Obama’nın seçildiği tarihte, aynı sandıktan California’da eşcinsel evliliklerinin yasaklanmasına destek veren referandum oyları da çıktı. Daha önce eşcinsel evliliklerine izin veren birçok eyaletde de bu evliliklerin tekrar yasaklanması gündemde.
New York Times’un bu konudaki haberine yazılan mektuplara burdan bakabilirsiniz.
Benim dikkatimi çeken bir yorum diyor ki (kendi tercümem):
Tekif edilen 8. Madde’nin (eşcinsel evliliklerinin yasaklanmasını isteyen teklif maddesi) dini örgütler tarafından bu kadar çok desteklenmesi gösteriyor ki “evliliğin” devlet tarafından “kontrat” kabul edilmesi kilise ve devletin ayrılığı prensibine ters düşüyor.
Eğer bu halk gerçekten kilise ve devletin ayrılığını destekliyorsa, devletin eşcinsel olan veya olmayan çiftlere sadece bir “medeni birliktelik” sertifikası sağlamalı.
Kiliseler tarafından verilecek evlilik belgesi ise devlet nazarında medeni haklar sağlamamalı ve ayrı bir mukavele olarak verilmeli. (Elizabeth Lundgren)
Kağıt üzerinde 100% mantıklı gelen bu yorumu, gelişmiş devletler içinde en dincisi olan Amerika halkının kabul etmesi şimdilik imkansız ötesi.
Son olarak aklıma şöyle bir paralellik kurmak geldi. 1957′de ABD Anayasa Mahkemesi’nin sadece beyaz öğrencilere açık olan okullarına anayasaya aykırı olduğunu söyleyerek bu okulların zenci öğrencileri de kabul etmesi gerektiğini söylüyor. Bunun üzerine Little Rock, Arkansas’ta 9 tane zenci öğrenci beyaz öğrencilerden oluşan bir liseye kayıt yaptıyorlar ve okula gitmeye başlıyor. Tabii bundan sonra kıyamet kopuyor, okulda bu 9 öğrenciye yapılmayan kalmıyor. Hatta Arkansas valisi zenci öğrencilerin okula girmemesi için güvenlik güçlerini kullanıyor ve ABD Başkanı Eisenhower’ın valiyi tehdit edip devreye girmesinden sonra güvenlik güçleri beyaz protestocular arasında öğrencileri okula sokup koruyorlar. Vikipedi bağlantısı da burda.
Eğer o noktada Arkansas’ta veya ABD genelinde bir referandum yapılsaydı, büyük ihtimalle zencilerin beyaz okullarına girmesi yasak olarak kalırdı. California’daki eşcinsel evliliği referandumu da aynen buna benziyor. 50 sene sonra geri dönüp baktığımızda içimizi karartacak bir utanç, karar halkın geneline bırakıldığı için devam ediyor. Bugün bu yasağı destekleyenler ilerde torunlarına nasıl anlatacaklar bu ayıplarını acaba?
Daha önce bu adamın ne menem bir herif olduğunda değinmiştim bir yazımda.
Şimdi biraz daha aklı başında konuşmuş, yol biter Irak’taki kavga bitmez demeye getirmiş. Petraeus bir seneden önce devraldığı Irak’taki ABD kuvvetlerinin komutanlığı görevini bırakırken, Irak’taki durumun daha çok uzun süreceğini, “zafer” kelimesini kullanamayacağını söylemiş.
Amerika 11 Eylül’ün 7. yıldönümünü anarken, Irak’ta gelişmeden eser yok hala.
Amerikan ordusundaki intihar oranı geçen seneye göre yüzde 12 artarak 115 kişiye ulaşmış. Bir de bu aktif olarak görev yapan askerleri kapsıyor, intihar teşebbüslerini ve kendini yaralamayı kapsamıyor. Veriler 1990′a kadar uzanıyormuş ama en azından son 18 yılda en fazla asker intiharı bu seneymiş. Eeee kolay değil.
Genelkurmay açıklasın, bizden kaç kişi canına kıymış bilelim şerefsizlerin sayısını. Di mi di mi di mi.
Bazen bu blog’a ulaşan insanların ne kadar garip google arama terimleri sonucu yollarının buraya düştüğünü yazıyorum. Hatırladıklarım içinde en akıl fikir zararlısı “faşist seks” idi.
New York Times sayfalarında en çok aranan terimlerin listesini vermiş burda. Çok güzel bir olay, nitekim biraz da olsa Amerikan kamuoyunun nabzını tutmak için kullanabiliriz bu listesi. Çin, Obama, Clinton gibi önemli terimlerin arasında 3 numaradan listeye giren “American Idol” (popstar yarışmasının orjinali) ve 8 numaradan listeye giren “modern love” terimleri yine beni benden aldı.
