Saldıray'dan Memleket Manzaraları

Fırat Haber Ajansı TSK’ya Karşı

Jul 18
2 Yorum

Genelkurmay’ın resmi sitesinden yapılan açıklamaya göre son birkaç gün içinde 11 terörist öldürülmüş.

PKK ise bunu Fırat Haber Ajansı vasıtasıyla yalanlamış. HPG Basın İrtibat Merkezi öyle demiş. HPG ne ola ki?

Fırat Haber Ajansı’nın bugün verdiği habere göre ise 8 subay PKK tarafından öldürülmüş. Genelkurmay’ın bu yönde bir açıklaması yok.

Düşük yoğunluklu savaş medya alanında da sürüyor.


Bernard Kouchner ve TSK El ele, Hep Beraber Tribüne

Jul 02
1 Yorum
GazetelerImizin bazılarında bu konuda bir haber çıktı. En sonunda bir AB devlet adamı Türk ordusunun kıymetini anladı diye. Mevzubahis haber aşağıda ingilizce haliyle verilmiş durumda. Uzun lafın kısası Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner Türk ordusunun Türkiye’nin laikliği adına önemli bir rol oynadığını söylemiş. Bernard’ı tanımam etmem, belki kastını aşmıştır, belki de gerçekten dediklerini demek istemiştir, onu da bilmek zor. Ama gelin Kurtlar Vadisi şeklinde bir mantık yürütme yapalım:
Türkiye’nin AB üyeliğini istemeyen Avrupalı devletlerin başında kim geliyor?  Fransa.
Türkiye AB üyesi olursa en çok gücü hangi kurum kaybedecek? Türk Silahlı Kuvvetleri
Türkiye’nin AB’ye girmesi için çalışan AKP hükümetine kapanma davası açıldığı, ortamın bulanık olduğu bu noktada, Fransa Dışişleri Bakanı TSK’ya destek veren açıklamada bulunuyor. Adeta al gülüm ver gülüm gibi geliyor kulağa. Ben TSK’ye destek çıkayım, TSK yargıyı idare etsin, AKP kapansın, Türkiye’nin AB’ye girmesi yalan olsun, Fransa rahat etsin.
Turkish army good for democracy -France’s Kouchner
By Paul Taylor, European Affairs Editor
563 words
30 June 2008
11:21

Reuters News

English
(c) 2008 Reuters Limited

PARIS, June 30 (Reuters) - France’s foreign minister called Turkey’s army a force for democracy on Monday, appearing to endorse its political role amid accusations it is behind a legal attempt to oust the country’s elected ruling party.

Bernard Kouchner, long an outspoken human rights campaigner, said it would be an “internal matter” if the Constitutional Court banned the governing AK Party, although it could affect Turkey’s European Union entry bid.

His comments to reporters came a day before France takes over the EU presidency and a Turkish prosecutor presents the legal case for banning the AK Party. Some party backers say the army is behind the case.

The court is due to begin hearings this week on a state prosecutor’s attempt to have the conservative party, rooted in political Islam, closed down amid widespread expectations that the AKP will be banned in August, possibly triggering elections.

“The army has played a very important role in Turkey for democracy and the separation of mosque and state,” Kouchner said, noting that the Court had overturned a law allowing women to wear the Islamic headscarf in universities.

The Turkish military sees itself as a guardian of the country’s secular constitution and has intervened four times in the last 50 years to oust governments, most recently in a soft coup to oust an Islamist-leaning government in 1997.

The prosecutor accuses the AK party of subverting Turkey’s secular order and plotting to establish an Islamic state, charges it strenuously denies. Turkish courts have banned some 20 parties in the past for Islamist or Kurdish activities.

The prosecutor wants the AK Party closed over charges of anti-secular activities and leading figures, including Prime Minister Tayyip Erdogan and President Abdullah Gul, banned from party membership for five years.

