Saldıray'dan Memleket Manzaraları

Fırat Haber Ajansı Ucunu Kaçırmış

Jul 10
Yorumlar

Fırat Haber Ajansı’nın haberine göre örgüt yöneticilerini öldürmek için küçük yaşlardaki çocuklar ailelerinden satın alınıp JITEM tarafından ajan olarak PKK’ya yollanıyormuş.

Alternatif haber kaynaklarını kullanmanın önemli olduğunu düşünüyorum, ama Fırat da böyle deli saçması iddialar yayınlayarak kendi güvenilirliğine zarar veriyor. Bu kadar abartı yanlı haber yapılmaz. Yok karakolda tecavüz etmişler, yok PKK merhamet etmiş, geri yollamış, kesin JITEM yapmıştır. Kimse sütten çıkma ak kaşık değil de el insaf be Fırat.


Posted in Gündem, Medya, Terör

Kafam Karışık Atam

Jul 09
5 Yorum

Elitizm ve halkçılık, TSK ve AKP arasında mekik dokuyorum bu aralar. İşin kafamı karıştıran tarafı bu kavramların birbirinin tam olarak karşıtı ve alternatifi olmaması, ve farkları kadar ortak yönlerinin, bana uyan taraflarının olması.

Elitizm ve halkçılık dedim. Halkçılıktan çok, halkseverlik, insanı sevmek, onu insan olduğu için bağrına basıp kendine eş görmek demek istiyorum bir noktada. Elitizm ise kendini üstün görmek benim kafamda. Son 10 senede Türkiye’deki sosyal gelişmeler karşısında bir yandan bayram yapıyorum. Türkiye’nin çeşme başını tutmuş, sütün kaymağını nesillerdir yemeye alışmış olmuş iş dünyasında isimlerin, basındaki destekçilerinin ve politikacıların tekerine çomak sokuluyor. Türkiye’nin yeni dinamikleri Anadolu’dan tabandan çıkan insanlara daha fazla sosyal hareketlilik sunuyor. Yıllardır üyeliğin babadan oğula geçtiği kapalı kulüpler olan bazı çevreler de tabii olarak bundan rahatsız oluyor, tehdit altında hissediyor. Çünkü şöyle düşünün eğer sizin sırtınız pek karnınız tok, ekonomik krizleri de biraz kaldırabilecek kadar kodamansanız, Türkiye’de sizden kralı yok. Değişim demek, ilerleme demek sadece sizin rahatınızı riske atabilecek tehditler demek. Siz ise herşey olduğu gibi kalsın, rahatım bozulmasın diye umut etmektesiniz. Bu alışılagelmiş boktan çizgimizden çıkmak adına son 10 senenin gelişmelerini destekliyorum.

Ama bir yandan da öbür tarafı var işin, elitist tarafı var. Bazılarına göre herşey tozpembe olabilir ama bana göre değil işte. Ben kıl oluyorum çünkü Anadolu’dan yükselen bu kesime. Anadolu’dan çıktıkları için değil, tahtına konmayı amaçladıkları İstanbul elitlerinin zaaflarının aynısından kendilerinde de olduğu için. Yüzde yüz demokrasi ve insan haklarını benimseyemedikleri için. Herkes kadar iyi, herkes kadar kötü oldukları için. Kral ölünce yaşasın yeni kral olacakları için onlara da ısınamıyorum açıkçası.

TSK ve AKP’ye gelince. Kafası az biraz çalışan, ezberi bozabilmiş vatandaşlarımız TSK’nin:

1- Askeri açıdan başarısız (Şanslı kura çeken milli takım gibi büyük devletlerle karşılaşmadığımız Kurtuluş Savaşı dışında, askeri açıdan bir başarısı yok TSK’nin. PKK’ya karşı 20 senede bilmem kaç milyar dolar harcanmış, alınamayan sonuçlar belli. O kadar parayı bölgeye helikopterden atsam 2-3 sene pek olay çıkmaz)

2- Türkiye politikasına yönveren (MGK’dir olsun, softcore - hardcore darbelerdir olsun, ota boka görüş bildiren yeni eski komutanlardır olsun, TSK’nin iki dudağı arasında Türkiye gündemi)

3- Bencil (Bütün bunların altında biraz da TSK yönetim kadrosunun kendi ayrıcalıklarını kaybetmeme tasası yatıyor. Yıllarca demokrasi, insan hakları demeden yakıp yıkan adamlar, şimdi cumhuriyet değerleri diye kıyamet koparıyorlar)

bir kurum olduğunun farkında zaten. Dolayısıyla din ve devlet işlerini ayıran klişe laiklik kavramımız gibi TSK ve devlet işlerini ayıran yeni bir terim gerek Türkiye’nin geleceği için.

