Saldıray'dan Memleket Manzaraları

Fırat Haber Ajansı TSK’ya Karşı

Jul 18
2 Yorum

Genelkurmay’ın resmi sitesinden yapılan açıklamaya göre son birkaç gün içinde 11 terörist öldürülmüş.

PKK ise bunu Fırat Haber Ajansı vasıtasıyla yalanlamış. HPG Basın İrtibat Merkezi öyle demiş. HPG ne ola ki?

Fırat Haber Ajansı’nın bugün verdiği habere göre ise 8 subay PKK tarafından öldürülmüş. Genelkurmay’ın bu yönde bir açıklaması yok.

Düşük yoğunluklu savaş medya alanında da sürüyor.


Darbe Günlükleri

Jul 16
Yorumlar

Taraf’daki darbe günlüklerini okudum. Ohaaa dedim. Siz de okuyun, siz de ohaa diyin.

Darbe 1

Darbe 2


Bernard Kouchner ve TSK El ele, Hep Beraber Tribüne

Jul 02
1 Yorum
GazetelerImizin bazılarında bu konuda bir haber çıktı. En sonunda bir AB devlet adamı Türk ordusunun kıymetini anladı diye. Mevzubahis haber aşağıda ingilizce haliyle verilmiş durumda. Uzun lafın kısası Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner Türk ordusunun Türkiye’nin laikliği adına önemli bir rol oynadığını söylemiş. Bernard’ı tanımam etmem, belki kastını aşmıştır, belki de gerçekten dediklerini demek istemiştir, onu da bilmek zor. Ama gelin Kurtlar Vadisi şeklinde bir mantık yürütme yapalım:
Türkiye’nin AB üyeliğini istemeyen Avrupalı devletlerin başında kim geliyor?  Fransa.
Türkiye AB üyesi olursa en çok gücü hangi kurum kaybedecek? Türk Silahlı Kuvvetleri
Türkiye’nin AB’ye girmesi için çalışan AKP hükümetine kapanma davası açıldığı, ortamın bulanık olduğu bu noktada, Fransa Dışişleri Bakanı TSK’ya destek veren açıklamada bulunuyor. Adeta al gülüm ver gülüm gibi geliyor kulağa. Ben TSK’ye destek çıkayım, TSK yargıyı idare etsin, AKP kapansın, Türkiye’nin AB’ye girmesi yalan olsun, Fransa rahat etsin.
Turkish army good for democracy -France’s Kouchner
By Paul Taylor, European Affairs Editor
563 words
30 June 2008
11:21

Reuters News

English
(c) 2008 Reuters Limited

PARIS, June 30 (Reuters) - France’s foreign minister called Turkey’s army a force for democracy on Monday, appearing to endorse its political role amid accusations it is behind a legal attempt to oust the country’s elected ruling party.

Bernard Kouchner, long an outspoken human rights campaigner, said it would be an “internal matter” if the Constitutional Court banned the governing AK Party, although it could affect Turkey’s European Union entry bid.

His comments to reporters came a day before France takes over the EU presidency and a Turkish prosecutor presents the legal case for banning the AK Party. Some party backers say the army is behind the case.

The court is due to begin hearings this week on a state prosecutor’s attempt to have the conservative party, rooted in political Islam, closed down amid widespread expectations that the AKP will be banned in August, possibly triggering elections.

“The army has played a very important role in Turkey for democracy and the separation of mosque and state,” Kouchner said, noting that the Court had overturned a law allowing women to wear the Islamic headscarf in universities.

The Turkish military sees itself as a guardian of the country’s secular constitution and has intervened four times in the last 50 years to oust governments, most recently in a soft coup to oust an Islamist-leaning government in 1997.

The prosecutor accuses the AK party of subverting Turkey’s secular order and plotting to establish an Islamic state, charges it strenuously denies. Turkish courts have banned some 20 parties in the past for Islamist or Kurdish activities.

The prosecutor wants the AK Party closed over charges of anti-secular activities and leading figures, including Prime Minister Tayyip Erdogan and President Abdullah Gul, banned from party membership for five years.

Asked how the EU should respond to such a ban, Kouchner appeared to rule out suspending Ankara’s membership negotiations with the 27-nation bloc, even though French President Nicolas Sarkozy has repeatedly said Turkey has no place in Europe.

The minister said France expected to open EU talks with Turkey on two or three more of the 35 chapters, or policy areas, into which community law is divided, during its six months in the chair.

“It is the (French) president who decides, but I think that if we want a Union for the Mediterranean, then Turkey has to be part of it. No one can be a better bridge between the Islamic world and Europe,” he said.

EU Enlargement Commissioner Olli Rehn has said it is not normal in a European democracy for a court to outlaw a democratically elected governing party, unless it advocates or practices the violent overthrow of the democratic order.

However, he has stopped short of saying whether Brussels would recommend formally suspending Ankara’s accession talks.

Some senior EU officials say the Union would be more likely to informally put the negotiations on hold, at least until there was a democratic clarification of the situation, if the AK party were banned and Erdogan ousted.