Asked how the EU should respond to such a ban, Kouchner appeared to rule out suspending Ankara’s membership negotiations with the 27-nation bloc, even though French President Nicolas Sarkozy has repeatedly said Turkey has no place in Europe.

The minister said France expected to open EU talks with Turkey on two or three more of the 35 chapters, or policy areas, into which community law is divided, during its six months in the chair.

“It is the (French) president who decides, but I think that if we want a Union for the Mediterranean, then Turkey has to be part of it. No one can be a better bridge between the Islamic world and Europe,” he said.

EU Enlargement Commissioner Olli Rehn has said it is not normal in a European democracy for a court to outlaw a democratically elected governing party, unless it advocates or practices the violent overthrow of the democratic order.

However, he has stopped short of saying whether Brussels would recommend formally suspending Ankara’s accession talks.

Some senior EU officials say the Union would be more likely to informally put the negotiations on hold, at least until there was a democratic clarification of the situation, if the AK party were banned and Erdogan ousted.

Although predominantly Muslim, Turkey was founded as a secular state in 1923 by Mustafa Kemal Ataturk. (editing by edited by Richard Meares)


Dağlıca Biliniyordu, PKK Başarısız Oldu

Jul 01
Yorumlar

Jormungand’ın yazısından yola çıktım. Taraf’ta çıkan ve Dağlıca saldırısının bilindiğine dair çıkan habere Genelkurmay çok güzel cevap vermiş. Saldırıyı biliyorduk, gereken tedbirleri de aldık demiş. Operasyon yapacağız, güç gösterisi yapacağız diye o kadar genci feda ettik deselerdi, ona da şaşırmazdım. O kadar yüzsüz o kadar adisin ki Genelkurmay. Neyse jormungand’dan okursunuz zaten detaylarını. Son olarak Genelkurmay’ın utanmaz açıklamasına link verelim:

6.   Sözde Bilgi Destek Planını gündeme getiren gazete, ayrıca 25 Haziran 2008 tarihli nüshasında, bir komutanlığın PKK-KONGRA-GEL terör örgütünün olası eylemlerine ilişkin “GİZLİ” gizlilik dereceli mesajını yayımlamış ve Dağlıca’ya yapılacak saldırının bu mesaj ile bildirilmesine rağmen tedbir alınmadığı yönünde bir iddiada bulunmuştur.

Yayımlanan mesaj gerçek bir belge olup, tehdide maruz tüm birimleri uyarma amacı taşımaktadır. Alınan duyumların değerlendirilerek istihbarat haline getirilmesi ve eylem ikazı olarak yayımlanması, Türk Silahlı Kuvvetlerinde kullanılan standart bir uygulamadır. Nitekim, söz konusu ikazla birlikte, bölgedeki birliklerde emniyet tedbirleri artırılmış ve Dağlıca’da konuşlu unsurlarımız gerekli tepkiyi göstererek, hain saldırının asıl amacına ulaşmasını engellemişlerdir. Konu ile ilgili yargı süreci devam ederken, bu tür kışkırtıcı yaklaşımlar sergilenmesi kaygı verici bir durumdur.

“GİZLİ” gizlilik dereceli askeri evrakın sızdırılması ve basın yoluyla yayımlanması tamamen yasa dışı bir eylem olup, konu yargıya intikal ettirilmiştir. Kurum içinde yapılan araştırmada, mesajın nereden ve kimler tarafından dışarıya sızdırıldığı tespit edilmiş ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlem başlatılmıştır.


