Saldıray'dan Memleket Manzaraları

Paranla Rezalet, Dovizle Askerlik

Feb 17
1 Yorum

Gecenlerde dovizle askerlik islemlerine baslamak icin konsolosluk kapilari asindirmaya basladim. Henuz iki defa soyle bir gideyim bilgi alayim diye gittim, ama ileriki asamalarda insani cok pis bezdireceklerinin sinyallerini verdiler. Konsolosluga bu is icin gidenlere dagitilan bir brosurdeki alintiyla kapatayim efendim:

“Dunyanin hic bir ordusunda yuregini seninkinden daha temiz, daha saglam bir askere rast gelinmemistir” -K.Ataturk


Posted in tsk

Bence Şimdi Sen de Herkes Gibisin

Fehmi Koru, Recep Tayyip Erdoğan için Obama iken Bush olmaya başladılar dedi. Ahmet Altan Türkiye’nin zencisi iken renkleri açıldı, beyaz oldu dedi. İkisi de AKP’nin son 1-2 sene içindeki değişiminin altını son derece iyi çizdiler.

Bu değişimin sonunu görmek için AKP’nin ilk iktidara gelişini hatırlamak yeterli. ANAP, DYP, DSP gibi ne idüğü belirsiz, anneleri gelse birbirinden ayıramayacağı dandik sistem partileri ve kaşarlanmış liderleri arasından sıyrılmıştı AKP. Karizmatik yasaklı liderleri, politikaya getirdikleri yeni soluk ve çokça da alternatiflerinin olmaması onları taşımıştı hükümeti. Halk eski partilerin hiçbir işe yaramadığına o kadar kanaat getirmişti ki, bu eskilerin bir uzantısı olan CHP bile sırf seçimlerden önce mecliste olmamasından dolayı ve AKP’ye oy vermeyecek olanların alternatifsiz olmasından dolayı meclise girebilmişti.

Ama geldiğimiz bu noktada görüyoruz ki AKP’nin yenilikçiliği tükendi. Aktütün olsun, Kürt sorununa genel yaklaşımı olsun, Engin Ceber cinayeti olsun, insan hakları olsun, AKP’nin yeni duruşu onları da bir sistem partisi yaptı. Nazım Hikmet’in deyişiyle artık onlar da şimdi herkes gibi.

Durum böyleyken AKP ve Türkiye için birkaç sonuç ortaya çıkıyor:

1) AKP için bir sonraki seçimde oyları epeyce düşecek. Neden düşmesin ki; gerçek faşist varken çakma faşiste, 70′lık devlet uşağı varken 50′lik uşağa, eski kaşar varken yeni kaşara kim rağbet eder. AKP’nin kendisine yeni oluşturduğu mide bulandıran çizgide onlardan çok daha uzun zamandır ve çok daha istikrarlı bir şekilde yürüyen birçok rakip var.

2) Türkiye yeni bir arayış devresine girecek. Birbirinden farkı olmayan, benzer söylemlerle ve aynı duruşlarla karşılarına gelen siyasi partiler içinde koalisyon hükümetleri evresine geri dönülecek. Değişimin savunucusu, cesur duruşlu bir parti gelene kadar durum “idare edilecek”. Eldeki Türkiye profilini geliştirecek adımlar atılamayacak.

3) Halkını kurban etmekten çekinmeyen Türk ordusu ve halkını sefalete, cehalete, tabiiliğe mahkum etmekten utanmayan Türk burjuvazisi rahat bir nefes alacak. Dünkü baş düşman, bugünkü gizli destekçi AKP’yi komisyon karşılığı kendi bordrolu çalışanları yaptıkları için sevinecekler, kutlamalar yapacaklar. Sonra 85 yıldır süregelen işgüzarlıklarıyla birbirlerine dönecekler, “Nerde kalmıştık?” diye soracaklar.


Biji Diva

Sayıları az da olsa, Bülent Ersoy’un davasında pankart açan Genç Siviller yine benim yüzümü güldürdü.

Gazetelerin bu haberi nasıl verdiğine bu bağlantıdan bakabilirsiniz.

