Bianet’ten alıntı haber: Diyarbakır mahkemesi Mehmet Şerif Avşar’ın cinayetinden dolayı 30 yıl hapis istemiyle yargılanan eski uzman çavuş Gültekin Sütçü’nün askeri mahkemede yargılanmasına karar verdi. Olayın detayları bu sitede var.
Konuyla ilgili ayrıntıları araştırdım. Şerif Avşar 1994′te evinden 5 köy korucusu ve Mehmet Mehmetoğlu tarafından alınmış. Bu arada yedinci bir kişi emir veriyormuş bu gruba. Daha sonra JİTEM merkezi olarak bilinen Saraykapı jandarma karakoluna götürülen Şerif Avşar, bir süre sonra Diyarbakır dışına çıkartılıyor. Cesedi de Lice yolunda bulunmuş daha sonra.
Olaydan iki hafta sonra tutuklanan köy korucuları yedinci kişinin Gültekin Sütçü olduğunu söylemişler. Bu arada Gültekin Sütçü yurt dışına kaçmış. Köy korucularından bir tanesi adam öldürmekten 20 sene diğerleri de adam kaçırmaktan 6 sene 8 ay hapis cezası almışlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi Şerif Avşar’ın can güvenliğini koruyamadığı ve Gültekin Sütçü’yü bulamadığı için 150 bin sterlin cezaya çarptırmış.
Gültekin Sütçü 2006′da Bulgaristan’dan Türkiye’ye giriş yaparken yakalanıyor. Daha sonra çıkarıldığı mahkemede askeri mahkemede yargılanmasına karar veriliyor. Evinden bir vatandaşı alıp götürüp kafasına sıkan bu katili bile sivil mahkemede yargılayamıyorlar. Adeta askerin yasadışı eylemleri için davetiye çıkarılıyor, siz yapın birşey olmaz, biz sizi koruruz deniyor. Geçenlerde de Yüksekova olaylarının bombacı sanıkları için aynı karar verilmişti.
Radikal’in haberinden yola çıkarak olayları hatırlayalım. 9 Kasım 2005′te Şemdinli’de Umut Kitabevi bombalanmış, bir kişi ölmüş, bir kişi yaralanmıştı. Eski bir PKK üyesine ait olan kitabevindeki patlamadan sorumlu olarak Astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile bir PKK itirafçısı vatandaşlar tarafından yakalanmıştı. Bakalım sonra ne oldu…
Van savcısı Ferhat Sarıkaya sanıklar hakkında iddianame hazırladı. Askeriyenin tepkisi üzerine Sarıkaya soruşturmaya tabii tutuldu ve meslekten uzaklaştırıldı. İddianameyi paraf eden Van Başsavcısı Kemal Kaçan da Trabzon’a mahkeme üyesi olarak atandı.
“Hırsız evin içinde” diyen Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun görevinden alındı.
Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi sanıkları 39′ar yıl hapse mahkum etti.
Ve sonra beklenen sonuç geldi. Yargıtay kararı hem usul hem esas yüzünden bozdu ve davaya askeri mahkeme baksın dedi. Bakalım Yargıtay ne buyurdu:
“Asker olan sanıkların terör örgütünün işlediği suçlarla aynı suçu işlediklerine ilişkin nitelendirme hayal gücünün de ötesinde tamamen varsayımlara dayalı, hukuki değerden yoksun düşünceye dayanmaktadır.”
Kararda, “asker olan sanıklara atfedilen eylemlerin terörle mücadele görevleri kapsamında olması” nedeniyle iddiaların doğruluğunun sivil değil, askeri mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.
Öncelikle eski PKK’lı olsun olmasın, bir Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşının iş yerini bombalayan ve cana kıyan bu adamların yaptıkları terörün daniskası. Bunu asker kimliklerini ve TSK ekipmanını kullanarak yapmaları ise dehşet verici. Ve bütün bunlardan sonra adaletin çarkları işlerken Genelkurmay’ın olaya etki etmesi, bombacı katil askerlerine arka çıkması apayrı bir utanç kaynağı.
Yargıtay ne demiş bir bakın. Asker sanıklara atfedilen eylemlerin terörle mücadele görevleri kapsamında olması dolayısıyla askeri mahkeme baksın diyor… Aslında cümle çok basit. Eski bir PKK üyesinin iş yerinin bombalanması terörle mücadeledir demeye getiriliyor. TSK da olayı böyle görüyor ve personeline destek veriyor.
Bir kez daha ne desem boş. Bakalım Yargıtay kararından sonra Van Ağır Ceza Mahkemesi ne karar verecek?
Kutlu Savas’in Susurluk Raporu’nun giris bolumunde soyle bir paragraf var:
“Giriş bölümünde arz ve izah edildiği üzere Susurluk Olayı bir bütündür ve olaylar zincirinden ibarettir.
İstanbul’da Özgür Gündem Gazetesi’nin bombalanması, Behçet Cantürk’ün öldürülmesi, Diyarbakır’da yazar Musa Anter’in öldürülmesi; İstanbul’da Tarık Ümit olayı ile Azerbaycan’da ihtilâl denemesi; Bodrum’da Hikmet Babataş cinayeti, Gaziantep’te Mehmet Ali Yaprak’ın kaçırılması, Bankaların trilyonluk kredileri gerçekte Ankara’da cereyan eden olayın muhtelif veçheleridir.”
Yok artik yuh olsun yuh… Susurluk Olayi’ndan sonra kimseye birsey olmadigini, Sedat Bucak’in hafizasini kaybettigini, aydinlik icin bir dakika karanliktan birsey cikmadigini biliyordum da olayin ve derin devletin bu kadar karmasik oldugu aklimin ucundan bile gecmezdi. Paragrafta bahsedilen olaylara kisaca bir goz atalim:
Yukardaki olaylari arastirirken kan tepeme cikti yine. Butun bunlar olurken kimi kime sikayet edeceksin? Isiklari bir dakika degil bir saat kapatsan ne farkedecek. Butun kose baslari tutulmus, devlet, polis, ulkuculer, mafya, MIT hepsi birbirine karismis… Dervis Zaim’in Filler ve Cimen filminde deginilen olaylarin aslinda Turkiye’de gerceklesen olaylardan bire bir esinlendigini farkettim. Iste Turkiye ve derin devlet, film gibi, saka gibi…