Vicdani Ret Günü

May 16
3 Yorum

Kandanadam bugünün Dünya Vicdani Retçiler günü olduğundan bahsetmiş. Beni de aldı götürdü düşünceleri itti bu gün vesilesiyle. TSK’yı sevmememim ve askere gitmek istemeyişimin sebeplerini listeledim:

Bu devlete o kadar vergi verdikten sonra bir de hayatımdan bir yılı, ekonomik olarak optimum olmayan işlerde çalışarak üstelik, vermek istemiyorum. (İşadamına askerde mıntıka temizliği yaptırmak ne kadar mantıklı bir anlayıştır? Vasıfsız işçi yapsın temizliği, işadamı da gitsin işini yapsın, ülkede istihdam yaratsın, vergi versin, süt versin, yün versin)

NATO’nun en büyük 10 ordusu arasında olan güzel memleketimin daha fazla askere ihtiyacı olduğuna inanmıyorum.

Saçma bir yere verirler de ölürüm diye hayvan gibi götüm atıyor. (Evet, 25 senedir kıçımı yırttım, şimdi hayat çok tatlı geliyor, sikseniz bunu riske atmam. Vatan için atmam, millet için atmam, din için atmam, bir tek Cimbom için yaparım, büyük ihtimalle onu da yapmam)

Benden daha az zeki, daha az kültürlü, daha az eğitimli bir kişiden emir alma ihtimali kanıma dokunuyor.

Normal hayatta yolda görsem yan sokağa sapacağım bir sürü alakasız insanla zorla aynı yerde 1 sene vakit geçirmek istemiyorum.

Son olarak da benim bu devlete borcum yok, benim bu vatana borcum yok. Gitsin olandan istesin diyorum.

Eğer götleri yiyorsa askerliği gönüllü yapsınlar 100 kişiden 5 kişi giderse ben de ne olayım.


Alman PKKlı Eva Tatjana Ursula Juhnke

May 14
Yorumlar

İlginç konular için güzel bir çıkış noktası olan bianet’te gördüm. Alman bir kadın PKK üyesi olduğu için Hakkari’de yakalanıp tutuklandıktan sonra 1997-2004 arasında hapis yatmış. Çıktıktan sonra kötü muamele gördüğü için AİHM’de dava açarak 4bin euro tazminat kazanmış. Haberin aslı burada.

Önce acaba kadını yanlışlıkla mı içeri attılar diye düşündüm. Sonra araştırdım, baktım kadın hakkaten de PKKlı. Bir Alman’ın kalkıp dağ başına gelip örgüte katılması ilginç geldi paylaşayım dedim.

Öncelikle Eva Juhnke hapishanedeyken bir süre ölüm orucu tutmuş. Ölüm orucuyla ilgili haber burada. Bununla da kalmamış orucu esnasında davasını anlatan, artık biraz da fazlaca duyduğumuz Öcalan’a karşı girişilen komployu protesto eden bir mektup yazmış.

Arada buradan anladığımız kadarıyla Eva’nın PKK’ya katılması 1993 yılında olmuş. Hatta ve hatta Hatip Dicle Özgür Politika’da yazdığı “Eva’ya Selam Olsun” adlı yazısından dolayı DGM’den 15 sene hapis yemiş. Dicle yazısında KDP peşmergeleri tarafından yakalanıp Türkiye’ye teslim edilen Eva’dan bahsederken, Kürt geleneğinde kadınların ve Kürtler’e sığınanları her ne pahasına korunması gerektiğinin altını çizmiş.

Bu kısım bana bile “oha” dedirtti, ve bıyık altından güldürdü, ama bence hakkında espri yapılamayacak hiçbir konu olmaması lazım orası da ayrı tabii. Neymiş efendim, Eva’nın annesi Cumartesi Anneleri gösterisine katıldığı sırada göz altına alınmış. Herşeyiyle tamam işte.

Bu kitaptan öğrendiğimize göre Eva Juhnke PKK’ye katılan tek yabancı değilmiş. Eski RAF üyesi Andrea Wolf’un 1998 yılında Van’da çıkan çatışmada ölüdürüldüğünden bahsedilmiş. Andrea’nın sabıkası da sağlammış ha, terörist pozisyonuna başvururken böyle bir CV’im olsun isterdim. Dedim ya espri yapılamayacak konu yoktur, olmasın zaten.