Although predominantly Muslim, Turkey was founded as a secular state in 1923 by Mustafa Kemal Ataturk. (editing by edited by Richard Meares)


Dağlıca Biliniyordu, PKK Başarısız Oldu

Jul 01
Yorumlar

Jormungand’ın yazısından yola çıktım. Taraf’ta çıkan ve Dağlıca saldırısının bilindiğine dair çıkan habere Genelkurmay çok güzel cevap vermiş. Saldırıyı biliyorduk, gereken tedbirleri de aldık demiş. Operasyon yapacağız, güç gösterisi yapacağız diye o kadar genci feda ettik deselerdi, ona da şaşırmazdım. O kadar yüzsüz o kadar adisin ki Genelkurmay. Neyse jormungand’dan okursunuz zaten detaylarını. Son olarak Genelkurmay’ın utanmaz açıklamasına link verelim:

6.   Sözde Bilgi Destek Planını gündeme getiren gazete, ayrıca 25 Haziran 2008 tarihli nüshasında, bir komutanlığın PKK-KONGRA-GEL terör örgütünün olası eylemlerine ilişkin “GİZLİ” gizlilik dereceli mesajını yayımlamış ve Dağlıca’ya yapılacak saldırının bu mesaj ile bildirilmesine rağmen tedbir alınmadığı yönünde bir iddiada bulunmuştur.

Yayımlanan mesaj gerçek bir belge olup, tehdide maruz tüm birimleri uyarma amacı taşımaktadır. Alınan duyumların değerlendirilerek istihbarat haline getirilmesi ve eylem ikazı olarak yayımlanması, Türk Silahlı Kuvvetlerinde kullanılan standart bir uygulamadır. Nitekim, söz konusu ikazla birlikte, bölgedeki birliklerde emniyet tedbirleri artırılmış ve Dağlıca’da konuşlu unsurlarımız gerekli tepkiyi göstererek, hain saldırının asıl amacına ulaşmasını engellemişlerdir. Konu ile ilgili yargı süreci devam ederken, bu tür kışkırtıcı yaklaşımlar sergilenmesi kaygı verici bir durumdur.

“GİZLİ” gizlilik dereceli askeri evrakın sızdırılması ve basın yoluyla yayımlanması tamamen yasa dışı bir eylem olup, konu yargıya intikal ettirilmiştir. Kurum içinde yapılan araştırmada, mesajın nereden ve kimler tarafından dışarıya sızdırıldığı tespit edilmiş ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlem başlatılmıştır.


Vicdani Ret Günü

May 16
3 Yorum

Kandanadam bugünün Dünya Vicdani Retçiler günü olduğundan bahsetmiş. Beni de aldı götürdü düşünceleri itti bu gün vesilesiyle. TSK’yı sevmememim ve askere gitmek istemeyişimin sebeplerini listeledim:

Bu devlete o kadar vergi verdikten sonra bir de hayatımdan bir yılı, ekonomik olarak optimum olmayan işlerde çalışarak üstelik, vermek istemiyorum. (İşadamına askerde mıntıka temizliği yaptırmak ne kadar mantıklı bir anlayıştır? Vasıfsız işçi yapsın temizliği, işadamı da gitsin işini yapsın, ülkede istihdam yaratsın, vergi versin, süt versin, yün versin)

NATO’nun en büyük 10 ordusu arasında olan güzel memleketimin daha fazla askere ihtiyacı olduğuna inanmıyorum.

Saçma bir yere verirler de ölürüm diye hayvan gibi götüm atıyor. (Evet, 25 senedir kıçımı yırttım, şimdi hayat çok tatlı geliyor, sikseniz bunu riske atmam. Vatan için atmam, millet için atmam, din için atmam, bir tek Cimbom için yaparım, büyük ihtimalle onu da yapmam)

Benden daha az zeki, daha az kültürlü, daha az eğitimli bir kişiden emir alma ihtimali kanıma dokunuyor.

Normal hayatta yolda görsem yan sokağa sapacağım bir sürü alakasız insanla zorla aynı yerde 1 sene vakit geçirmek istemiyorum.

Son olarak da benim bu devlete borcum yok, benim bu vatana borcum yok. Gitsin olandan istesin diyorum.

Eğer götleri yiyorsa askerliği gönüllü yapsınlar 100 kişiden 5 kişi giderse ben de ne olayım.


Dursun Ali Karaduman Emekli Olmuş

May 06
Yorumlar

Takipçi blogculuğum devam ediyor. Önceki bir yazımda değindiğim ve bir asker cenazesinde Hrant Dink’e hakaretler içeren ve “şehitler ölürken çıkmayan sesler Hrant Dink için niye çıkıyor” manasında bir şiir okuyan Jandarma Bölge Komutanı Dursun Ali Karaduman emekli olmuş. Haberin kendisi ve kazma şahsın gül yüzünün resmi için Gümüşhane Valiliği’nin sitesine bakabilirsiniz. Ne yazık ki henüz emekli olma tarihini tespit edemedim.


Ölüm Yerine Çözüm

Feb 28
2 Yorum

Türkiye’nin gündemini ara ara saman alevi gibi meşgul eden polemiklerle ilgilenmeyi sevmiyorum. Ama bu sefer ısrarcı olacağım zira Bülent Ersoy’un sözleriyle başlayan tartışmadan alacağımız önemli dersler var.