Ama bunun yanında AKP de boktan bir güruh. 15 yaşındaki kızla evlenen cumhurbaşkanı mı dersin, demokratız diyip ondan sonra korumalarına adam dövdüren, işçiye köylüye laf yetiştiren başbakanı mı dersin, şaibeli Unakıtan mı dersin, din adına bütün nefret ettiğim hurafe ve bağnazlıkları barındıran parti tabanı mi dersin (bkz. kadın hakları, töre cinayetleri). İstemediğin kadar pislik AKP’de de var. Destek verecek olsak AKP’nin saçmalıklarına da arka çıkmak gibi olacak, öyle de olmaz böyle de olmaz.

Sonuç olarak bütün bu çelişkiler içinde karar vermekte, taraf seçmekte zorlanıyordum. En sonunda ise Türkiye’nin bugünkü durumunun ne kadar boktan olduğunu ve memnuniyetsizliğimi düşündüm ve karar verdim. Değişim iyidir. Değiştirmeye değmeyecek kadar düzgün işleyen bir yanımız yok maalesef çünkü. Vur patlasın çal oynasın, herşey değişsin o zaman. Belki tutar, belki iklim değişir, Akdeniz olur.


Posted in AKP, Faşizm, Gündem, Medya, tsk

New York Times Arama Terimleri

May 22
Yorumlar

Bazen bu blog’a ulaşan insanların ne kadar garip google arama terimleri sonucu yollarının buraya düştüğünü yazıyorum. Hatırladıklarım içinde en akıl fikir zararlısı “faşist seks” idi.

New York Times sayfalarında en çok aranan terimlerin listesini vermiş burda. Çok güzel bir olay, nitekim biraz da olsa Amerikan kamuoyunun nabzını tutmak için kullanabiliriz bu listesi. Çin, Obama, Clinton gibi önemli terimlerin arasında 3 numaradan listeye giren “American Idol” (popstar yarışmasının orjinali) ve 8 numaradan listeye giren “modern love” terimleri yine beni benden aldı.


Posted in ABD, Medya

Bülent Ersoy’un Sözlerine Destek

Feb 26
Yorumlar

Bianet’te Nilüfer Zengin, Bülent Ersoy’un Popstar Alaturka yarışmasında ettiği malum sözlerle ilgili güzel bir yazı yazmış. Yazının kendisi de çok güzel ama benim asıl ilgimi çeken kısmı sondan bir önceki paragrafı. Soruşturmayı başlatan Bağcılar Cumhuriyet Başsavcısı Ali Çakır meğer bu konuda epey sabıkalıymış. Merak eden okur araştırır, bianet bağlantılarını da vermiş.


İspiyoncu Aranıyor

Feb 12
Yorumlar

Çok sağolsun yüce devletimiz halkımız intihardan, cinsel istismardan, uyuşturucudan, müstehcenlik, fuhuş ve kumardan korumak için sanal ortama da el atmış. Hatta çok da güzel bir websitesi yapmışlar, interaktif lezzetli, yanar döner. Bir de dikkatimi çekti, TC’nin başka resmi sitelerinden çok daha güzel ve işlevsel bir şekilde yapılmış site. Bakın giriş paragrafında ne denmiş:

5651 sayılı kanunun 8. maddesinde belirtilen; İntihara yönlendirme, Çocukların cinsel istismarı, Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, Sağlık için tehlikeli madde temini, Müstehcenlik, Fuhuş, Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama suçları ile 25/7/1951 tarihli ve 5816 sayılı kanundaki Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar hakkında ihbarlarınızı, ilgili alanlara tıklayıp gelen formu doldurarak veya yan kısımda belirtilen mail adresi, telefon ve SMS numaralarından herhangi biri vasıtasıyla yapabilirsiniz.

http://www.ihbarweb.org.tr/index.html

Bir de başbakanlığın sitesine bakın, götüme benziyor. (çirkin anlamında)