PKK’ya katılan yabancılarla, özellikle Almanlar’la ilgili en kapsamlı yazı burada. Juhnke’nin hikayesine de biraz ışık tutuyor ayrıca. Juhnke Almanya’da hastabakıcılık yaparken Elazığlı Mehmet Özgül ile evlendikten bir süre sonra PKK’ya katılmış. Bunca şeyin üstüne yine aynı kapıya çıkıyoruz. Aşkın gözü kör olsun be.


PKK’nın 30 bin ölüsü 40 bin oldu

Mar 10
Yorumlar

Bilmem haberleri okurken dikkat ediyor musunuz bazı kelime seçimlerine, yazılmamış kurallara uyularak herkesin kullandığı bazı ifadelere.

Aşağıdaki tespitlerimde yanılıyor olabilirim ama hafızamın yanıltmadığı kadarıyla yazıyorum.

Mesela Abdullah Öcalan yakalandığında televizyonlarda ilk defa “terörist başı” kavramını duydum ben. PKK ve Apo senelerdir varolmasına rağmen sanki tek bir kaynaktan emir almış gibi bütün medyada bir gecede böyle bir kullanılmaya başladı. Benim hatırladığım kadarıyla önceden yoktu, zaten Türkçe olarak da kulak tırmalıyor. “Bebek katili” lafı da bu aralar çıktı galiba. Ciddi bir yayın kuruluşumuz olsa bu lafı kullanamaz zaten, komik çünkü ana haber bülteninde “bebek katili” diye bir terörist lidere seslenmek. Neyse geçelim bir sonraki tespitimize.

Terörün toplam bilançosuyla ilgili bu. Takdir edersiniz ki futbolsever bir toplum olarak Genelkurmay’ımız bile zaiyatlarına skorbord tarzında açıklıyor. Bu kadar teröristi etkisiz hale getirdik (ohaaa bombanın pimini mi kesiyorsun, adam öldü desenize), bu kadarını canlı aldık, bu kadar da şehit verdik diye tablolamayı severler. Apo yakalandığında terörün toplam bilançosu olarak yerli ve yabancı basında bir 30 bin rakamı geçiyordu. İşte örneğin, 20 sene süren ve 30 bin cana malolan terörün bitmesi için vidi vidi vidi diye cümleler kuruluyordu. Geçen gün farkettim ki bu rakamı hafiften yukarı çekmeye başladılar. Bir iki yerde 40 bin rakamı gördüm, insaflı davrananlar alıştıra alıştıra yapalım diye 35 bin rakamını kullanmışlardı.  Apo yakalandığından beri terörün son derece yavaşladığını düşünürsek, geçen yıllar için 5-10 bin kişinin terör yüzünden ölmediğini varsayabiliriz. Peki o zaman nerden çıkıyor bu rakamlar?

Bilmiyorum kaynağını ama sanki arada rakamları daha yukarı çekip olayı daha dramatikleştirme çabası var gibi geliyor bana. Başka bir sebebi de olabilir.

Siz de dikkat edin 30 binden 40 bine çıkan ölü sayısını siz de farkedeceksiniz.


Kel Başa Şimşir Tarak

Aug 28
1 Yorum

Radikal’de Susurluk mahkumu Korkut Eken’ın kızının düğünüyle ilgili bir haber çıktı. Haberi okudukça nevrim döndü, yuh dedim. Hemen açıklayayım. Gelin Korkut Eken’in kızı. Damat Korkut Eken’in hapis cezasını önce bozan, sonra zorla onayan Yargıtay 8. Daire Üyesi Yusuf Doğan Kenan’ın oğlu. Nikah şahidi dokunulmazlığının sona ermesiyle Susurluk Davası’nda yargılanacak olan meşhur Mehmet Ağar. Diğer nikah şahidi Yargıtay Başkanı Osman Arslan. Katılımcılar arasında Anayasa Mahkemesi üyesi Fulya Kantarcıoğlu, Yargıtay 6. Ceza Dairesi Başkanı Mustafa Aydın, Yargıtay üyesi Muharrem Coşkun yer almış. Maşallah kadro da çok güzelmiş. Asker, yargı, siyaset kardeş kardeş oynuyorlar. Kimin ne şikayeti olabilir.