Bülent Ersoy “Ölüm yerine çözüm” diye çırpınırken AKP Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu operasyon öyle olmaz böyle olur diye ayar verdi. Hüsrev Bey’i önce iğrençliği ve seviyesizliği için kutlayalım. Sonra analize geçelim.

Milliyet sitesinde “AKP’linin kestirme ayıbı!” başlığıyla vermiş. Doğan Grubu rüzgarın yönünün değiştiğini anladı heralde, iki gün önce sözlerine tepkilerini eksik etmedikleri Bülent Ersoy’a hafiften de olsa destek göstermiş.

Bianet’ten Nilüfer Zengin de bu konu üzerine güzel bir yazı yazmış arada.

Bülent Ersoy senelerdir süregelen bu kirli savaşa belki de yapılabilecek en hafif eleştiriyi yaptı. En temiz kelimelerle, safça çocuklar ölmesin gibi birşeyler söyledi. Ama bu savaş makinası ve onun faşist maşaları (Ebru Gündeş, programın sunucusu pis herif ve diğerleri) bunu bile kabul edemediler. Zaten köşeye sıkışan askerlerin ölmeyip teslim olmasını da sindiremeyen bu güruhtu. PKK kampında esir tutulan askerlerin kameraya zorla birşeyler söyleyince ömür boyu hapis isteyen de bu pis insanlar.

Sahi yargılanan gençlere ne oldu? Bunu da bir araştırayım.


Bülent Ersoy’un Sözlerine Destek

Feb 26
Yorumlar

Bianet’te Nilüfer Zengin, Bülent Ersoy’un Popstar Alaturka yarışmasında ettiği malum sözlerle ilgili güzel bir yazı yazmış. Yazının kendisi de çok güzel ama benim asıl ilgimi çeken kısmı sondan bir önceki paragrafı. Soruşturmayı başlatan Bağcılar Cumhuriyet Başsavcısı Ali Çakır meğer bu konuda epey sabıkalıymış. Merak eden okur araştırır, bianet bağlantılarını da vermiş.


İlker babaya az ulus devlet az pilav

Sep 25
3 Yorum

Birleşmiş Milletler toplantısı vesilesiyle tam da kendimi Myanmar’ın içler acısı durumuna kaptırmıştım. İnternetin, uydu anteninin, yabancı yayınların yasak olduğu, askerin yönettiği Myanmar’ın cuntasına lanet okuyup budist rahiplerinden peşine takılmışken Kara Harp Okulu’ndan gelen haberler yine beni çileden çıkardı.

Artık bu konularda pek yazmak da istemiyorum, çünkü hep aynı şeyleri söylemekten sıkıldım. Öğrendiğim, okuduğum, edindiğim bilgilerin ışığında Türkiye’de askeriyenin durumuna başka bir yorum getiremiyorum çünkü. Hep temcit pilavı gibi aynı konular, aynı yorumlar, aynı fikirler. Ben de hep aynı karşı fikirleri öne sürüyorum ama değişen birşey yok, it ürüyor, kervan yürüyor.

İlker Başbuğ konuşmasında TSK’dan görmeye alıştığımız en güzel motiflerden bir derleme yapmış. Hemen teker teker bu unsurları ele alarak biraz analiz yapmaya çalışalım.

Öncelikle Başbuğ konuşmasının konusunu “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin temel unsurlarını oluşturan ulus devlet, üniter devlet ve laik devlete yönelik tehdit ve risklerin değerlendirilmesi” olarak seçmiş. Hiç şaşırmadım… Özellikle tehdit ve risk kelimelerinin seçilmiş olmasına dikkat edelim. Ortada bir tehlike olması lazım ki ordu kendi varlığını, masraflarını, ülke siyasetine karışmasını makul gösterebilsin. Bu tip risk veya tehditlerin olmadığı bir ortamda zaten orduya gerek kalmaz, ve hiçbir komutan da tartışması yapılan anayasa tasarıları üzerine resmi fikir bildiremez. Dolayısıyla TSK’nın Türkiye’yi diken üstünde tutma politikasının biz uzantısıdır bu konuşmanın konusu da. Hatta eskilere uzanıp Milli Güvenlik dersi kitabımın Türkiye’ye yönelik tehditlerden bahseden ünitesi geldi aklıma. Ermenistan, Yunanistan, Iran, Irak, Suriye, Türkiye’ye komşu olan olmayan ne kadar ülke varsa hepsi tehdit olarak gösteriliyordu. Bu bilinçli hareketin maksadı bugün George Bush’un ABD’de yaptığı gibi korku polikası üzerinden destek kazanmaktan farklı değil. Maalesef “dediğimi yapmazsanız başınıza böyle kötü şeyler gelir” demek halka mantıklı bir açıklama sunmaktan her zaman daha kolay ve etkili oluyor.

Devam edelim. Sonra İlker Başbuğ terörle mücadelenin nasıl yapılması gerektiğinden dem vuruyor… Ve bakalım şaşırtıcı bir şekilde ne diyor:

Burada önemli olan nokta, ulusal ve uluslararası yasa yapıcıların, insanların temel hak ve özgürlüklerini gözetirken, onların güvenliklerini ve yaşama haklarının korunmasını da aynı derecede gözetmek zorunda olduklarıdır.