O değil de o kadar atıp tutuyorum bu blog’da, bir güzel kardeşimiz de çıkıp ispiyonlamadı daha. Orduya, Atatürk’e, dine verdik veriştirdik ama sonunda sansürü saçma insanın biri saçma insanın biri hakkında saçma şeyler yazdı diye wordpress camiası olarak yedik. Bu böyle gitmez, hemen intiharla ilgili ansür kaşıyan bir yazı yazıp aşağıya da bağlantısını vereceğim, eğer bunları okuyan birisi bu yazıyı ispiyonlarsa hem sosyal bir deney yapmış oluruz, hem de kırılan gururum yerine gelir. Haydi aramızdaki ispiyoncular, kırmayın beni.

http://saldiray.wordpress.com/2008/02/12/intihar-tatlidir-o-zaman-ne-bekliyorsun/ 


Metin Göktepe’nin Ardından Bir Düzine

Jan 08
2 Yorum

Televizyonda Powertürk çalıyor. Yarı çıplak kadınlar anlamsız kelimeler bağırıyorlar. “Ne sözlerin tadı kaldı, ne şarkılar seni andı” diye başlıyor bir tanesi.

Arkadaşım “Ben uzaklara gitmeden akalım şu mekanlara abi” diyor, “Kafaları da çekeriz bi güzel, rakı portföyümüz de tamam zaten”.

“Seni bana Allah gönderdi” diyor kız, “Eski çocuk memnun edemiyordu beni yatakta, yetişemiyordu hızıma” diyor.

Konuşuyor birileri, fener diyor, cimbom diyor, vur kur parçala, pat pat patlat, keşke ölselerdi, yaşamaları yakışmadı diyor.

12 sene sonra aklıma Metin Göktepe geliyor. Vurdumduymazlığımla, kabullenmişliğimle, korkaklığımla, bukalemunluğumun tüm renkleriyle yüzleşemeden hatırlıyorum onu. Boynunda fotoğraf makinasıyla bir resmi var. Benim kurbanlığımın, katilliğimin resmi sanki.

Sevgi değil, nefret var içimde. Başkasına değil kendime karşı. Elimden gelebileceklerin gelmediğini, herşeyi kenara itip savaşacak kadar sevmediğimi, umursamadığımı anlıyorum ne Metin’i, ne Hrant’ı ne de Uğur’u. Yaktığım ağıtlardan samimiyetsizliğim için af diliyorum boşu boşuna.

Seyirci kalmayı seçip, zoraki birkaç kupleyle geçiştirdiğim felaketler…

Herkes kendi yolundan gidiyor, hayat yolundan akıyor, ne sözlerin tadı kalıyor ne de şarkılar Metin’i anıyor.

Kusasım geliyor, Marguerite Duras çağırıyor beni yanına.


Türk Basını Yine Irkçılığı Körüklüyor

Dec 11
5 Yorum

Güzide basınımızdan iki güzide haber… Birincisi Inter’in Fenerbahçe maçında giydiği üstünde haç işareti olan forma. İkincisi Milliyet’in Kardak’ta balık tutan Yunan balıkçıklara sitemi. İkisi de yabancı düşmalığımızı körükleyen eften püften olaylar.

Hürriyet’in Inter haberiyle başlayalım.  Inter, Milano kentinin sembolü olan beyaz üstüne kırmızı haç formasını giyince birçok zeki Türk tarafından ırkçılık suçlamasıyla karşı karşıya kalıyor. Belki de biraz 3-0lık mağlubiyeti hazmedememizin göstergesi. Efendim hemen bakalım, Milano kentinin arması şöyle birşey:

http://www.ngw.nl/int/ita/m/images/milano2.jpg (Valla formaya çok benziyor)

Hatta hazır ırkçı avına başlamışken aynı şehrin otomotiv fabrikası Alfa Romeo’nun da ırkçı yanlarını afişe etmemiz lazım. Bu arabaların hemen ithalinin durdurulmasını istirham ediyorum yetkililerden.

 http://www.cartype.com/images/thumbs/1/alfa_logo_history.jpg (Dikkat ederseniz bir tek haçlı propagandası yapılmakla kalmıyor, ayrıca şeytanın sembölü olduğu bilinen bir yılan, ejderhavari bir mahlukat da var amblemde… Hem haçlı hem satanist… Haydi Hürriyet okurları göreve. Dünya Otomotiv Sanayi Derneği’ne göndermeniz gereken dilekçe örneğini ve fax numarasını email adresini bir sonraki yazımda vereceğim sizlere. İngilizce bilmeseniz de farketmez, önemli olan kuru gürültü yaratmak, adamları canlarından bezdirmek)

