Saldıray'dan Memleket Manzaraları

Alman PKKlı Eva Tatjana Ursula Juhnke

İlginç konular için güzel bir çıkış noktası olan bianet’te gördüm. Alman bir kadın PKK üyesi olduğu için Hakkari’de yakalanıp tutuklandıktan sonra 1997-2004 arasında hapis yatmış. Çıktıktan sonra kötü muamele gördüğü için AİHM’de dava açarak 4bin euro tazminat kazanmış. Haberin aslı burada.

Önce acaba kadını yanlışlıkla mı içeri attılar diye düşündüm. Sonra araştırdım, baktım kadın hakkaten de PKKlı. Bir Alman’ın kalkıp dağ başına gelip örgüte katılması ilginç geldi paylaşayım dedim.

Öncelikle Eva Juhnke hapishanedeyken bir süre ölüm orucu tutmuş. Ölüm orucuyla ilgili haber burada. Bununla da kalmamış orucu esnasında davasını anlatan, artık biraz da fazlaca duyduğumuz Öcalan’a karşı girişilen komployu protesto eden bir mektup yazmış.

Arada buradan anladığımız kadarıyla Eva’nın PKK’ya katılması 1993 yılında olmuş. Hatta ve hatta Hatip Dicle Özgür Politika’da yazdığı “Eva’ya Selam Olsun” adlı yazısından dolayı DGM’den 15 sene hapis yemiş. Dicle yazısında KDP peşmergeleri tarafından yakalanıp Türkiye’ye teslim edilen Eva’dan bahsederken, Kürt geleneğinde kadınların ve Kürtler’e sığınanları her ne pahasına korunması gerektiğinin altını çizmiş.

Bu kısım bana bile “oha” dedirtti, ve bıyık altından güldürdü, ama bence hakkında espri yapılamayacak hiçbir konu olmaması lazım orası da ayrı tabii. Neymiş efendim, Eva’nın annesi Cumartesi Anneleri gösterisine katıldığı sırada göz altına alınmış. Herşeyiyle tamam işte.

Bu kitaptan öğrendiğimize göre Eva Juhnke PKK’ye katılan tek yabancı değilmiş. Eski RAF üyesi Andrea Wolf’un 1998 yılında Van’da çıkan çatışmada ölüdürüldüğünden bahsedilmiş. Andrea’nın sabıkası da sağlammış ha, terörist pozisyonuna başvururken böyle bir CV’im olsun isterdim. Dedim ya espri yapılamayacak konu yoktur, olmasın zaten.

PKK’ya katılan yabancılarla, özellikle Almanlar’la ilgili en kapsamlı yazı burada. Juhnke’nin hikayesine de biraz ışık tutuyor ayrıca. Juhnke Almanya’da hastabakıcılık yaparken Elazığlı Mehmet Özgül ile evlendikten bir süre sonra PKK’ya katılmış. Bunca şeyin üstüne yine aynı kapıya çıkıyoruz. Aşkın gözü kör olsun be.


Bir PKKlı’nın Anıları

Geçen gün yine sapık düşünceler beni buldu. Memed’in Kitabı diye doğuda savaşmış askerlerle yapılan röportajlardan oluşan bir kitap vardı, sonra toplatıldı, yazarı mahkemeye çıktı filan.

Düşündüm de Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vurmuş PKK hakkında nerdeyse hiçbir şey bilmiyoruz.

Sokaktaki adama sorsak, PKK’nın tarihini, ideolojisini, organizasyonunu basit hatlarıyla bile bilmez. Bu konuda anlattıkları birkaç propaganda lafını geçmez. Dolayısıyla ben de dedim ki kendi kendime, söyle PKK’dan ayrılmış veya ayrılmamış bir terörist (kelime seçimlerine dikkat, gerilla mı desem, siktir et veya rahat olalım, altı üstü bir blog burası) anılarını yazsa, söyle yaptık, örgüte böyle katıldım, eylemlere 3 gün kamp yapıp hazırlandık gibi düzgün bir dilde yazsa, biz de olayın iç yüzünü biraz da olsa öğrensek.