Türkiye, terör tehdidi altında olan ve terör olaylarıyla yaşayan bir ülke.İnsanların temel hak ve özgürlüklerinin gereksiz yere kısıtlanması nasıl kabul edilemezse, bu hak ve özgürlüklerin teröristler tarafından istismar edilmesi de kabul edilemez.

Yine Bush’un 2001 senesinde Patriot Act adı verilen terörle mücadele adına kişisel özgürlükleri kısıtlayan yasasına benzer bir yaklaşım sergilemiş İlker Başbuğ. Ama Başbuğ öyle bir dillendirmiş ki olaya dışardan Türkiye’yi bilmeyen biri baksa, kişisel hak ve özgürlüklerimiz o kadar sınırsız, insan haklarına o kadar saygılıyız ki teröristlere karşı düzgün mücadele edemiyoruz zanneder. Olağanüstü Bölgeler’le, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’yle, kitapçılara atılan bombalarla, evinden alıp infaz edilen şüphelilerle, köy yakmalarla, işkencelerle istediğimizi elde edemedik, biraz da müsamaha gösterin artık, terörle mücadelemizde azcık önümüzü açın demek istiyor heralde Başbuğ.

Sonra Başbuğ Kuzey Irak’taki gelişmelere değinmiş:

Irak’ın kuzeyindeki oluşum ve gelişmelerin bu bölgedeki Kürtlere tarihte hiç olmadığı kadar siyasal, hukuki, askerî ve psikolojik güç kazandırdığı da diğer bir gerçektir. Ayrıca bu durumun, vatandaşlarımızın bir kısmı üzerinde yeni bir aidiyet modeli yaratabileceğine de dikkat edilmelidir.

Peki vatandaşlarımızın bir kısmı (Kürtler) üzerinde neden yeni bir aidiyet modeli yaratsın Kuzey Irak’ta kurulan bir devlet? Kürt vatandaşlarımız 80 senedir bu devletin sınırları içinde yaşamıyorlar mı? Çoğu Türkçe’yi anadilleri gibi bilmiyorlar mı? 80 senedir Türkiye Cumhuriyeti bu vatandaşları kendine bağlayabilmekte bu kadar mı beceriksiz oldu, onları devletten bu kadar mı soğuttu ki, 80 sene sonra Irak’ta peydah olan yeni bir ülkeye heves etsinler. Eğer böyle bir istek varsa, bu sadece ve sadece Kürt vatandaşlarının karnını bile doyurmayı beceremeyen, onların dillerini, kültürlerini, yeri geldiğinde isimlerini bile yasaklayan Türkiye Cumhuriyeti’nin ve buna destek çıkıp çanak tutan TSK’nın ayıbıdır.

Sonra Başbuğ şöyle demiş:

Ne gariptir ki, dün olduğu gibi bugün de, laiklik karşıtı hareketlerin ve etnik milliyetçilerin öncelikli ve ortak bir hedefi vardır. O da ulus devlet yapısıdır.

Başbuğ’un bu sözlerindeki amacı kestirmek zor değil. Laiklik karşıtlarını ve Kürtler’in demokratik haklarını savunanları aynı kefeye koyarak TSK’nın düşmanlarını aynı kefede topluyor. Bu iki grubu birbirleriyle ilişkilendirerek ikisinin de kötü yanlarının birbirlerine bulaşmasını istiyor. Böylelikle laiklik karşıtı birisi aynı zamanda terörist destekçisi veya bir Kürt hakları savunucusu aynı zamanda bir şeriatçıyla aynı kefeye konulabilecek.

Başbuğ daha sonra Türkiye’nin kafası çalışan, düşünen, bağımsız, korkmayan aydınlarına da mesaj veriyor. Adeta bir Yasin Hayal edasıyla “akıllı olsunlar” diyor:

Özellikle başta aydınlar olmak üzere herkesin; yaşanmakta olan fikir anarşisi içerisinde toplumun gerçek yapısını ve sorunlarını öğrenmek yerine, kendilerine dayatılan fikirler doğrultusunda hareket etmede çok dikkatli ve duyarlı olması gerekmektedir.

Başbuğ konuşmasının ilerleyen bölümlerinden -olmazsa olmaz- Atatürk’ten alıntılar yaparak, anayasa tartışmalarında önemli yer tutan anadilde eğitim konusuna değinmiş:

Dil. Atatürk Türk dilini şöyle tanımlamaktadır:
“Türk dili, Türk ulusunun kalbidir, zihnidir.”
“Millî duygular ile dil arasındaki bağ, çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması,millî hissin gelişmesinde başlıca etkendir.”
“Dil yaşayan bir varlıktır ve korunmaya muhtaçtır. Dilini kaybeden bir ulus, her şeyini kaybetmeye mahkûmdur.”