Neyse Hürriyet’e son bir dokunduralım. Yazının sonuna doğru bu haçlı skandalının İspanyol basınında da yer aldığından bahsedilerek, adeta “bir tek biz kıllanmadık, hristiyan İspanyollar bile çark etti” denmek isteniyor sanki. Oysa İspanyon basınından yapılan alıntı okunursa, adamların bu saçma olayın Türk basınında yer almasınından bahsettiği ve hatta hafiften dalga geçtiği görülüyor. En damar haçlı İspanyollar’dan bize destek çıkmayacağı zaten belliydi, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” dememiş miydi zaten ulu önder (Supreme Leader, kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi?) Atatürk.

Milliyet’in haberine gelecek olursak: Ne idüğü belirsiz üç beş taş parçası adına bizi savaşın eşiğine getiren medyamız gereken dersi almamış ki hala saçma sapan haberlerine devam ediyor. Milliyet’in dediğine göre (inanıp inanmamak sizin seçiminiz) Yunanlı balıkçılar Kardak’ta bol bol balık tutuyormuş ama Yunan sahil güvenliği Türk balıkçıları yaklaştırmıyormuş. Vah vah vah çok üzüldüm valla. Yunanlar’ın eskiden beri böyle bir oyun tezgahı vardı zaten. Rum propagandasında “Megalo Cipura” olarak geçen bir hayaldir bu. Ege’nin bütün balıklarını Yunan yapmak hatta Ege’yi bir Yunan balık çiftliğine çevirmek gibi boş bir hayaldir bu. Ama Milliyet ve okurları olarak biz bu oyuna gelmeyeceğiz, bu (affınıza sığınarak Rumca bir kelime kullanacağım) zokayı yutmayacağız.

Bakın Kardak’ta avlanmak isteyen bir balıkçı abimiz ne güzel demiş:

“Kardak ve bölgesinde eskiden Yunanlı komşularımızla kadeh tokuşturup, birlikte avlanırdık, son zamanlarda barış bölgesi tehdit bölgesi haline geldi”

Eski derken epey eskiyi kastetmiş abimiz galiba, çünkü 10 sene felan önce az kalsın bizim SAT komandolarıyla Yunan askerleri bir rakı alemi yapacaktı, ki işin içine alkol girince tatsızlaşma ihtimali yüksek tabii. Bakınız ulu önder (Supreme Leader) ne demiş: “Alkol bütün kötülüklerin anasıdır”


Milliyet Yine Linç Provakatörlüğüne Başladı

Nov 20
2 Yorum

Basınımızın utanç kaynağı Milliyet yine saçma sapan işler yapmaya devam ediyor. DTP’nin kapatılması için günlerdir taraflı ve hatta gerçek dışı haber yapan Milliyet bu sefer de mill takım oyuncularına kafayı taktı.

Milliyet milli takım oyuncularının Avrupa Şampiyonası’na katılmaları halinde alacakları primleri şehit ailelerine vermesi için baskı yapmaya başladı. Olmayan vatandaşların ağzından alıntı haber yapan Milliyet, terör yangınına körükle gitme politikasına sporu da alet etmeye başladı.

Bir de haberci olacaklar, utanmadan bir de okuyucuların yazdıkları yorumları yayımlamışlar. Kendi piskopat bakış açılarını 10-15 piskopatı da yanlarına alarak iyice pekiştirmek istemişler.

Prim çoktur azdır, farketmez, bizi ilgilendirmez. Adalet tüccarı mısın Milliyet, onun parasını alıp buna dağıtıyorsun? Şehit ailelerine yardım etmeye çok niyetliyse Aydın Doğan versin paraları, ne de olsa futbolcuların hepsinden zengin.


Posted in Gündem, Medya

Sen Kimsin Nil?

Nov 14
3 Yorum

Medyamız sağolsun, kundaklık bebeğe mama verir gibi, halkımızı saçma sapan haberlerle beslemeye (ve zehirlemeye) devam ediyor… Zaten eğitim seviyesi pek de yüksek olmayan Türkiye halkını iyice aptallaştırmaya kararlı olan medyamız, zaman zaman bu aptallaştırma sürecine ağırlık veriyor. Her sürecin olduğu gibi bu zeka bastırma sürecinin de kendisine göre kahramanları var.

