Kafam Karışık Atam
5 Yorum
Elitizm ve halkçılık, TSK ve AKP arasında mekik dokuyorum bu aralar. İşin kafamı karıştıran tarafı bu kavramların birbirinin tam olarak karşıtı ve alternatifi olmaması, ve farkları kadar ortak yönlerinin, bana uyan taraflarının olması.
Elitizm ve halkçılık dedim. Halkçılıktan çok, halkseverlik, insanı sevmek, onu insan olduğu için bağrına basıp kendine eş görmek demek istiyorum bir noktada. Elitizm ise kendini üstün görmek benim kafamda. Son 10 senede Türkiye’deki sosyal gelişmeler karşısında bir yandan bayram yapıyorum. Türkiye’nin çeşme başını tutmuş, sütün kaymağını nesillerdir yemeye alışmış olmuş iş dünyasında isimlerin, basındaki destekçilerinin ve politikacıların tekerine çomak sokuluyor. Türkiye’nin yeni dinamikleri Anadolu’dan tabandan çıkan insanlara daha fazla sosyal hareketlilik sunuyor. Yıllardır üyeliğin babadan oğula geçtiği kapalı kulüpler olan bazı çevreler de tabii olarak bundan rahatsız oluyor, tehdit altında hissediyor. Çünkü şöyle düşünün eğer sizin sırtınız pek karnınız tok, ekonomik krizleri de biraz kaldırabilecek kadar kodamansanız, Türkiye’de sizden kralı yok. Değişim demek, ilerleme demek sadece sizin rahatınızı riske atabilecek tehditler demek. Siz ise herşey olduğu gibi kalsın, rahatım bozulmasın diye umut etmektesiniz. Bu alışılagelmiş boktan çizgimizden çıkmak adına son 10 senenin gelişmelerini destekliyorum.
Ama bir yandan da öbür tarafı var işin, elitist tarafı var. Bazılarına göre herşey tozpembe olabilir ama bana göre değil işte. Ben kıl oluyorum çünkü Anadolu’dan yükselen bu kesime. Anadolu’dan çıktıkları için değil, tahtına konmayı amaçladıkları İstanbul elitlerinin zaaflarının aynısından kendilerinde de olduğu için. Yüzde yüz demokrasi ve insan haklarını benimseyemedikleri için. Herkes kadar iyi, herkes kadar kötü oldukları için. Kral ölünce yaşasın yeni kral olacakları için onlara da ısınamıyorum açıkçası.
TSK ve AKP’ye gelince. Kafası az biraz çalışan, ezberi bozabilmiş vatandaşlarımız TSK’nin:
1- Askeri açıdan başarısız (Şanslı kura çeken milli takım gibi büyük devletlerle karşılaşmadığımız Kurtuluş Savaşı dışında, askeri açıdan bir başarısı yok TSK’nin. PKK’ya karşı 20 senede bilmem kaç milyar dolar harcanmış, alınamayan sonuçlar belli. O kadar parayı bölgeye helikopterden atsam 2-3 sene pek olay çıkmaz)
2- Türkiye politikasına yönveren (MGK’dir olsun, softcore - hardcore darbelerdir olsun, ota boka görüş bildiren yeni eski komutanlardır olsun, TSK’nin iki dudağı arasında Türkiye gündemi)
3- Bencil (Bütün bunların altında biraz da TSK yönetim kadrosunun kendi ayrıcalıklarını kaybetmeme tasası yatıyor. Yıllarca demokrasi, insan hakları demeden yakıp yıkan adamlar, şimdi cumhuriyet değerleri diye kıyamet koparıyorlar)
bir kurum olduğunun farkında zaten. Dolayısıyla din ve devlet işlerini ayıran klişe laiklik kavramımız gibi TSK ve devlet işlerini ayıran yeni bir terim gerek Türkiye’nin geleceği için.
Ama bunun yanında AKP de boktan bir güruh. 15 yaşındaki kızla evlenen cumhurbaşkanı mı dersin, demokratız diyip ondan sonra korumalarına adam dövdüren, işçiye köylüye laf yetiştiren başbakanı mı dersin, şaibeli Unakıtan mı dersin, din adına bütün nefret ettiğim hurafe ve bağnazlıkları barındıran parti tabanı mi dersin (bkz. kadın hakları, töre cinayetleri). İstemediğin kadar pislik AKP’de de var. Destek verecek olsak AKP’nin saçmalıklarına da arka çıkmak gibi olacak, öyle de olmaz böyle de olmaz.
Sonuç olarak bütün bu çelişkiler içinde karar vermekte, taraf seçmekte zorlanıyordum. En sonunda ise Türkiye’nin bugünkü durumunun ne kadar boktan olduğunu ve memnuniyetsizliğimi düşündüm ve karar verdim. Değişim iyidir. Değiştirmeye değmeyecek kadar düzgün işleyen bir yanımız yok maalesef çünkü. Vur patlasın çal oynasın, herşey değişsin o zaman. Belki tutar, belki iklim değişir, Akdeniz olur.
Ya ne günlere kaldık.
