Saldıray'dan Memleket Manzaraları

Linçsever Halkım

Nov 13
1 Yorum

Ahmet Kaya’nın üstüne yürünen meşhur ödül töreniyle ilgili kısa bir belgesel çekmiş Roj TV. Aşağıda bu belgeselin ikinci bölümü var. Törene Ahmet Kaya’yla beraber giden Çetin Oraner anlatıyor, gerçek görüntüler eşliğinde. Diğer bölümlerine bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Ahmet Kaya’ya yaptıklarımız yetmezmiş gibi, onun resmini tişörtünde taşıyanlara karşı bile zerre kadar anlayış gösteremeyen, gözü dönmüş ağzı köpüklü güruhun haber videosu da aşağıda:


Eşcinsel Evlilikleri Yasaklanıyor

Obama’nın seçildiği tarihte, aynı sandıktan California’da eşcinsel evliliklerinin yasaklanmasına destek veren referandum oyları da çıktı. Daha önce eşcinsel evliliklerine izin veren birçok eyaletde de bu evliliklerin tekrar yasaklanması gündemde.

New York Times’un bu konudaki haberine yazılan mektuplara burdan bakabilirsiniz.

Benim dikkatimi çeken bir yorum diyor ki (kendi tercümem):

Tekif edilen 8. Madde’nin (eşcinsel evliliklerinin yasaklanmasını isteyen teklif maddesi) dini örgütler tarafından bu kadar çok desteklenmesi gösteriyor ki “evliliğin” devlet tarafından “kontrat” kabul edilmesi kilise ve devletin ayrılığı prensibine ters düşüyor.

Eğer bu halk gerçekten kilise ve devletin ayrılığını destekliyorsa, devletin eşcinsel olan veya olmayan çiftlere sadece bir “medeni birliktelik” sertifikası sağlamalı.

Kiliseler tarafından verilecek evlilik belgesi ise devlet nazarında medeni haklar sağlamamalı ve ayrı bir mukavele olarak verilmeli. (Elizabeth Lundgren)

Kağıt üzerinde 100% mantıklı gelen bu yorumu, gelişmiş devletler içinde en dincisi olan Amerika halkının kabul etmesi şimdilik imkansız ötesi.

Son olarak aklıma şöyle bir paralellik kurmak geldi. 1957′de ABD Anayasa Mahkemesi’nin sadece beyaz öğrencilere açık olan okullarına anayasaya aykırı olduğunu söyleyerek bu okulların zenci öğrencileri de kabul etmesi gerektiğini söylüyor. Bunun üzerine Little Rock, Arkansas’ta 9 tane zenci öğrenci beyaz öğrencilerden oluşan bir liseye kayıt yaptıyorlar ve okula gitmeye başlıyor. Tabii bundan sonra kıyamet kopuyor, okulda bu 9 öğrenciye yapılmayan kalmıyor. Hatta Arkansas valisi zenci öğrencilerin okula girmemesi için güvenlik güçlerini kullanıyor ve ABD Başkanı Eisenhower’ın valiyi tehdit edip devreye girmesinden sonra güvenlik güçleri beyaz protestocular arasında öğrencileri okula sokup koruyorlar. Vikipedi bağlantısı da burda.

Eğer o noktada Arkansas’ta veya ABD genelinde bir referandum yapılsaydı, büyük ihtimalle zencilerin beyaz okullarına girmesi yasak olarak kalırdı. California’daki eşcinsel evliliği referandumu da aynen buna benziyor. 50 sene sonra geri dönüp baktığımızda içimizi karartacak bir utanç, karar halkın geneline bırakıldığı için devam ediyor. Bugün bu yasağı destekleyenler ilerde torunlarına nasıl anlatacaklar bu ayıplarını acaba?


Posted in ABD, İnsan Hakları

Keyfi Tutuklanan Bizim Yabancilarimiz

Az mi şikayet ediyoruz, Avrupa’da yurttaşlarımıza şöyle kötü muamele, böyle kötü davranış diye. Ama unutmayalım, pislik bulmak için uzaklara gitmeye gerek yok. Burası Türkiye.

Kumkapı Misafirhanesi’nden tutulan yabancı uyruklu göçmenler isyan çıkarmış. Haber Radikal‘den.

O kadar üzüldüm, utandım ki. Misafirperverlikle övünürken, ülkemize gelmiş göçmenleri gaddar polisimizin insafına bırakıyoruz.

Üşenmedim Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalara Karşı Çalışma Grubu’nun Türkiye’ye 2006  yılında yaptığı ziyaretten çıkardıkları sonuçları buldum.