Peki Türk halkının dimağını bağlayan, zamanını çalan, analitik güçlerine narkoz olan bu şerefsiz kahramanlar kimler? Aslında o kadar çok var ki, nerden başlasam nerde bitirsem bilemiyorum. Düşündükçe kafamdaki liste çoğalıyor, liste çoğaldıkça hain medya amacına varıyor, oturduğum yerde aptallaşıyorum. Listeye başlamadan önce bu utanç listesinin oyuncularının ortak özelliklerine değinelim çabukça…

Bu mikropların birçoğu saman alevi gibidir, çok koşar çabuk yorulurlar… Birkaç gün içinde sıfırdan tepeye çıkarlar, ortalığı bir süre kasıp kavurduktan sonra yine geldiklere yere kaybolurlar. Burda bir parantez açmak lazım. Bunlardan zirveyi mesken tutmuş olanları vardır ki, bunlar mikroptan çok parazit kategorisine girerler. Bu parazitler medya dünyasının anatomisini çözerekten sürekli gündemde kalmanın, halkı aptallaştırmayı mütemadi kılmanın yollarını bulmuşlardır. Mikroplardan çok bunlardan korkulmalıdır, zira hem insanın kanını emer, hem de marifet yapmış gibi teşekkür beklerler…

Yeri geldiğinde bu mikropların birçoğu kendilerinin gündemi işgal etmek istemediklerini ama medyanın onları bir türlü rahat bırakmadığını söylerler. Aslında bu yaptıkları bir yerde “istemem cebime koy” demekten hiç de farklı değiller. Medyanın onların peşini bırakmayacağını bildikleri için böyle serzenişte bulunurlar. Yoksa onlar ilgisiz yaşayamazlar, aptallaştırmadan durmazlar.

Bu medya mikroplarının en sonuncusu da son günlerde peydah olan Nil Demirkazık… Kelimenin tam anlamıyla “ne idüğü belirsiz” bir yaratık. Nerden geldi, nerden çıktı, neden ünlü gibi soruları düşünürken bile beyin hücrelerimizin intihar teşebbüslerine şahit oluyoruz. AKP’nin peşinde koşup ünlü olmaya çalışıp yüz bulamayınca bu sefer de DTP’de kendine bir yer edinmeye çalışmış. DTP yöneticileri de bir şekilde bu tuzağa düşmüşler, ünlü olmaya çalışmasının dışında ünlü olmasını gerektirecek hiçbir meziyeti olmayan bu manyağın amacına ulaşmasına alet olmuşlar. Bir de şimdi 301′den dava açılmış… Hiçbir şeye üzülmem de birçok demokrasi kahramanımıza kıyan 301′in böyle etten püften bir deliye tenezzül etmesine üzülürüm. En nihayetinde Yaşar Kemal, Hrank Dink, Orhan Pamuk ve daha niceleriyle ortak bir noktası olmuş oluyor Nil Demirkazık’ın… İşte beni de en çok yıkan bu ya…

Gelelim kısa kısa diğer mikroplara. Listemizin elbette tüm zeka hırsızlarını kapsaması mümkün olamaz ama elimizden geldiği kadar en zararlı bulduğumuz haşerata değinelim.

Erman Toroğlu: Eski hakemken stüdyoya terfi eden bu adam, her hafta milletin ağzına baktığı bir alim haline gelmiş. Gören Fransa’nın vicdanı Jean-Paul Sartre sanır. Utanmasız bir şekilde sağa sola laf atmasından, cevap verme hakkı olmayan ve kendisine cevap vermeye tenezzül bile etmeyen bir sürü insana saldırmasından tutun, ara ara gündemi yakalamak için ettiği küfürlere ve terbiyesiz laflara kadar varır Erman’ın eşşeklikleri. Kendisi hem uzun süredir gündemde kalmayı bilmesi ve Türk’ün müthiş zekasına verdiği zarar nedeniyle “parazit” kategorisinden giriş yapıyor listemize.