O kitap Türkiye’de kitapçılarda bulunmaz, basanın da götünden kan alırlar ama olsun, internetten de olsa bir yerden ulaşsak güzel olur. Zaten PKK sorununun bu noktada bu kadar çözümsüz olmasını sağlayan faktörlerden bir tanesi de bence TSK ve hükümetin dağdakilerin insan ve vatan evladı olarak görülmesini profesyonel bir şekilde engelleyebilmiş olmaları.

Neyse PKK konusunda yazacaklarım var daha. O degil de Kandil minibüsleri nerden kalkıyor?


PKK’nın 30 bin ölüsü 40 bin oldu

Bilmem haberleri okurken dikkat ediyor musunuz bazı kelime seçimlerine, yazılmamış kurallara uyularak herkesin kullandığı bazı ifadelere.

Aşağıdaki tespitlerimde yanılıyor olabilirim ama hafızamın yanıltmadığı kadarıyla yazıyorum.

Mesela Abdullah Öcalan yakalandığında televizyonlarda ilk defa “terörist başı” kavramını duydum ben. PKK ve Apo senelerdir varolmasına rağmen sanki tek bir kaynaktan emir almış gibi bütün medyada bir gecede böyle bir kullanılmaya başladı. Benim hatırladığım kadarıyla önceden yoktu, zaten Türkçe olarak da kulak tırmalıyor. “Bebek katili” lafı da bu aralar çıktı galiba. Ciddi bir yayın kuruluşumuz olsa bu lafı kullanamaz zaten, komik çünkü ana haber bülteninde “bebek katili” diye bir terörist lidere seslenmek. Neyse geçelim bir sonraki tespitimize.

Terörün toplam bilançosuyla ilgili bu. Takdir edersiniz ki futbolsever bir toplum olarak Genelkurmay’ımız bile zaiyatlarına skorbord tarzında açıklıyor. Bu kadar teröristi etkisiz hale getirdik (ohaaa bombanın pimini mi kesiyorsun, adam öldü desenize), bu kadarını canlı aldık, bu kadar da şehit verdik diye tablolamayı severler. Apo yakalandığında terörün toplam bilançosu olarak yerli ve yabancı basında bir 30 bin rakamı geçiyordu. İşte örneğin, 20 sene süren ve 30 bin cana malolan terörün bitmesi için vidi vidi vidi diye cümleler kuruluyordu. Geçen gün farkettim ki bu rakamı hafiften yukarı çekmeye başladılar. Bir iki yerde 40 bin rakamı gördüm, insaflı davrananlar alıştıra alıştıra yapalım diye 35 bin rakamını kullanmışlardı.  Apo yakalandığından beri terörün son derece yavaşladığını düşünürsek, geçen yıllar için 5-10 bin kişinin terör yüzünden ölmediğini varsayabiliriz. Peki o zaman nerden çıkıyor bu rakamlar?

Bilmiyorum kaynağını ama sanki arada rakamları daha yukarı çekip olayı daha dramatikleştirme çabası var gibi geliyor bana. Başka bir sebebi de olabilir.

Siz de dikkat edin 30 binden 40 bine çıkan ölü sayısını siz de farkedeceksiniz.


15 Şubat’da Dükkan Kapamaca

Milliyet’in haberinden:

Apo’nun Türkiye’ye gelişinin yıldönümü olan 15 şubatta doğu da bazı ilçelerde esnaf kepenk kapatma eylemi yapmış.

Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde kepenk kapatma eylemi yapıldı. İdil Caddesi üzerinde 40 dükkanın kepenkleri kilitli olduğu görüldü. İlçenin bazı mahallelerinde de işyerleri kapalı tutuldu. Polis, açılmayan işyerlerini tesbit etmeye başladı.