Bu yukardaki komisyonun Türkiye’de bulgularını anlattığı rapora bağlantı. Öncelikle Türkiye’nin katetmiş olduğu mesafenin altı çiziliyor. Sonra insan hakları adına atılan bu adımların terör sanıklarına uygulanmadığından, bu kimselerin haklarının hala ihlal edildiğinden bahsediliyor. Daha sonra da gözaltında tutulan yabancı uyrukların bu gözaltı durumlarını yöneten kanunların olmadığından ve gözaltındakilerin kanuni olarak başvurabilecekleri bir temyiz mekanizması olmamasından şikayetçi olunuyor.


Vicdani Ret Günü

May 16
3 Yorum

Kandanadam bugünün Dünya Vicdani Retçiler günü olduğundan bahsetmiş. Beni de aldı götürdü düşünceleri itti bu gün vesilesiyle. TSK’yı sevmememim ve askere gitmek istemeyişimin sebeplerini listeledim:

Bu devlete o kadar vergi verdikten sonra bir de hayatımdan bir yılı, ekonomik olarak optimum olmayan işlerde çalışarak üstelik, vermek istemiyorum. (İşadamına askerde mıntıka temizliği yaptırmak ne kadar mantıklı bir anlayıştır? Vasıfsız işçi yapsın temizliği, işadamı da gitsin işini yapsın, ülkede istihdam yaratsın, vergi versin, süt versin, yün versin)

NATO’nun en büyük 10 ordusu arasında olan güzel memleketimin daha fazla askere ihtiyacı olduğuna inanmıyorum.

Saçma bir yere verirler de ölürüm diye hayvan gibi götüm atıyor. (Evet, 25 senedir kıçımı yırttım, şimdi hayat çok tatlı geliyor, sikseniz bunu riske atmam. Vatan için atmam, millet için atmam, din için atmam, bir tek Cimbom için yaparım, büyük ihtimalle onu da yapmam)

Benden daha az zeki, daha az kültürlü, daha az eğitimli bir kişiden emir alma ihtimali kanıma dokunuyor.

Normal hayatta yolda görsem yan sokağa sapacağım bir sürü alakasız insanla zorla aynı yerde 1 sene vakit geçirmek istemiyorum.

Son olarak da benim bu devlete borcum yok, benim bu vatana borcum yok. Gitsin olandan istesin diyorum.

Eğer götleri yiyorsa askerliği gönüllü yapsınlar 100 kişiden 5 kişi giderse ben de ne olayım.


Bülent Ersoy’un Sözlerine Destek

Bianet’te Nilüfer Zengin, Bülent Ersoy’un Popstar Alaturka yarışmasında ettiği malum sözlerle ilgili güzel bir yazı yazmış. Yazının kendisi de çok güzel ama benim asıl ilgimi çeken kısmı sondan bir önceki paragrafı. Soruşturmayı başlatan Bağcılar Cumhuriyet Başsavcısı Ali Çakır meğer bu konuda epey sabıkalıymış. Merak eden okur araştırır, bianet bağlantılarını da vermiş.


15 Şubat’da Dükkan Kapamaca

Milliyet’in haberinden:

Apo’nun Türkiye’ye gelişinin yıldönümü olan 15 şubatta doğu da bazı ilçelerde esnaf kepenk kapatma eylemi yapmış.

Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde kepenk kapatma eylemi yapıldı. İdil Caddesi üzerinde 40 dükkanın kepenkleri kilitli olduğu görüldü. İlçenin bazı mahallelerinde de işyerleri kapalı tutuldu. Polis, açılmayan işyerlerini tesbit etmeye başladı.

Peki yukarıda sizce ters olan ne? Adamın biri şu veya bu nedenden dolayı o gün bakkalını açmamış. Kendi dükkanı, kendi işi, kendine kalmış. Ama polisimiz her zaman görev başında. Teröre sessiz destek verenleri tespit ediyor. Peki polisin ne işi var suç olmayan bir eyleme katılanları araştırmakta. Adı üstünde adam kendi dükkanını kapatmış, kendinden başka kimseyi ilgilendirmez. Polis ise adeta gidip bu dükkanları mimliyor. Mimlenen işletmelerin sahiplerine sonradan neler yapılacağını sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Devletin kendisini korumakla yükümlü görevlileri tarafından işaretlenen esnafın bu ülkeye ve onun kurumlarına olabilecek bağlılığını da siz düşünün.

