Saldıray'dan Memleket Manzaraları

Büyükanıt’ın 30 Ağustos Mesajı

Aug 28
Yorumlar

Orgenal Büyükanıt’ın 30 ağustos mesajına buradan ulaşabilirsiniz. Mesajın can alıcı noktalarına aşağıda yer verdim.

Bilime ve akla dayanan Atatürkçü Düşünce Sisteminin esaslarını kavrayamamış birtakım kötü niyetliler tarafından; Türk ulusunun birlik ve beraberliğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve demokratik yapısını bozmak ve çağdaş kazanımlarını ortadan kaldırmak amacıyla yürütülen sinsi planlar ne yazık ki her geçen gün farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Üzülerek ifade ediyorum ki, yaşadığımız günlerde hem ülke içinden hem de ülke dışından Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan saldırılar artmış bulunmaktadır. Bu saldırıların amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları tarafından çok iyi bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını içine sindiremeyen bölücüler ile laik yapısını sistematik bir yaklaşımla aşındırmaya çalışan şer odaklarının yaklaşımlarını, tüm ulusumuz çok açık olarak izlemektedir.

Bu tehditler karşısında, hiçbir etnik temele dayanmayan ve Anayasamızda açıkça belirtilen, soydaşlık değil yurttaşlık esasına dayanan ve Ulu Önderimiz Atatürk’ün: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk ulusu denir.” veciz ifadesinde yerini bulan Atatürk milliyetçiliği ve laiklik, bilim ve aklın parlak ışığı ile bütün bu karanlık güçleri boğarak bizi aydınlık bir geleceğe ulaştıracaktır.

Bütün basınımız analizini yaptı. Ben de bir üstünden geçeyim. İlk paragrafta Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan saldıraların arttığından bahsetmiş Org. Büyükanıt. Ben de katılıyorum bu yorumuna. Bence Türkiye son birkaç sene içinde demokratik haklarının biraz daha farkına varan, demokrasinin ve halkın iradesinin işleyişine dışarıdan müdahalelere daha hassas bir yapıya büründü. Bu noktada TSK’nın siyasete yaptığı müdahalelere tepki vermemesi halkın düşünülemezdi zaten. Bence sandıktan çıkan sonuç az bile, askerin politikaya müdahalesine karşı çıkan bir iki tane miting yapmadıklarına şükretsinler. Ayrıca sevdiğimiz dış mihraklardan Avrupa Birliği de TSK’nin devlet yönetimindeki etkisinin azaltılması konusunda bir takım istekler önce sürüyor.

İkinci paragrafta benim çok sevdiğim, ilkokul boyunca utanıp sıkılmadan her gün tekrarladığım “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” ifadesi üzerine konuşmuş Sayın Büyükanıt. Yalnız ya benim kafam hiç çalışmıyor ya da Büyükanıt’ın anlatımda istikrar gibi bir kaygısı yok. Hem etnik temele dayanmayan, soydaşlık değil yurttaşlık diyor, hem de TC’yi kuran Türk halkına Türk ulusu denir diyor. Nerde kaldı yurttaşlık, nerde kaldı ortak payda. Adeta George Orwell barış için savaş kavramı gibi akılara zarar bir tezat. Türkiye’deki farklı etnik kimliklerin varlığını reddedelim, hepsine Türk diyiverelim gitsin. Buna karşı çıkan da bölücü olsun. Güzel, benim hoşuma gitti. TSK’nın resmi politikası olsun bu bundan sonra.


Abdullah Gül’ün 1998 Christian Science Monitor Röportajı

Aug 23
Yorumlar

Birkaç gazetede Abdullah Gül’ün 1998′de Christian Science Monitor’idan Scott Paterson’a verdiği demeci cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde tekrar gündeme geldi. Daha önce de 1995′te Jonathan Rugman ile yaptığı bir röportajı ile laik çevreler tarafından eleştirilmişti Abdullah Gül.

Yine sevgili okurlarım için araştırdım buldum. Sağdan soldan dandik gazetelerden kırpılmış şekilde okumayın diye aşağıda röportajın Türkçe tercümesini yaptım. Zayıf olan İngilizce’me güvenmeyenler için de İngilizce aslını yazının sonuna koydum. Benim gördüğüm fazla yeni bir fikir açılımı yok, eskilerden bir demet sunmuş Abdullah Gül abimiz.

Mini Etekler ve Çarşaflar Camiler Arasında Yürüyebilir Mi? (20 Ocak 199 8)

Türkiye’nin İslamcı Refah Partisi’nin mirasçıların listesinin başında eski devlet bakanı ve partinin ılımlı sesi Abdullah Gül var.

Yeni şekliyle varlığını sürdürebilmesi için İslamcı partinin, laik düşmanlarının Türkiye’nin İslami bir devrimin eşiğinde olduğuna dair korkularını yatıştırması gerekecek.

Sayın Gül’e göre bu korkular partinin gerçek amaçlarının abartılmasından kaynaklanıyor.

Gül’e göre partisinin istediği kadınlara İslami kıyafetleri zorla giydirmek, zorla İslami eğitim vermek veya İslam kanunları empoze etmek yerine Türkiye’de Batı ve İslami geleneklerin sentezi ve karşılıklı saygısı. Bazı radikal Refah çevrelerinde Türkiye’nin yıllardır süregelen laik geleneğinin geri çevrilmesi isteniliyorsa da Gül “Türban ve mini eteğin el ele yürümesinden” bahsediyor.