Atatürk’ün zamanında çoğu yazdığını bugün okuduğumuzda pek birşey anlayamadığımızı, ve yine Atatürk’ün Güneş Dil Teorisi gibi saçma sapan bir olaya öncülük ettiğini düşünürsek, kendisinin dil konusunda yazdıklarını pek kaale almayacağım. Ama Türkiye’de bir konuda doğruluğumuzu ispat etmenin en kolay yolu Atatürk’ü kendi tarafımıza çekmek. Böylelikle her türlü itiraz yolu kapanıyor, size karşı çıkanlar Atatürk’e karşı çıkmış gibi oluyorlar. Ne de olsa Türkiye’de Allah’a karşı çıkılır da Atatürk’e karşı çıkılmaz.

Başbuğ devam ediyor:

Türkçenin dışında, bazı etnik grupların kendi dillerini öğrenmek istemelerini kabul etmek ve bu isteğe saygı göstermek farklı bir durumdur; bu dillerde eğitim ve öğretim yapılmasını kabul etmek ise, çok başka bir durumu ifade eder. İkincisini ulus devlet anlayışıyla bağdaştırmak mümkün değildir.

Bianet’te geçen bir yazıda çok mantıklı soruyla cevap verilmiş üstte yazanlara. Madem kendi dillerini öğrenmek Kürtler’in bir hakkı, okulda öğrenmezlerse nerde öğrenecekler bunu. Almanya’da Bulgaristan’da azınlık halinde olan Türkler kendi dillerini öğrenebiliyorlar ama Kürtler hala yasaklı hep yasaklı.

Son olarak Başbuğ Atatürk milliyetçiliği tartışmalarına da şöyle bir açıklama getirmiş:

Atatürk, milliyetçilik anlayışını en veciz şekilde şöyle ifade etmiştir: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir.”

Atatürk’ün milliyetçilik kavramında, ırkçılık, etnisite, din ve mezhep ayrımı var mıdır? Atatürk’ün milliyetçilik anlayışında yayılmacılık, diğer ulusları küçümseme var mıdır? O’nun milliyetçilik anlayışından daha birleştirici ve bütünleyici bir anlayış olabilir mi?

Ben mi Türkçe anlamıyorum yoksa Başbuğ kasten mi böyle yorumluyor. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlara Türk milleti denir sözü TC’nin kurulmasında emeği geçmiş Türkler’i, Kürtler’i, Ermeniler’i ve diğer azınlıkları Türk milleti kefesinde topluyor. Yani azınlıkların kimlikleri yok sayılarak çoğunluğa dahil ediliyorlar, adeta siz de bizdensiniz deniyor. Halbuki Bulgaristan’daki Türkler’e Bulgar milletine dahil edelim sizi derseniz alacağınız cevap çok bellidir. Bu kadar bariz, azınlıklarının farklılıklarını yok sayıp onları Türkler’in dominant duruşuna dahil etmek isteyen bir anlayış nasıl birleştirici ve bütünleyici bir anlayış olabilir peki? Eğer Kürtler ve Ermeniler bir gün “biz ne Kürt ne Ermeni’yiz, biz Türk’üz Türk milletiyiz” derlerse olur… Bunu onlardan beklemek de büyük haksızlık olur.


Büyükanıt’ın 30 Ağustos Mesajı

Aug 28
Yorumlar

Orgenal Büyükanıt’ın 30 ağustos mesajına buradan ulaşabilirsiniz. Mesajın can alıcı noktalarına aşağıda yer verdim.

Bilime ve akla dayanan Atatürkçü Düşünce Sisteminin esaslarını kavrayamamış birtakım kötü niyetliler tarafından; Türk ulusunun birlik ve beraberliğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve demokratik yapısını bozmak ve çağdaş kazanımlarını ortadan kaldırmak amacıyla yürütülen sinsi planlar ne yazık ki her geçen gün farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Üzülerek ifade ediyorum ki, yaşadığımız günlerde hem ülke içinden hem de ülke dışından Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan saldırılar artmış bulunmaktadır. Bu saldırıların amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları tarafından çok iyi bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını içine sindiremeyen bölücüler ile laik yapısını sistematik bir yaklaşımla aşındırmaya çalışan şer odaklarının yaklaşımlarını, tüm ulusumuz çok açık olarak izlemektedir.

Bu tehditler karşısında, hiçbir etnik temele dayanmayan ve Anayasamızda açıkça belirtilen, soydaşlık değil yurttaşlık esasına dayanan ve Ulu Önderimiz Atatürk’ün: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk ulusu denir.” veciz ifadesinde yerini bulan Atatürk milliyetçiliği ve laiklik, bilim ve aklın parlak ışığı ile bütün bu karanlık güçleri boğarak bizi aydınlık bir geleceğe ulaştıracaktır.

Bütün basınımız analizini yaptı. Ben de bir üstünden geçeyim. İlk paragrafta Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan saldıraların arttığından bahsetmiş Org. Büyükanıt. Ben de katılıyorum bu yorumuna. Bence Türkiye son birkaç sene içinde demokratik haklarının biraz daha farkına varan, demokrasinin ve halkın iradesinin işleyişine dışarıdan müdahalelere daha hassas bir yapıya büründü. Bu noktada TSK’nın siyasete yaptığı müdahalelere tepki vermemesi halkın düşünülemezdi zaten. Bence sandıktan çıkan sonuç az bile, askerin politikaya müdahalesine karşı çıkan bir iki tane miting yapmadıklarına şükretsinler. Ayrıca sevdiğimiz dış mihraklardan Avrupa Birliği de TSK’nin devlet yönetimindeki etkisinin azaltılması konusunda bir takım istekler önce sürüyor.

