında)
O değil de o kadar atıp tutuyorum bu blog’da, bir güzel kardeşimiz de çıkıp ispiyonlamadı daha. Orduya, Atatürk’e, dine verdik veriştirdik ama sonunda sansürü saçma insanın biri saçma insanın biri hakkında saçma şeyler yazdı diye wordpress camiası olarak yedik. Bu böyle gitmez, hemen intiharla ilgili ansür kaşıyan bir yazı yazıp aşağıya da bağlantısını vereceğim, eğer bunları okuyan birisi bu yazıyı ispiyonlarsa hem sosyal bir deney yapmış oluruz, hem de kırılan gururum yerine gelir. Haydi aramızdaki ispiyoncular, kırmayın beni.
http://saldiray.wordpress.com/2008/02/12/intihar-tatlidir-o-zaman-ne-bekliyorsun/
Yıldırım Türker Hrant Dink için çok güzel bir yazı yazmış. Kesin okuyunuz.
Birçok sefer olduğu gibi, bu defa da yine gazetelerimizden birinde yayımlanan bir haberden yola çıktım. Zaman gazetesinin haberine göre, Fethiye Belediyesi’nin 19 mayıs 2008 tarihinde yapacağı şölende 100 bin kişi aynı anda İstiklal Marşı okuyarak rekor denemesinde bulunacakmış. Fethiye Belediye başkanı Behçet Saatcı’yı bu güzel girişimden dolayı tebrik ediyoruz. Hemen ardından Fethiye’de 100 bin kişiyi nerden bulacak, bulduktan sonra bu kadar insanı nereye toplayacak (bkz. Maracana), akustik tek dişi kalmış canavar mıdır gibi soruları bir yana bırakıp kendisine kulak veriyoruz:
Gençlik Şöleni’ndeki asıl amacın bütün gençleri bir araya toplamak olduğunu belirten Saatcı, şölene çağrılacak sanatçıların da gençlerin isteği doğrultusunda belirlendiğini açıkladı.
Evet ya, hep zaten herşey gençler için, gençlerin isteği doğrultusunda. Madem bu kadar gönüllü iş yapıyoruz, o zaman 19 mayıs’ta okula gelmeyenlere de disiplin cezası vermeyelim, gençler kendi istekleriyle gelsinler törene gelirlerse. Ama o zaman Behçet babanın rekoru araya gider gibi geliyor bana.
Son olarak da 100 bin kişi İstiklal Marşı okuyunca başın göğe mi erecek ey kıro insan diye sormak istiyorum. Kime neyi kanıtlıyoruz? En güzel en kalabalık biz söyleriz milli marşımızı diyince açın karnı mı doyuyor? Ben bunu anlatamadım daha kimseye…
Bir de aklıma gelmişken konuyla alakalı. Bizim lisenin eski asker bir müdürü vardı. Her pazartesi cuma bezdirirdi okul törenlerinde. Atatürk’e, lisemize yakışan şekilde avazımız çıktığı kadar bağırarak söylemediğimiz için İstiklal Marşı’nı iki üç kez üst üste okuturdu manyak herif.
Neyse sonra bir ara yurtdışından bir çocuk gelmişti liseye. Adam Türk olmasına karşı liseye kadar olan kısmı değişik ülkelerde okumuş, babasının işi dolayısıyla galiba. Dolayısıyla genç Türkiye’de liseye gelince biraz sudan çıkmış balık gibi uyum problemi yaşamıştı. Ama bütün bunlar bir yana, bir pazartesi töreninde herkes İstiklal Marşı için ayağa kalktığında adamın ağzından çıkan bu saf soru bence olayı tamamen özetlemiştir: “Yine mi aynı şarkıyı söyleceğiz?”
Al bir de böyle piskopatlar var. Aferin aferin, bale kıyafeti de ne güzel yakışmış.