Bunun karşısında, ordu ve laik elitler çoğu zaman kendilerine İslam’ın açıkça kendini göstermesini engellemeyi görev biliyorlar - mesela devlet dairelerinde İslami kıyafet giymek yasak.

Sayın Gül “Bunlar laik elit tabaka değil, bunlar din karşıtı” diyor meclisteki ofisindeki röportajımızda. “Bunlar ateizm diye başka bir din yaratmaya çalışıyorlar. Asıl tolerans göstermeyenler laik insanlar, kendi hayat tarzlarını burada empoze etmeye çalışıyorlar.”

“Bütün bunları Batı dünyası için yapıyorlar ama Batı ülkelerine bakarsanız hiçbirinde böyle değil” diyor. “Bu ülkede bir partiyi kapatıyorlar ama bu parti mecliste en büyük grup olmaya devam edecek, yazık değil mi. Utanç verici.”

Gül Refah Partisi’nin liderlerinin iktidarda geçirdikleri bir yıl boyunca hatalar yaptığını kabul ediyor ama hiçbirinin kanunları çiğnemediğini iddia ediyor. Gül, İslamcı Başbakan Necmettin Erdoğan’ın Ramazan ayında verdiği iftarın Anayasa Mahkemesi’nin partiye kapatma kararındaki faktörlerden birisi oluşuna işaret ediyor.

“Bu ülkede bilge bir politikacı bunu yapmaz, çünkü bu olay başka bir şekilde yorumlanabilir” diyor Gül. “Ve bu ve buna benzer hatalarımızı Refah Partisi’ni kapatmak için kullanıyorlar. Bunlar politik açıdan yanlış hareketler olabilirler ama hiçbiri kanunsuz veya yasadışı hareketler değiller.”

Gül nüfusa göre belediyelerin üçte ikisinin Refah Partisi tarafından yönetildiğine ve icraatlerinin beğenildiğine dikkat çekiyor.

Ama bazı {laik} çevreler bize çok kötü bir imaj yaftalamak istiyorlar, çünkü bizimle rekabet edemiyorlar.” “Vatandaşlara hizmet etmeyi beceremediler, ve öz güvenlerini geri kazanmak için kendilerini kanıtlayacakları yerde bizi gayrimeşru göstermeye çalışıyorlar”

Eğer bizimle rekabet etmek istiyorsanız, malınızı satmayı (öğrenin)”

Can Miniskirts And Veils Walk Amid Mosques?

Scott Peterson, Staff writer of The Christian Science Monitor

479 words

20 January 1998

The Christian Science Monitor
High on the list of likely successors to the old guard of Turkey’s pro-Islam Welfare Party is Abdullah Gul, a former minister of state who is a moderate voice of the party.

To survive in a new form, the reworked Islamist party will be required to ease hard-line views that cause its secular enemies to fear that Turkey is ripe for Islamic revolution.

Such fears blow the party’s real and legitimate aims out of proportion, Mr. Gul says.

What his party wants is not enforced Islamic dress on women, enforced Islamic education, or imposed Islamic law, Gul contends, but a melding - and mutual respect - of the joint Western and Islamic traditions in Turkey. Though some Welfare hard-liners have called for turning Turkey’s decades-long secular tradition on its head, Gul speaks of the “Islamic headscarf and the miniskirt walking hand in hand.”

The military and secular elite, in their turn, often interpret their role as one that must prevent any overt manifestation of Islam - wearing Islamic dress in government offices is forbidden, for instance.

“They are not the ’secular elite,’ they are anti-religious,” says Gul, in an interview in his parliament office. “They want to create another religion, which is atheism. It’s the secular people who are not tolerant, and they want to impose their lifestyle here.

“They do all this for the sake of the Western world, but if you look at Western countries none of them are like that,” he says. “Isn’t it a shame for this country that they are closing the party, and still the party will continue as the largest group in parliament. It’s very shameful.”

Gul admits that Welfare leaders made mistakes during their year in power, but rejects that any of them broke the law. He points to the case of Islamist Prime Minister Necmettin Erbakan giving an iftar dinner party during the Islamic holy month of Ramadan - one of the examples used by the High Court in deciding to ban the party.

“In this country, maybe the wise politician wouldn’t do this, because it would be interpreted in a certain way,” he says. “But these are the kind of mistakes they are using to shut Welfare down. Maybe they are politically wrong, but none of them are unlawful or illegal.”

Two-thirds of the population is ruled locally by Welfare officials, he notes, and their work is largely appreciated.

“But certain {secular} circles create a very bad image of us - because they can’t compete with Welfare,” Gul says. “They failed to serve the people, to get their confidence, so instead of proving themselves they are playing us as illegitimate.

“If you want to compete with us, OK,” he adds. “Sell your goods.”


Yazar Hakkında

1983 doğumluyum. İlkokulu, ortaokulu, liseyi ve akabinde üniversiteyi zar zor bitirdim. Futbolu, sinemayı, küfür etmeyi, nifak tohumları ekmeyi çok severim.

Ara

Gezinim

Kategoriler:

Bağlantılar:

Arşiv:

Beslemeler