Bu aptallar hala anlayamadı. Polise sorsalar PKKlılar zorla tehditle kepenk kapattırıyor derler. Kendileri ise benzer tehdit ve korkutma yöntemleri kullanarak dükkanları açık tutmaya çalışıyorlar. Eeee ne farkı kaldı şimdi?


Metin Göktepe’nin Ardından Bir Düzine

Jan 08
2 Yorum

Televizyonda Powertürk çalıyor. Yarı çıplak kadınlar anlamsız kelimeler bağırıyorlar. “Ne sözlerin tadı kaldı, ne şarkılar seni andı” diye başlıyor bir tanesi.

Arkadaşım “Ben uzaklara gitmeden akalım şu mekanlara abi” diyor, “Kafaları da çekeriz bi güzel, rakı portföyümüz de tamam zaten”.

“Seni bana Allah gönderdi” diyor kız, “Eski çocuk memnun edemiyordu beni yatakta, yetişemiyordu hızıma” diyor.

Konuşuyor birileri, fener diyor, cimbom diyor, vur kur parçala, pat pat patlat, keşke ölselerdi, yaşamaları yakışmadı diyor.

12 sene sonra aklıma Metin Göktepe geliyor. Vurdumduymazlığımla, kabullenmişliğimle, korkaklığımla, bukalemunluğumun tüm renkleriyle yüzleşemeden hatırlıyorum onu. Boynunda fotoğraf makinasıyla bir resmi var. Benim kurbanlığımın, katilliğimin resmi sanki.

Sevgi değil, nefret var içimde. Başkasına değil kendime karşı. Elimden gelebileceklerin gelmediğini, herşeyi kenara itip savaşacak kadar sevmediğimi, umursamadığımı anlıyorum ne Metin’i, ne Hrant’ı ne de Uğur’u. Yaktığım ağıtlardan samimiyetsizliğim için af diliyorum boşu boşuna.

Seyirci kalmayı seçip, zoraki birkaç kupleyle geçiştirdiğim felaketler…

Herkes kendi yolundan gidiyor, hayat yolundan akıyor, ne sözlerin tadı kalıyor ne de şarkılar Metin’i anıyor.

Kusasım geliyor, Marguerite Duras çağırıyor beni yanına.


Yeni Polis Yasası Üzerine

Jun 18
1 Yorum

Yeni polis yasası 14 Haziran’da cumhurbaşkanının onayını alarak sessizce yürürlüğe girdi. AKP karşışında kaplan kesilen Ahmet Necdet Sezer, demokrasiye ve insan haklarına vurulan bu darbeyi görmezden gelmeyi seçti. Bence Sayın Sezer, “Atatürk, laiklik, türban” kelimelerini içermeyen kanun metinlerine bakmıyor olabilir.

Bakınız AKP milletvekillerinin yarattığı yasa için ne gibi gerekçeler öne sürülmüş meclise verdikleri yasa değişikliği önerisinde:

“Polisin yerine getirdiği görev itibariyle suç önleme ve adli görevlerinin bir bütün olduğu ve birbirini tamamladığı görülmektedir. Bu nedenle Avrupa ve diğer gelişmiş dünya ülkelerindeki uygulamalar paralelinde, ülkemizde de hedeflenen etkin, hızlı ve caydırıcı ceza adalet sisteminin gerçekleştirilebilmesi için, polisin etkinliği artırılmalıdır.”

“Demokratik bir yapıda kişi hak ve özgürlükleri ile kamu güvenliği dengesinin sağlanması büyük önem arz etmektedir. Bu dengenin sağlanması da güvenlik hizmetlerinin eksiksiz yapılmasına bağlıdır.”

“Teklif, temel hak ve özgürlükleri de koruma felsesinden hareketle hazırlanmış; AB standartları, uluslararası ölçütler, çağdaş yaklaşımlar ve yeni güvenlik konsepti göz önünde bulundurulmuştur.”

Öne sürülen sebeplerin hepsi birbirinden güzel, adeta tadından yenmiyor. Baskıcı polis yasasını AB standartları, kişi hak ve özgürlükleri, uluslararası ölçütler, çağdaş yaklaşımlar gibi terimlerle süsleyen milletvekillerine selam olsun, helal olsun. Gerekçelerden sonra bir de kanunun kendisine bakalım:

Birinci madde durdurma yetkisine dair: “…Kişilerin ve araçların durdurulması gerektiğinde zor kullanılması kamu güvenliği ve düzeni açışından bir zorunluluktur. Bu bakımdan durdurulması gereken aracın yapılan uyarı rağmen durmayarak kaçması halinde…. zor ve zor kullanmanın son aşaması olan silah kullanılabilecektir.” Yani polisin uyarısını dinlemeyip kaçan sarhoş sürücüyü polis vurursa ortada ne suçlu olacak ne katil. Güzel güzel, muasır medeniyet seviyesinde arayıp da bulamadıklarım bunlar. Devam edelim.