Türkiye’de Kriz: Avrupa Yolunda Yeni Bir Engel Mi?

Aug 07
1 Yorum

Radikal gazetesinde Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün Türkiye üzerinde hazırladığı Türkiye’de Kriz: Avrupa Yolunda Yeni Bir Engel Mi? başlıklı rapor hakkında bir rapor çıktı.

Raporun özetini elimden geldiğince Türkçe’ye çevirdim. Metinin orjinalini buradan ulaşabilirsiniz. Özet kısmı kabaca şöyle:

Türkiye’de devam etmekte bulunan krizi şu etkenlerin ışığında değerlendirmek gerekir: ikiye bölünmüş bir toplum, zayıf bir politik sistem, Doğu Anadolu’daki düşük yoğunluklu isyan, ve ordu egemenliğinde, Kemalizm adı verilen devlet ideolojisine derinden bağlı iktidar zümresi. Kemalistler politik İslam’ı, Kürt milliyetçiliğini ve Avrupa liberalizmini ana rakipleri olarak algılamaktalar. Bu ve bu çalışmada açıklanan diğer sebepler yüzünden, kökleri politik İslam’a dayanan AKP ve ordunun karşı karşıya gelmesi sadece bir an meselesiydi. Halihazırda 2003 ve 2004’te ordu etkin olarak AKP’yi iktidardan devirme yollarını araştırıyordu. Ancak ordunun halk desteğini çekmesi ve halkı protesto için sokaklara dökmesi için Türkiye’de “Avrupa yorgunluğunun” birikmesi ve laik orta sınıfın AKP’nin iddia edilen gizli İslamı planlarından korkusunun artması gerekti.

Bu çalışmada gösterileceği gibi, Türk toplumunun yavaşça İslamcılaşması endişe duyulması gereken bir nokta ancak AKP’nin bunda oynadığı rol çok ufak veya hiç yok. Diğer yanda, ordunun Kemalizm’in laik yönlerini kucaklaması 1980 darbesi akabinde yine aynı ordunun İslam’ı desteklediği göz önüne alınırsa garip kaçabilir. Ancak, şu an gelinen noktada politik İslam’dan çok ordunun Cumhurbaşkanı ve Başkumandan olarak İslami kökenli ve AB yanlısı bir adayı kabul etmemekte ısrarcı olmasının payı var.

Haziran çıkışlı raporun orjinal ismi “Crisis in Turkey: just another bump on the road to Europe?”. Yazarı da Walter Posch. Raporun tam metnine buradan ulaşabilirsiniz ama ben yine okuduğum önemli noktalara dikkat çekmek istedim:

Yazar öncelikle uzunca ordunun AB’ye karşı çıkmasına değinmiş. AB’nin demokratikleşme kriterlerinden biri de ordunun iktidar üzerindeki etkisinin kalkması olmasından dolayı TSK’nın AB’ye uzak durduğunu belirtmiş. AB ve demokratikleşmenin Kemalizm’in politikadaki pençelerini kaldıracağını söylemiş.

Daha sonra uzun uzadıya Nokta dergisinde yayımlanan darbe günlüklerinden bahsetmiş. Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün darbeye karşı çıktığı fakat kuvvet komutanlarının AKP’yi devirme planları yaptığından bahsetmiş. Darbeci komutanların Aydın Doğan’la buluşup TSK’nın halkın desteğini arkasına alması konusunda yardımcı olmasını istediklerinden bahsetmiş. Özellikle Şener Eruygur’un diğer komutanlardan daha aceleci bir şekilde darbe planları yaptığından ve darbeyi 2004′te yapmayı istediğine değinmiş.