İkinci paragrafta benim çok sevdiğim, ilkokul boyunca utanıp sıkılmadan her gün tekrarladığım “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” ifadesi üzerine konuşmuş Sayın Büyükanıt. Yalnız ya benim kafam hiç çalışmıyor ya da Büyükanıt’ın anlatımda istikrar gibi bir kaygısı yok. Hem etnik temele dayanmayan, soydaşlık değil yurttaşlık diyor, hem de TC’yi kuran Türk halkına Türk ulusu denir diyor. Nerde kaldı yurttaşlık, nerde kaldı ortak payda. Adeta George Orwell barış için savaş kavramı gibi akılara zarar bir tezat. Türkiye’deki farklı etnik kimliklerin varlığını reddedelim, hepsine Türk diyiverelim gitsin. Buna karşı çıkan da bölücü olsun. Güzel, benim hoşuma gitti. TSK’nın resmi politikası olsun bu bundan sonra.


TSK’ya Kitlesel Karşı Koyma Refleksi

Jun 08
1 Yorum

Sular biraz durulmaya başlayınca Genelkurmay yine güzel çehresini bizlere gösterdi. İnternet sitesinde yaptığı açıklamayla şanlı Türk ordusu Türk milletinden teröre karşı kitlesel karşı koyma refleksi göstermesini istedi…

Tutamıyorum, küfürlü konuşacağım. Öncelikle “kitlesel karşı koyma refleksi” lafını kıçından kim uydurdu sormak istiyorum. Türk ordusu biraz da yüce Türk diline saygı göstersin kampanyası başlatmak istiyorum. İki dakika kafa patlatıp kulak tırmalamayan bir laf bulsaydınız.

Sonra durumun bir özetini çıkaralım. Yüce Türk ordusu Türk hükümetine cumhurbaşkanını nasıl seçeceğini hatırlattıktan sonra,  bir kez daha haddini aşarak halkımızın teröre karşı göstermesi gereken tepkiyi belirliyor. “Ey Türk vatandaşı, de ki -Türk Silahlı Kuvvetleri elbette hakkımda en hayırlısını bilir. Şüphesiz ki TSK vatanın ve milletin çıkarlarını gözetenlerin en büyüğüdür.” Kuran’dan sure gibi maşallah.

Çünkü sanki herşey Türk milleti tepkisini gösterince bitecek. Çünkü İzmir’de “kahrolsun PKK” “ermeni piçi apo” diye bağırınca 30bin ölü tekrar dirilecek, çünkü bu kanlı savaş Türk milliyetçileri terörü hep bir ağızdan lanetlediği zaman bitecek. Evet evet…

Bazı haddini bilmez sivil toplum kuruluşları bu açıklamanın ardından mitingler planlamaya başlamışlar teröre karşı. TSK’nin güdümünde hareket eden bir kuruluş “sivil” olabilir mi? Bu bir. İkincisi bileklerinin gücü yetiyorsa Diyarbakır’da Batman’da Van’da yapsınlar bu mitingleri.  Bir kez daha söylüyorum terör sorunu Türkiye’nin sorunu. Dış mihraklar yabancı güçler AB ABD diyerek bir yere varamayız. Sağda solda bağırıp çağırmak kendi kendine gelin güvey olmaktır. Türkiye’de yaşayan Kürt vatandaşlarımız devletin kendilerine yaptığı muameleden şikayetçi. Kürt dilinin isminin kültürünün yasaklanmasıyla başlayan etnik asimilasyon politikaları Türkiye’nin önüne bugünkü terör tablosunu çıkardı. Bu sorunun çözümü de yine kendi içimizde, Kürtler’e demokratik haklarını vermekten geçiyor.

Peki Genelkurmay ne istiyor? Ne yapmaya çalışıyor? 23 senedir her türlü tankla tüfekle terörü bitirememiş kişiler elbette terörün şimdi kitlesel karşı koyma refleksiyle bitmeyeceğini biliyorlar. Asıl amaçları belli. Birincisi toplumda Kürt Türk ayrımı yaparak infial oluşturmak, aradaki uçurumu iyice açmak. Bu kendilerinin işlerine geliyor, çünkü diyalogun olmadığı bir ortamda TSK kendi gücünü pekiştirmek için gereken şartları bulacak. TSK’nın bu açıklamasının bir diğer sonucu olarak Kürt sorununa barışçıl yönde çözüm arayanlar birçok Türk hain damgası yiyecek. Bu açıklama adeta onları faşizan kitlelere hedef gösteriyor. Bir önceki “ne mutlu Türk’üm demeyen bu devletin düşmanıdır” açıklaması gibi “kitlesel karşı koyma refleksi göstermeyen bu devletin düşmanıdır” demeye getiriliyor.

Ne yazık ki Türkiye’yi iç ve dış tehlikelerden koruması gereken bir kurum Türkiye’nin iç ve dış politikada bir adım ileri gitmesinden korkuyor, her türlü çıkış yolunu tıkıyor.