İkinci maddede arama hükümleri ele alınmış: “Birinci fıkraya göre tehlikenin ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla usulüne göre verilmiş sulh ceza hakiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mülki amirin yazılı emriyle; kişilerin üstlerinde, araçlarında, özel kağıtlarında ve eşyasında önleme araması yapılacağı öngörülmüştür.” Yani polis kafasına göre arama izni çıkartmadan istediğini arayabilecek, evlere iş yerlerine girebilecek. AB standartları da bunu istiyor bizden.

Durdurma işlemiyle ilgili şöyle bir açıklama yapılmış bir de: “Süreklilik arz edecek, fiili durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz…Polis, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirir ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir.” Bunu yazanlar herhalde hiç sokağa çıkmamışlar. Kanuna göre polis tipini, kılık kıyafetini beğenmeyip, kıl olup kimlik sorduğu adamlara durdurma sebebi olarak ne bildirecek onu merak ediyorum asıl.

Üçüncü maddede suçu önlemeye yönelik arama yetkisi tanımlanmış. Bakalım büyüklerimiz hangi yerlerde önleme aramasına gerek görmüşler:

“Önleme araması aşağıdaki yerlerde yapılabilir:

a. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde.

b. Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde.

c. Halkın topluca bulunduğu ve toplanabileceği yerlerde.

ç. Öğretim ve eğitim özgürlüğünün sağlanması için her derecede öğretim ve eğitim kurumlarının ve 20 nci maddeinin ikinci fıkrasının (A) bendindeki koşula uygun olarak girilecek yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında.

d. Umuma veya umuma açık yerlerde…”

En çok da bu kısmı sevdim. Devlet büyükleri düşmanlarını belirlemişler teker teker. Toplu gösteri yapanlardan, sendikalarından, meslek kuruluşlarından pek haz etmiyorlar onu anladım . Üniversitelersiz zaten olmazdı, onlar da dahil. Fakat sonra iyice tozutup halkın toplandığı, umuma açık yerleri de dahil etmişler. Kümeler mantığından hareket edersek önleme aramasının yapılamayacağı yerler olarak ev, iş yeri ve kişinin arabası kalıyor. Kanuna göre umumi tuvalette bile aranabilir kişi. Şu memlekette bir keyfimiz vardı, o da kalmadı.

Yeni Polis Yasasının Tam Metni İçin


Türk Polisi Yakalar, İşkence Yapar

May 19
2 Yorum

Milliyet’te şöyle bir haber gördüm. Polis birkaç genci karakola götürüp dövmüş, daha sonra hastaneye götürüp tekrar karakola getirip tekrar dövmüş, gençleri hastanelik etmişler. Olayda dikkat çeken birçok unsur var. Öncelikle gençler hakkında bir şikayet yok, dava yok, tutuklama yok. Polis kafasına estiği için adamları bir güzel benzetmiş.

Şaşırdım mı? Elbette hayır. Daha 1 Mayıs’ta yemek yiyenlere tokat atan, göstericileri yerlerde sürükleyen polislerin görüntüleri hala taze hafızamızda. Onu da bırakın Manisa’da gençlere akla hayala gelmeyecek işkenceleri yapan, Metin Göktepe’yi katledenler de bu mesleğin mensupları.

Peki neden oluyor bunlar? Bence birkaç ana sebebi var. Birincisi kimse bu olaylardan sorumlulara gereken cezanın verilmesini istemiyor, devletin işine gelmiyor. Polis teşkilatı içinde bir sürü hayvanı barındırmasına rağmen imajına leke sürdürmüyor. Bunun dışında bir baltaya sap olamamış ve kendi egolarını tatmin etmek isteyen güç ve iktidar meraklıları arasından polis olmayı seçenler var. Karakter bozuklukları kanunsuzlukla birleşince bildik manzaralar ortaya çıkıyor. Bence polis akademisinde herşeyden önce kişilik testi yapılmalı.

 İşin acısı polisten hastanelik olacak kadar dayak yemiş birkaç tane tanıdığım var. Kimi trafikte kimi maçta kurban gitmiş faşist polise. Bunlar münferit olaylar ama, bir takım çevreler Türk polisi üzerine hain oyunlar oynuyor. Evet evet, sorun burda bence de.