Saldıray'dan Memleket Manzaraları

Macaristan Döneri | Sep 11th 2008

Geçenlerde bir ufak iş için yolum Budapeşte’ye düştü. Gece geç saatte kafaları çekince bir de, yemek yiyecek yer aramaya başladım. Elbetteki Avrupa’nın nispeten az gelişmiş yerlerinden de olsa, burda da gece yarısı açık olan tek yerler dönerciler.

Bir ikisiyle konuşma fırsatım oldu:

1) Eski öğretmen Şinasi abi. Aslen Uşaklı olan kendisi uzun senelerdir yurt dışındaymış. Artık nasıl bir girişimcilikse Romanya’ya konfeksiyon işine girmiş. Avrupa’da birkaç yerde kullanılmış tekstil makinası alıp satıyormuş. Aslında onun ilkokul mezunu yeğeni bu işin Avrupa’daki önde gelenlerindenmiş, Şinasi abi de ufaktan ucundan tutuyormuş. Girişimcilik konusundan kendisinden ufak bir iki şey kapar mıyım diye dikkatle dinledim. Sonra Türkiye’de rakı işine girmek istediğinden bahsetti. Bira üretiminde ufak hacimde pek karlı olmuyormuş. Macaristan’da 150 bin euroya yıldan 500 bin litre üretecek bira tesisi açarım ama Efes’le Tuborg’la baş edilmez diyordu. Neyse rakıdan bahsettik. Bir iki yerden tarifler formüller bulmuş. Erik rakısı, vişne rakısı ile başlayıp daha sonra incir, armut, diğer meyvelerden ne varsa onları da üretmeyi düşünüyormuş. Restoranlara versem yeter diyordu.

Sonra çok ısrar etti, dayanamadım, bodrumdan iki bidon rakı getirtti. Önce erik rakısının tadına baktım. Orda pek birşey diyemedim de gerçekten de çok sert boktan bir tadı vardı. Biraz grappa’yı andırıyordu. Sonra vişne rakısı geldi. Adı üstünde vişne renginde. Bidonun üstünde elbette yazmıyordu da alkol oranı, çok daha hafif ve kolay içimliydi. Lezzet olarak süper. Türkiye’de çıksa kadınlar bayılır. Erkekler de dışarda rakı içer, evde gizli gizli bunu içerler valla.

Bakalım Şinasi abi tutturursa Türkiye rakı piyasasına güzel bir renk gelir. Zaten incir rakıları, erik rakıları zamanında Trakya’da Hatay’da yapılırmış, çok güzel olurmuş diye okuyordum sağdan soldan. Ama iki kadeh ev yapımı rakıyı içtikten sonra yarın kör kalkarsam diye de götüm atmadı değil.

2) İkincisi Tuncelili Uğur abimiz. Kendisi daha genç olduğundan biraz daha seviyesiz geçti muhabbetimiz. “Şimdi sen burda mala vuruyor musun?”‘dan başlayıp, “Türk’üm dersen vermezler burda, İspanyol’um de İngilizce konuş, kesin çakarsın” ekseninde ilerledi. Çok detaylara girmek istemiyorum, bünyeyi yorar. “Pazar günü uçağın olmasa, o gün benim tatil günüm sana bir güzellik yapardım” diye elvada etti.

Dönerleri yedim, içtim. İkram muhabbet de güzeldi de. Türk insanını ekmek parası için Macaristan’a mecbur eden ekonominin içine edeyim.


Posted in Gündem

Henüz Yorum Yok »

Bir şey demek ister misiniz?Yorumlar RSS URI'nin geri izlemesini yap.