Mehmet Şerif Avşar’ın Katillerine Askeri Mahkeme Torpili

May 24
3 Yorum

Bianet’ten alıntı haber: Diyarbakır mahkemesi Mehmet Şerif Avşar’ın cinayetinden dolayı 30 yıl hapis istemiyle yargılanan eski uzman çavuş Gültekin Sütçü’nün askeri mahkemede yargılanmasına karar verdi. Olayın detayları bu sitede var.

Konuyla ilgili ayrıntıları araştırdım. Şerif Avşar 1994′te evinden 5 köy korucusu ve Mehmet Mehmetoğlu tarafından alınmış. Bu arada yedinci bir kişi emir veriyormuş bu gruba. Daha sonra JİTEM merkezi olarak bilinen Saraykapı jandarma karakoluna götürülen Şerif Avşar, bir süre sonra Diyarbakır dışına çıkartılıyor. Cesedi de Lice yolunda bulunmuş daha sonra.

Olaydan iki hafta sonra tutuklanan köy korucuları yedinci kişinin Gültekin Sütçü olduğunu söylemişler. Bu arada Gültekin Sütçü yurt dışına kaçmış. Köy korucularından bir tanesi adam öldürmekten 20 sene diğerleri de adam kaçırmaktan 6 sene 8 ay hapis cezası almışlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi Şerif Avşar’ın can güvenliğini koruyamadığı ve Gültekin Sütçü’yü bulamadığı için 150 bin sterlin cezaya çarptırmış.

Gültekin Sütçü 2006′da Bulgaristan’dan Türkiye’ye giriş yaparken yakalanıyor. Daha sonra çıkarıldığı mahkemede askeri mahkemede yargılanmasına karar veriliyor. Evinden bir vatandaşı alıp götürüp kafasına sıkan bu katili bile sivil mahkemede yargılayamıyorlar. Adeta askerin yasadışı eylemleri için davetiye çıkarılıyor, siz yapın birşey olmaz, biz sizi koruruz deniyor. Geçenlerde de Yüksekova olaylarının bombacı sanıkları için aynı karar verilmişti.


Erzurum’da Bayrak Krizi

May 22
Yorumlar

Milliyet’in haberinden:

“9. Kolordu Komutanı Korgeneral Nejat Bek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir hafta önce yaptığı toplu açılışlar nedeniyle AKP’li Büyükşehir Belediyesi’nin sokak ve caddelerini bayraklarla donattığı Erzurum’da bu kez bayram nedeniyle yeterince bayrak asılmadığı gerekçesiyle tepki gösterdi.
Bek, AKP Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı ile birlikte tören alanına gelen Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li Ahmet Küçükler’e “Bir tane Türk bayrağı yok caddelerimizde. Burada bütün bayraklıklarımız var. Hiçbirine bayrak asılmamış. Bu bayram bizim değil mi?” diye sordu. Küçükler’in “Şehirde bayrak var” demesi üzerine Bek çevresindekilere dönerek, “Lütfen bir bakın şu caddelere. 19 Mayıs bu. Her şey eksik olur da, bu eksik olmaz” dedi.
Vali Celalettin Güvenç de Bek’in sözlerine karşılık vermeden töreni başlattı. İtfaiye Müdürlüğü ekipleri, Bek’in eleştirisinin ardından, Havuzbaşı ile Atatürk Üniversitesi arasındaki caddedeki elektrik direklerine bayrak astı.”

İtfaiyesiden, korgeneraline, belediye başkanına kadar hepinize aferin. Kime neyi kanıtlamaya çalışıyorsunuz? Her taraf silme bayrak olsa açın karnı mı doyacak, Erzurum’un dertleri mi bitecek sanki? İyi kötü sembolik bir kutlama töreni var, ama yetmiyor bazılarına. Üç dört sene önce bir yerlerde bayrak yakıldı diye Türkiye’nin her tarafına bayrak astık da ne oldu? Bayrak yakan 10 yaşındaki Kürt çocuklar birlik beraberliğimizden etkilenip tövbekar mı oldular? Sadece dışardan bakanlar “Türkiye yine çıtlattı” dediler.

Türkiye’deki kutuplaşmadan en çok kim nasipleniyor, bunu bir düşünelim. Eğer dinciler ve rejim karşıtları olmasa, herkes 19 Mayıs’ta bayrağını kapıp, okul yönetimi zorlamadan, stadlara akın etse, o zaman ordu şimdiki kadar rahat hareket edebilir, devlet işlerine karışabilir, bütçeden arslan payını alabilir mi?


Rakel Dink’in Mektubu ve Giresun Jandarma Bölge Komutanı Dursun Ali Karaduman

May 19
10 Yorum

Semih Saka’nın blog’unda ve birkaç farklı yerde Rakel Dink’in başbakana yazdığı mektubu gördüm. Rakel Dink mektubunun bir noktasında devletin askerinin rahmetli kocası için hain yakıştırması yaptığından bahsetmiş. Sizler için araştırdım, buldum.

Mevzubahis konuşmayı yumurtlayan kişi Giresun Jandarma Bölge Komutanı Dursun Ali Karaduman. Saygısız konuşmasını bir şehit cenazesinde yapmış. Konuyla ilgili habere burdan ulaşabilirsiniz. Bakalım Tuğgeneral Dursun Ali ne demiş?