Boston Herald gazetesinin haberine göre Boston metrosunda son zamanlarda artan taciz olaylarını önlemek üzere görevlendirilen sivil polisler bir fortçuyu suç üstü yakalamışlar. Peki fortçu kim çıksa beğenirsiniz, Harun Öztürk diye adamın biri. Kendisini canı gönülden tebrik ediyor, ABD’nin Boston kentindeki metro yolcularına IETT otobüslerimizdeki manzaralardan bir kesit sunduğu için tekrar teşekkür ediyoruz. Thank you Harun !
http://www.bostonherald.com/news/regional/general/view.bg?articleid=1081794
Şimdi nereden bulduğumu tam olarak hatırlayamadığım için link veremeyeceğim ama bir şekilde İkinci Dünya Savaşı’nda Irak’ta görev alacak Amerikan askerleri için hazırlanmış bir kitapçığa rastgeldim.
Zamanın şartları içinde biraz eğlenceli bir dilde yazılmış. Kitapçığın ana fikri Irak halkıyla dosthane ilişkiler geliştirebilirsek Hitler’in oyununu bertaraf ederiz olduğu için askerlere Irak’ta nasıl davranmaları, nelere dikkat etmeleri gerektiği anlatılmış.
Eğer bir 15 dakikanız varsa göz gezdirin, hoşunuza giden birşeyler çıkacağından eminim. Ben hemen dikkatimi çeken bir iki hususa değineyim.
sf2. Askerlere Irak’ta bulunmanın sadece sayılı Amerikalı’nın eline geçen bir fırsat olduğu ve ellerine geçen bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeleri söylenmiş. Yıllar sonra “Ben Bağdat’tayken …” diye başlayan hikayeler anlatacakları söylenmiş. Tabii işin ilginç olanı bu ifadeleri alıp günümüze uyarlamak. Acaba kaç asker Irak’ta bulunmalarının kendileri için önemli bir fırsat olduğunu düşünüyordur.
sf8. Gerçi ben takılmıyorum bunlara ama takılmayı sevenler de var. Fırat ve Dicle nehirlerinin Türkiye’nin Kürdistan dağlarından doğduğu söylenmiş.
sf11. Askerlere camilere yaklaşmamaları tavsiye ediliyor. Camiye girerseniz, önce iyi bir sopa yersiniz, sonra da dışarı atılırsınız deniyor.
sf12. Din konusunda muhabbete girmeyin. Kimseyi hristiyanlığa çekmeye çalışmayın, başınıza bela almayın deniyor.
sf17. Askerler uzun uzadıya sokaktan geçen kadınlara yaklaşmamaları, konuşmamaları konusunda uyarılmış. Fahişelerin şehrin belli mahallelerinde yaşadığı ve sokaklarda görülemeyeceği söylenmiş.
sf29. He he bunu günümüz Türkiye’sine de uyarlayabiliriz. El ele yürüyen adamlar görürseniz, kaale almayın, bu eşcinsel oldukları anlamına gelmez denmiş…
sf30. Askerlere son olarak sigaralarını cömertçe dağıtmaları tavsiye edilmiş.

10 Eylül’de ABD’nin Irak’taki kuvvetlerinin komutanı General Petraeus Amerikan Senatosu önünde ifade vereceği gün New York Times’da bir ilan çıkmış. Moveon adlı sivil toplum örgütü New York Times’a tam sayfa ilan vererek General Petraeus’un Amerikan halkına yalan söylediğini iddia etmiş.
“General Petraeus or General Betray Us?” adını taşıyan ilana buradan ulaşabilirsiniz. İlanın yayınlanma gerekçesini ise örgüt yöneticilerinden Eli Pariser televizyonda açıklıyor. Yine aynı sayfada Irak’taki durum üzerine yazılmış bağımsız raporlara ulaşılabilir.İlanda generalin Irak’taki durumun iyiye gittiğine dair iddiaları reddediliyor. Moveon’a göre general 2003 senesinde yine savaşın iyiye gittiğini belirten bir rapor sunmasına rağmen o zamandan bu yana bir gelişme yok. Ayrıca örgüt Irak üzerine bağımsız kişi ve kurumlar tarafından hazırlanan tüm raporlarda durumun kötüleştiği söylenirken General Petraeus’un siyasi amaçları doğrultusunda gerçekleri saptırdığını söylüyor.Irak’taki durumu yakından takip edebilmem mümkün değil ama her gün yüzlerce kişinin öldüğü, can güvenliğinin olmadığı bir ortamda durumun iyiye gittiğini söylemek heralde en iyi ihtimalle yalancılık olur.
Ayrıca Paul Krugman’ın New York Times’da çıkan bu yazısına göre ABD ordusu Irak’taki durumu ölçmek için sahteciliğe kaçan kriterler kullanıyor. Mesela kurşun bir kurbanın kafasının arka kısmından girmişse, bu savaş yüzünden ölenlerin sayısına ekleniyor ama kurşun kurbanın yüzüne sıkılmışsa, o zaman ordu bunu adi suç veya mezhep kavgasına bağlı addedip savaşta ölenler sayısına eklemiyormuş. Aynı şekilde park halinde olan otomobillere yerleştirilen bombalar yüzünden ölenler savaşın faturasına dahil edilmiyor. Böylelikle General Petraeus senatonun önüne çıktığında Irak’taki durumun iyiye gittiğini bir takım rakamlarla destekleyebilecek. Ama artık anlaşıldığı gibi bu rakamların gerçekleri yansıtmadığı ortada.