Hasan Mezarcı: Atatürk’e hakaret ederek gündeme oturan, daha sonra kendini sokan akrep misali saçmalıklarına kendini de kaptıran ve kendisi mesih ilan eden eski Refah milletvekili… Önce küfür içeren videolarını izlemiştik. Daha sonra sapsarı giydiği uzun kaftan biçimli bir kıyafetle kendini mesih ilan ederken gördük televizyonlarda. Uzun süre gündemde kalamayarak aklımıza kalıcı bir zarar veremediği için kendisini “mikrop” olarak sınıflandırıyoruz, şimdilik. (Google’a milletvekili ve mesih yazınca bu adam çıkıyor karşınıza, var mı böyle bir karışım başka yerde?)

İbrahim Tatlıses: Amele, türkücü, televizyoncu, yönetmen, oyuncu, iş adamı, mafya ve milletvekili adayı. Her hareketi akıllara zarar, nerden geldiği nereye gittiği bilinmeyen bir adam. Ünlü olmasının sebebi güzel şarkı söylemesi ama gündemde başka sebeplerden kalması, ve zeka düşmanı olması sebebiyle listeme girmeyi haketti. Özellikle takıldığı dansözü sürekli dövmesi, eski karısını ve başkalarını vurdurması, televizyonda türlü şaklabanlıklar yapması, ve de en son olarak Bodrum yerine Urfa’dan milletvekili adayı olması bizim için bardağı taşırdı. Kendisine şerefsiz kahramanlar listesinin en yüksek nişanı olan “über-parazit” madalyasını layık gördük. Vatana millete hayırlı olsun.

Hülya Avşar, Helin Avşar, Kaya Çilingiroğlu: Hülya’nın çektiği üç beş filmden kazandığı şan şöhret yaklaşık yirmi senedir ye ye bitmiyor. Hatta öyle bereketli bir şöhret ki bu kadının kardeşi, kocası, çocukları bile nasipleniyorlar bundan. Hatırlayalım senelerce oynadığı iki kuruşluk tenisle, bu mazbut sporun Türkiye’deki umudu oldu Hülya Avşar. Sonra yaptığı klipler, verdiği pozlar onu yine gündemde tuttu. Daha sonra kocasının aldatması Türkiye’nin milli namus davası oldu. Affetsin mi affetmesin mi diye referandum yapılacaktı, direkten döndük. Bir çocuğu oldu, nerdeyse canlı yayında yapacaktı doğumu. Sonra bir de bela kardeşi var. Hadi ablan iki üç sanat birşeyler karaladı, sen ne yaptın Helin? Çorbacıda sevişti, tüm Türkiye’nin yüzü kızardı. Ülkemizin fütursuz hatunlarının tercümanıydı sanki. Yıllar yılı, bıkmadan usanmadan Türkiye halkının akıllanmaması için elinden gelen herşeyi yapan bu kadroya ailecek “parazit” ünvanını veriyorum. Ha bir de utunmadan Hülya Avşar koskoca Tanju Çolak’ı yedi bitirdi. Herşeyi affetsek bile bunu affetmez bu halkın vicdanı. Beter ol Hülya…

Bülent Ersoy: Önce cinsiyet değiştirme operasyonu, daha sonra Cem Adler ile evlenmesi, en son olarak da Armağan diye biriyle evlenmesi ve bu arada ayrılıp barışmalarla gündemi yakalayan Bülent Ersoy belki de bu listede olmayı en çok hakedenlerden. Sesi iyi güzel de, özel yaşamını hiçbir noktada kamuoyundan sakınmamış olması. Bir de bu kadar salak hareketin üstüne hala “ağır abla” takılması onu bu listeye soktu. Bir de Orhan Baba’ya saygısızlık yapınca kendisine “parazit” sıfatı vermemiz kaçınılmaz oldu.

Banu Alkan: Yirmi sene önce iki üç tane film çektikten sonra yine ünlü olma sevdasına düşen bu iğrenç kadın da az IQ kaybına sebep olmadı. Sarkmış göğüşleri ve dobi vücudunu Türkiye’yi tiksindirmek pahasına sergilerken, yaptığı aptalca konuşmalar, kulak tırmalayan şarkıları ve sevgilisinden yediği dayak ile milletimizin muasır medeniyetler seviyesine ulaşamamasında büyük rol oynadı. Bütün bunları yaparken gösterdiği bilinç ve mahareti dikkate alıp kendisine “HIV virüsü” yakıştırmasını yaptıyoruz. Nitekim bir yerde kendisinden sonra gelecek mikroplar için halkımızın bağışıklık sistemini çökerterek yol açtı.

