Televizyonda Powertürk çalıyor. Yarı çıplak kadınlar anlamsız kelimeler bağırıyorlar. “Ne sözlerin tadı kaldı, ne şarkılar seni andı” diye başlıyor bir tanesi.
Arkadaşım “Ben uzaklara gitmeden akalım şu mekanlara abi” diyor, “Kafaları da çekeriz bi güzel, rakı portföyümüz de tamam zaten”.
“Seni bana Allah gönderdi” diyor kız, “Eski çocuk memnun edemiyordu beni yatakta, yetişemiyordu hızıma” diyor.
Konuşuyor birileri, fener diyor, cimbom diyor, vur kur parçala, pat pat patlat, keşke ölselerdi, yaşamaları yakışmadı diyor.
12 sene sonra aklıma Metin Göktepe geliyor. Vurdumduymazlığımla, kabullenmişliğimle, korkaklığımla, bukalemunluğumun tüm renkleriyle yüzleşemeden hatırlıyorum onu. Boynunda fotoğraf makinasıyla bir resmi var. Benim kurbanlığımın, katilliğimin resmi sanki.
Sevgi değil, nefret var içimde. Başkasına değil kendime karşı. Elimden gelebileceklerin gelmediğini, herşeyi kenara itip savaşacak kadar sevmediğimi, umursamadığımı anlıyorum ne Metin’i, ne Hrant’ı ne de Uğur’u. Yaktığım ağıtlardan samimiyetsizliğim için af diliyorum boşu boşuna.
Seyirci kalmayı seçip, zoraki birkaç kupleyle geçiştirdiğim felaketler…
Herkes kendi yolundan gidiyor, hayat yolundan akıyor, ne sözlerin tadı kalıyor ne de şarkılar Metin’i anıyor.
Kusasım geliyor, Marguerite Duras çağırıyor beni yanına.
Milliyet’te şöyle bir haber gördüm. Polis birkaç genci karakola götürüp dövmüş, daha sonra hastaneye götürüp tekrar karakola getirip tekrar dövmüş, gençleri hastanelik etmişler. Olayda dikkat çeken birçok unsur var. Öncelikle gençler hakkında bir şikayet yok, dava yok, tutuklama yok. Polis kafasına estiği için adamları bir güzel benzetmiş.
Şaşırdım mı? Elbette hayır. Daha 1 Mayıs’ta yemek yiyenlere tokat atan, göstericileri yerlerde sürükleyen polislerin görüntüleri hala taze hafızamızda. Onu da bırakın Manisa’da gençlere akla hayala gelmeyecek işkenceleri yapan, Metin Göktepe’yi katledenler de bu mesleğin mensupları.
Peki neden oluyor bunlar? Bence birkaç ana sebebi var. Birincisi kimse bu olaylardan sorumlulara gereken cezanın verilmesini istemiyor, devletin işine gelmiyor. Polis teşkilatı içinde bir sürü hayvanı barındırmasına rağmen imajına leke sürdürmüyor. Bunun dışında bir baltaya sap olamamış ve kendi egolarını tatmin etmek isteyen güç ve iktidar meraklıları arasından polis olmayı seçenler var. Karakter bozuklukları kanunsuzlukla birleşince bildik manzaralar ortaya çıkıyor. Bence polis akademisinde herşeyden önce kişilik testi yapılmalı.
İşin acısı polisten hastanelik olacak kadar dayak yemiş birkaç tane tanıdığım var. Kimi trafikte kimi maçta kurban gitmiş faşist polise. Bunlar münferit olaylar ama, bir takım çevreler Türk polisi üzerine hain oyunlar oynuyor. Evet evet, sorun burda bence de.