Yazarın bunların dışında biraz daha bilindik konularda yaptığı güzel ve isabetli tespitler var. Ama AKP’nin seçimlerden zayıflayarak çıkacağını tahmin etmiş ve seçim sonuçlarını önceden pek kestirememiş olması kendisine olan güvenimi biraz sarstı. Yine de analizleri ve dipnotları açısından bile önemli bir çalışma, özellikle de AB’nin resmi bir kuruluşu tarafından yayımlanmış olması AB’nin Türkiye’ye bakış açısını yanstıması açısından önemli.

 


Mehmet Şerif Avşar’ın Katillerine Askeri Mahkeme Torpili

May 24
3 Yorum

Bianet’ten alıntı haber: Diyarbakır mahkemesi Mehmet Şerif Avşar’ın cinayetinden dolayı 30 yıl hapis istemiyle yargılanan eski uzman çavuş Gültekin Sütçü’nün askeri mahkemede yargılanmasına karar verdi. Olayın detayları bu sitede var.

Konuyla ilgili ayrıntıları araştırdım. Şerif Avşar 1994′te evinden 5 köy korucusu ve Mehmet Mehmetoğlu tarafından alınmış. Bu arada yedinci bir kişi emir veriyormuş bu gruba. Daha sonra JİTEM merkezi olarak bilinen Saraykapı jandarma karakoluna götürülen Şerif Avşar, bir süre sonra Diyarbakır dışına çıkartılıyor. Cesedi de Lice yolunda bulunmuş daha sonra.

Olaydan iki hafta sonra tutuklanan köy korucuları yedinci kişinin Gültekin Sütçü olduğunu söylemişler. Bu arada Gültekin Sütçü yurt dışına kaçmış. Köy korucularından bir tanesi adam öldürmekten 20 sene diğerleri de adam kaçırmaktan 6 sene 8 ay hapis cezası almışlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi Şerif Avşar’ın can güvenliğini koruyamadığı ve Gültekin Sütçü’yü bulamadığı için 150 bin sterlin cezaya çarptırmış.

Gültekin Sütçü 2006′da Bulgaristan’dan Türkiye’ye giriş yaparken yakalanıyor. Daha sonra çıkarıldığı mahkemede askeri mahkemede yargılanmasına karar veriliyor. Evinden bir vatandaşı alıp götürüp kafasına sıkan bu katili bile sivil mahkemede yargılayamıyorlar. Adeta askerin yasadışı eylemleri için davetiye çıkarılıyor, siz yapın birşey olmaz, biz sizi koruruz deniyor. Geçenlerde de Yüksekova olaylarının bombacı sanıkları için aynı karar verilmişti.


Rakel Dink’in Mektubu ve Giresun Jandarma Bölge Komutanı Dursun Ali Karaduman

May 19
10 Yorum

Semih Saka’nın blog’unda ve birkaç farklı yerde Rakel Dink’in başbakana yazdığı mektubu gördüm. Rakel Dink mektubunun bir noktasında devletin askerinin rahmetli kocası için hain yakıştırması yaptığından bahsetmiş. Sizler için araştırdım, buldum.

Mevzubahis konuşmayı yumurtlayan kişi Giresun Jandarma Bölge Komutanı Dursun Ali Karaduman. Saygısız konuşmasını bir şehit cenazesinde yapmış. Konuyla ilgili habere burdan ulaşabilirsiniz. Bakalım Tuğgeneral Dursun Ali ne demiş?

“Bugün Amerikan Senatosu, Fransız Meclisi, İngiliz Lortları, Avrupa Birliği Parlamentosu, şehidimizi katledenler için bir kınama mesajı göndermedi. Onlar ancak hainler öldüğü zaman kınama mesajı gönderirler.”