“Bugün Amerikan Senatosu, Fransız Meclisi, İngiliz Lortları, Avrupa Birliği Parlamentosu, şehidimizi katledenler için bir kınama mesajı göndermedi. Onlar ancak hainler öldüğü zaman kınama mesajı gönderirler.”

Ellerinde Türk bayraklarıyla törene katılan binlerce vatandaş, “Hepimiz Türk’üz, hepimiz Mehmetiz” sloganları attılar.

Kızmayayım, şu blog’da küfür etmeyeyim diyorum, ama sınırlarımı zorluyorlar. Bir kere PKK ile savaşırken şehit olan askerle Hrant Dink arasında nasıl bir bağlantı var? İkincisi Hrant Dink niye hain sayılıyor ve Jandarma Komutanı hangi sıfatla bu açıklamayı yapıyor?

Aklım yettiği kadarıyla açıklamaya çalışayım. Türkiye’nin büyük çoğunluğu T.C vatandaşı olsun olmasın, Ermeniler’den nefret ediyor. Bu ırkçılığın sebepleri belki ASALA, belki Azerbaycan Ermenistan savaşı, belki farklı olandan korkmaya, belki de Türkiye’nin karanlık geçmişine dayanıyor. Ama gerçek olan birşey var Türkiye’de yaşayan azınlıklardan başka hiçbirinin adı “piç” küfürüyle beraber tamlama oluşturmuyor. Kürt milliyetçisi Apo’ya bile “Ermeni piçi” diye sloganlar atılıyor. Jandarma komutanı olan kişi de bu nefretten nasiplenmiş olacak ki, Hrant Dink ile arasına koyduğu mesafeyi, Hrant Dink’in katilleri ile kendisi arasına koyamıyor, koymak istemiyor. Çünkü içten içe onaylıyor bu katliamı o da, Türkiye de.

Mayıs 2008 Edit: Bu arada öğrendim ki Dursun Ali Karaduman emekli olmuş.


TSK’nin Şemdinli Oyunları (2.Perde)

May 16
3 Yorum

Radikal’in haberinden yola çıkarak olayları hatırlayalım. 9 Kasım 2005′te Şemdinli’de Umut Kitabevi bombalanmış, bir kişi ölmüş, bir kişi yaralanmıştı. Eski bir PKK üyesine ait olan kitabevindeki patlamadan sorumlu olarak Astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile bir PKK itirafçısı vatandaşlar tarafından yakalanmıştı. Bakalım sonra ne oldu…

 Van savcısı Ferhat Sarıkaya sanıklar hakkında iddianame hazırladı. Askeriyenin tepkisi üzerine Sarıkaya soruşturmaya tabii tutuldu ve meslekten uzaklaştırıldı. İddianameyi paraf eden Van Başsavcısı Kemal Kaçan da Trabzon’a mahkeme üyesi olarak atandı.

“Hırsız evin içinde” diyen Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun görevinden alındı.

 Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi sanıkları 39′ar yıl hapse mahkum etti.

Ve sonra beklenen sonuç geldi. Yargıtay kararı hem usul hem esas yüzünden bozdu ve davaya askeri mahkeme baksın dedi. Bakalım Yargıtay ne buyurdu:

“Asker olan sanıkların terör örgütünün işlediği suçlarla aynı suçu işlediklerine ilişkin nitelendirme hayal gücünün de ötesinde tamamen varsayımlara dayalı, hukuki değerden yoksun düşünceye dayanmaktadır.”

Kararda, “asker olan sanıklara atfedilen eylemlerin terörle mücadele görevleri kapsamında olması” nedeniyle iddiaların doğruluğunun sivil değil, askeri mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.

Öncelikle eski PKK’lı olsun olmasın, bir Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşının iş yerini bombalayan ve cana kıyan bu adamların yaptıkları terörün daniskası. Bunu asker kimliklerini ve TSK ekipmanını kullanarak yapmaları ise dehşet verici. Ve bütün bunlardan sonra adaletin çarkları işlerken Genelkurmay’ın olaya etki etmesi, bombacı katil askerlerine arka çıkması apayrı bir utanç kaynağı.

Yargıtay ne demiş bir bakın. Asker sanıklara atfedilen eylemlerin terörle mücadele görevleri kapsamında olması dolayısıyla askeri mahkeme baksın diyor… Aslında cümle çok basit. Eski bir PKK üyesinin iş yerinin bombalanması terörle mücadeledir demeye getiriliyor. TSK da olayı böyle görüyor ve personeline destek veriyor.

Bir kez daha ne desem boş. Bakalım Yargıtay kararından sonra Van Ağır Ceza Mahkemesi ne karar verecek?


Sonraki Sayfa »

Yazar Hakkında

1983 doğumluyum. İlkokulu, ortaokulu, liseyi ve akabinde üniversiteyi zar zor bitirdim. Futbolu, sinemayı, küfür etmeyi, nifak tohumları ekmeyi çok severim.

Ara

Gezinim

Kategoriler:

Bağlantılar:

Arşiv:

Beslemeler