Neyse bunlar bu tükenmez listenin sadece birkaç elemanı. Daha kimler kimler var. Son olarak da bu maymunları ekranlarımıza taşıyan, kapılarında nöbet tutan medya sahipleri ve çalışanlarını da listemize alalım. Onlar pohpohlamasalardı bu manyaklar oturma odalarımıza kadar hiçbir zaman giremeyeceklerdi. Ama halkımızın aptallaşması kendilerinin de menfaatine olduğu için bu fırsatı kaçırmadılar ve ellerinden geleni yaptılar. Dolayısıyla Milliyet, Hürriyet, Sabah, Takvim, Vatan, Tempo, Kanal D, ATV, ShowTV başta olmak üzere tüm yazılı ve görüntülü basın üyelerimize de bu mikroplar listesine “parazit” ünvanıyla giriş yaptırıyorum.


İstanbul Vali Yardımcısı Ergün Güngör’den Yürüyüş Provası Denetimi

Sep 24
Yorumlar

Haddim olmayarak Eleştirel Medya Günlüğü‘nün alanına kaymak zorunda kaldım biraz. Çünkü Milliyet’te karşıma çıkan bir haber yine beni benden aldı. Haberimizin özeti şu:

İstanbul’un düşman işgalinin kurtulmasının bilmem kaçıncı yıl dönümü kutlamaları için yapılacak olan kutlamalarını provalarında Ergün Güngör kız öğrencilerin yürüyüşünü beğenmiş ama erkek öğrencilerin ayak uydurmalarını, hizaya girmelerini pek sindirememiş.

Nerden başlasam bilinmez. Öncelikle şekilden gireyim. Milliyet yine Türkiye’nin en iyi gazetesi olduğunu haberin başlığında imla hatasını yaparak “Prova” yerine “Pova” yazarak göstermiş, sonra “öğrgütlerinin” diye bir kelimeyi de dağarcığımıza armağan etmiş. İkincisi böyle saçma sapan etten püften bir haberin gazetede ne işi var. Sonra gelen sayın vali yardımcısı boş gezenin boş kalfası Ergün Güngör kardeşimize…

Herhalde başka işi yok koskoca vali yardımcısının, öğrenciler nasıl yürüyor diye teftişe gelmiş. Bununla da kalmamış sürekli ikazlarıyla milleti yola sokmuş. Aferin kendisine, gurur duydum. Her ile böyle bir vali yardımcısı gelse, Türkiye uzaya çıkar be. Bakın sonra ne demiş vali yardımcısı:

Vali Yardımcısı Güngör yanındaki öğretmene dönerek, “Aslında çocukların pratik yapma şansı yok, yürüyecekleri bir alanları yok, okul bahçeleri malum, onları askerlik yapmadan asker gibi yürütüyoruz. Asker gibi yürütmemek lazım, vereceksin ellerine bayrağı sivil toplum öğrgütlerinin yürüyüşlerinde olduğu gibi serbestçe yürüteceksin” dedi. Bu konuda basına açıklama yapmayan Vali Yardımcısı Güngör, sözlerini tekrarlayarak, “Çocuklarımızı asker gibi yürütmemeliyiz” görüşünü savundu.

He he terbiyemi bozacağım ama kıçımla gülerim ben bu teklife… Hem asker gibi yürütmeyelim, çünkü paratik yapacak alanları yok diyorsun. Ondan sonra da aslında sivil toplum örgütleri gibi serbestçe yürütelim diyorsun. Madem o kadar sivil madem o kadar serbest meraklısıyız, düşün yakasından çocukların o zaman. Okuluna gitsin millet, eğer tatilse okullar gitsin topunu oynasın, takılsın sağda solda. Senelerdir bacak kadar çocukları zorla güneş altında 19 mayıslarda 23 nisanlarda yürüttük de ne oldu. Elimize ne geçti…

Bu vesileyle 19 mayıs için yazdığım eski bir yazıma da bağlantı vereyim.


Yazar Hakkında

1983 doğumluyum. İlkokulu, ortaokulu, liseyi ve akabinde üniversiteyi zar zor bitirdim. Futbolu, sinemayı, küfür etmeyi, nifak tohumları ekmeyi çok severim.

Ara

Gezinim

Kategoriler:

Bağlantılar:

Arşiv:

Beslemeler