Ellerinde Türk bayraklarıyla törene katılan binlerce vatandaş, “Hepimiz Türk’üz, hepimiz Mehmetiz” sloganları attılar.

Kızmayayım, şu blog’da küfür etmeyeyim diyorum, ama sınırlarımı zorluyorlar. Bir kere PKK ile savaşırken şehit olan askerle Hrant Dink arasında nasıl bir bağlantı var? İkincisi Hrant Dink niye hain sayılıyor ve Jandarma Komutanı hangi sıfatla bu açıklamayı yapıyor?

Aklım yettiği kadarıyla açıklamaya çalışayım. Türkiye’nin büyük çoğunluğu T.C vatandaşı olsun olmasın, Ermeniler’den nefret ediyor. Bu ırkçılığın sebepleri belki ASALA, belki Azerbaycan Ermenistan savaşı, belki farklı olandan korkmaya, belki de Türkiye’nin karanlık geçmişine dayanıyor. Ama gerçek olan birşey var Türkiye’de yaşayan azınlıklardan başka hiçbirinin adı “piç” küfürüyle beraber tamlama oluşturmuyor. Kürt milliyetçisi Apo’ya bile “Ermeni piçi” diye sloganlar atılıyor. Jandarma komutanı olan kişi de bu nefretten nasiplenmiş olacak ki, Hrant Dink ile arasına koyduğu mesafeyi, Hrant Dink’in katilleri ile kendisi arasına koyamıyor, koymak istemiyor. Çünkü içten içe onaylıyor bu katliamı o da, Türkiye de.

Mayıs 2008 Edit: Bu arada öğrendim ki Dursun Ali Karaduman emekli olmuş.


TSK’nin Şemdinli Oyunları (2.Perde)

May 16
3 Yorum

Radikal’in haberinden yola çıkarak olayları hatırlayalım. 9 Kasım 2005′te Şemdinli’de Umut Kitabevi bombalanmış, bir kişi ölmüş, bir kişi yaralanmıştı. Eski bir PKK üyesine ait olan kitabevindeki patlamadan sorumlu olarak Astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile bir PKK itirafçısı vatandaşlar tarafından yakalanmıştı. Bakalım sonra ne oldu…

 Van savcısı Ferhat Sarıkaya sanıklar hakkında iddianame hazırladı. Askeriyenin tepkisi üzerine Sarıkaya soruşturmaya tabii tutuldu ve meslekten uzaklaştırıldı. İddianameyi paraf eden Van Başsavcısı Kemal Kaçan da Trabzon’a mahkeme üyesi olarak atandı.

“Hırsız evin içinde” diyen Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun görevinden alındı.

 Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi sanıkları 39′ar yıl hapse mahkum etti.

Ve sonra beklenen sonuç geldi. Yargıtay kararı hem usul hem esas yüzünden bozdu ve davaya askeri mahkeme baksın dedi. Bakalım Yargıtay ne buyurdu:

“Asker olan sanıkların terör örgütünün işlediği suçlarla aynı suçu işlediklerine ilişkin nitelendirme hayal gücünün de ötesinde tamamen varsayımlara dayalı, hukuki değerden yoksun düşünceye dayanmaktadır.”

Kararda, “asker olan sanıklara atfedilen eylemlerin terörle mücadele görevleri kapsamında olması” nedeniyle iddiaların doğruluğunun sivil değil, askeri mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.

Öncelikle eski PKK’lı olsun olmasın, bir Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşının iş yerini bombalayan ve cana kıyan bu adamların yaptıkları terörün daniskası. Bunu asker kimliklerini ve TSK ekipmanını kullanarak yapmaları ise dehşet verici. Ve bütün bunlardan sonra adaletin çarkları işlerken Genelkurmay’ın olaya etki etmesi, bombacı katil askerlerine arka çıkması apayrı bir utanç kaynağı.