Peki yukarıda sizce ters olan ne? Adamın biri şu veya bu nedenden dolayı o gün bakkalını açmamış. Kendi dükkanı, kendi işi, kendine kalmış. Ama polisimiz her zaman görev başında. Teröre sessiz destek verenleri tespit ediyor. Peki polisin ne işi var suç olmayan bir eyleme katılanları araştırmakta. Adı üstünde adam kendi dükkanını kapatmış, kendinden başka kimseyi ilgilendirmez. Polis ise adeta gidip bu dükkanları mimliyor. Mimlenen işletmelerin sahiplerine sonradan neler yapılacağını sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Devletin kendisini korumakla yükümlü görevlileri tarafından işaretlenen esnafın bu ülkeye ve onun kurumlarına olabilecek bağlılığını da siz düşünün.

Bu aptallar hala anlayamadı. Polise sorsalar PKKlılar zorla tehditle kepenk kapattırıyor derler. Kendileri ise benzer tehdit ve korkutma yöntemleri kullanarak dükkanları açık tutmaya çalışıyorlar. Eeee ne farkı kaldı şimdi?


Abdullah Öcalan ve Voleybol

Oct 23
5 Yorum

Son zamanlarda en çok okunan yazılarımın başında Abdullah Öcalan’ın pasaportuyla ilgili olan yazı geliyor. Google’dan en çok gönderi aldığım arama terimi de “Abdullah Öcalan”. Neyse ben de merak ettim Google’da arattım Abdullah Öcalan’ı. 5-10 sayfa arama sonucu taradıktan sonra yine de kendi yazıma rastlayamadım ama çok daha güzel bir tesadüfle karşılaştım.

Savaş muhabiri Harald Doornbos’un 1992 yılında Beka Vadisi’nde PKK kampında geçirdiği bir haftayı ve Abdullah Öcalan’la karşılaşmasını anlatan bir yazıya denk geldim. İngilizce yazının asıl metni için buraya tıklayabilirsiniz. Doornbos yazısında PKK kampındaki teröristlerin ruh haline biraz ışık tutmuş. Asıl ilginci ise yazarın PKKlılar’la voleybol oynarken Apo’nun oyuna katıldığı kısım. Neyse ben sonunu söyleyeyip hikayenin tadını kaçırmayayım, iyisi mi siz okuyun.


PKK’nin Kurulusu ve Mehmet Celal Bucak

May 11
6 Yorum

PKK’nin ilk sembolik eylemini Bucak asireti lideri Mehmet Celal Bucak’a karsi gerceklestirdigini ogrendim. PKK kendini kamuoyuna tanitmak için devletle isbirligi yapip koyluleri somurmekle sucladigi Mehmet Celal Bucak’a saldirmis. Mehmet Celal Bucak saldirıdaan kurtulurken 8 yasindaki oglu oldurulmus. Mehmet Celal Bucak, Susurluk olayi ile gundeme gelen Sedat Edip Bucak’in amcasi oluyor. Zaza Kurtleri’nden olan Bucak asiretinin PKK ile olan kavgasi bu eski suikast girisimine kadar gidiyor. Bilindiği üzere Bucaklar terorle mucadelede PKK’nin karsisinda yer alip devlete cok sayida korucu saglamislardi.

Abdullah ÖCALAN, yurtdışına çıkıp kendisini emniyete aldıktan sonra Türkiye’de bulunan üst düzey örgüt elemanlarına etkili ve sansasyonel bir eylemle PKK’nın kamuoyuna ilan edilmesi talimatını vermiştir. Bunun üzerine bir grup PKK militanı, 30 Temmuz 1979 tarihinde dönemin Şanlıurfa Adalet Partisi Milletvekili Mehmet Celal BUCAK’ın misafir olarak kaldığı kayınpederinin Hilvan -Kurtbaşı Köyündeki evine bombalı ve silahlı bir saldırı gerçekleştirmişlerdir. Saldırıda saldıran grubun lideri durumundaki Salih KANDAL ölürken, M. Celal BUCAK yaralı olarak kurtulmuştur. PKK’nın Kuruluş Bildirisi’nin sonuç bölümü olay yerine bırakılmıştır. Bu saldırıdan sonra Bucak Aşireti ile PKK mensupları arasında yüzlerce kişinin ölümüyle biten kanlı çatışmalar başlamıştır.” (http://www.belgenet.com/dava/dava09.html)