Yargıtay ne demiş bir bakın. Asker sanıklara atfedilen eylemlerin terörle mücadele görevleri kapsamında olması dolayısıyla askeri mahkeme baksın diyor… Aslında cümle çok basit. Eski bir PKK üyesinin iş yerinin bombalanması terörle mücadeledir demeye getiriliyor. TSK da olayı böyle görüyor ve personeline destek veriyor.

Bir kez daha ne desem boş. Bakalım Yargıtay kararından sonra Van Ağır Ceza Mahkemesi ne karar verecek?


1989 Cizre Yesilyurt Davasi ve TSK

May 13
2 Yorum

Yeni ogrendim, 1989′da Cizre’nin Yesilyurt koyune gelen jandarmalar, koyluleri dovup iskence ettikten sonra insan diskisi yedirmisler. 1994′te sonuclanan AIHM davasi sonucu 6 koylu 9′ar milyar tazminat almis. Olayin taniklarindan bir tanesi de Diyanet’in koye atadigi Konyali bir imam. Olayla ilgili Evrensel gazetesinden bir alinti:

“1989 yılının 14 Ocak’ı 15 Ocak’a bağlayan gecesinde Cizre’ye 7 km. uzaklıktaki Yeşilyurt köyünde Jandarma Tabur Komutani Binbaşı Cafer Tayyar Çağlayan yönetimindeki operasyonda köylülere insan dışkısı yedirilmişti. Yeşilyurt köylülerinin uzun uğraşları sonucu açılan davada dışkı yedirme olayını reddeden Çağlayan “kötü muamele” nedeniyle 3 ay hapis cezasına çarptırılmış, bu ceza da paraya çevrilerek ertelenmişti. Mahkemelerin reddettiği dışkı yedirme olayı nedeniyle köylüler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuş, AİHM mahkûm ettiği Türkiye’nin köylülere 300’er bin Fransız Frangı ödemesini kararlaştırmıştı. Olayın açığa çıkıp tartışıldığı dönemde ANAP hükümetinin İçişleri Bakanlığı’nı yapan Abdulkadir Aksu, dışkı yedirilmesini “Olacak o kadar” sözleriyle değerlendirmişti.”

Abdulkadir Aksu’nun vukuatlari bununla da kalmamis, Aksu’nun insan haklari sicilini burdan takip edebilirsiniz. Aksu’nun laflari birsey mi? Bir de burdan yakin:

“Güneydoğu’da unutulmayanlar” adlı bir kitap yazan korgeneral Hasan Kundakçı, kendisine kitabıyla ilgili röportaj yapan millyet muhabirinin; “kitapta hep bölge halkına çok iyi davranılıyor. asla şiddet uygulanmıyor, mağdur edilmiyor, diye özellikle vurguluyorsunuz. peki aihm’de süren işkence davaları, köy yakma suçlamaları neydi?” diye soruyor ve korgeneral kundakçı’dan bir iki örnek istiyor. röportaj şöyle devam ediyor: “mesela yeşilyurt köyündeki dışkı yedirme olayından bahsediyorum…”
“…o olayı ben sonradan araştırdım. öyle yedirme medirme yoktur. laf olarak, yarı şaka ile söylenmiştir. bu olayın gerçek payı yoktur, yedirme yoktur, öyle şaka ile karışık söylenmiştir. oradaki insanlarla da zaman zaman oturulur, insansınız, bazen şakalaşacaksınız, birbirinize takılacaksınız. biz onlara takılıyorduk, şaka yapıyorduk, onlar da bize.”

Asil sakanin kendisi sensin Hasan efendi, esek sakasisin sen bu millete yapilmis…


Yazar Hakkında

1983 doğumluyum. İlkokulu, ortaokulu, liseyi ve akabinde üniversiteyi zar zor bitirdim. Futbolu, sinemayı, küfür etmeyi, nifak tohumları ekmeyi çok severim.

Ara

Gezinim

Kategoriler:

Bağlantılar:

Arşiv:

Beslemeler