Duruşma kısa mı sürdü anlayamadım ama medyada fazla ayrıntı bulmak imkansız. Ama benim okuduğum ve anladığım kadarıyla Bülent Ersoy silahli çözüm karşıtı duruşunu sürdürmüş. Önce de söylemiştim, kendisinden pek hazzetmesem de Bülent Ersoy “helal olsun” dedirtmeye devam ediyor. Bu duruşmanın sonucunu çok merak ediyorum. Bülent Ersoy’a el uzatmaya kalkarlarsa Türkiye’de güçlü bir tepki olur mu diye de merak ediyorum aynı zamanda.


Fırat Haber Ajansı TSK’ya Karşı

Jul 18
7 Yorum

Genelkurmay’ın resmi sitesinden yapılan açıklamaya göre son birkaç gün içinde 11 terörist öldürülmüş.

PKK ise bunu Fırat Haber Ajansı vasıtasıyla yalanlamış. HPG Basın İrtibat Merkezi öyle demiş. HPG ne ola ki?

Fırat Haber Ajansı’nın bugün verdiği habere göre ise 8 subay PKK tarafından öldürülmüş. Genelkurmay’ın bu yönde bir açıklaması yok.

Düşük yoğunluklu savaş medya alanında da sürüyor.


Kafam Karışık Atam

Jul 09
5 Yorum

Elitizm ve halkçılık, TSK ve AKP arasında mekik dokuyorum bu aralar. İşin kafamı karıştıran tarafı bu kavramların birbirinin tam olarak karşıtı ve alternatifi olmaması, ve farkları kadar ortak yönlerinin, bana uyan taraflarının olması.

Elitizm ve halkçılık dedim. Halkçılıktan çok, halkseverlik, insanı sevmek, onu insan olduğu için bağrına basıp kendine eş görmek demek istiyorum bir noktada. Elitizm ise kendini üstün görmek benim kafamda. Son 10 senede Türkiye’deki sosyal gelişmeler karşısında bir yandan bayram yapıyorum. Türkiye’nin çeşme başını tutmuş, sütün kaymağını nesillerdir yemeye alışmış olmuş iş dünyasında isimlerin, basındaki destekçilerinin ve politikacıların tekerine çomak sokuluyor. Türkiye’nin yeni dinamikleri Anadolu’dan tabandan çıkan insanlara daha fazla sosyal hareketlilik sunuyor. Yıllardır üyeliğin babadan oğula geçtiği kapalı kulüpler olan bazı çevreler de tabii olarak bundan rahatsız oluyor, tehdit altında hissediyor. Çünkü şöyle düşünün eğer sizin sırtınız pek karnınız tok, ekonomik krizleri de biraz kaldırabilecek kadar kodamansanız, Türkiye’de sizden kralı yok. Değişim demek, ilerleme demek sadece sizin rahatınızı riske atabilecek tehditler demek. Siz ise herşey olduğu gibi kalsın, rahatım bozulmasın diye umut etmektesiniz. Bu alışılagelmiş boktan çizgimizden çıkmak adına son 10 senenin gelişmelerini destekliyorum.

Ama bir yandan da öbür tarafı var işin, elitist tarafı var. Bazılarına göre herşey tozpembe olabilir ama bana göre değil işte. Ben kıl oluyorum çünkü Anadolu’dan yükselen bu kesime. Anadolu’dan çıktıkları için değil, tahtına konmayı amaçladıkları İstanbul elitlerinin zaaflarının aynısından kendilerinde de olduğu için. Yüzde yüz demokrasi ve insan haklarını benimseyemedikleri için. Herkes kadar iyi, herkes kadar kötü oldukları için. Kral ölünce yaşasın yeni kral olacakları için onlara da ısınamıyorum açıkçası.

TSK ve AKP’ye gelince. Kafası az biraz çalışan, ezberi bozabilmiş vatandaşlarımız TSK’nin:

1- Askeri açıdan başarısız (Şanslı kura çeken milli takım gibi büyük devletlerle karşılaşmadığımız Kurtuluş Savaşı dışında, askeri açıdan bir başarısı yok TSK’nin. PKK’ya karşı 20 senede bilmem kaç milyar dolar harcanmış, alınamayan sonuçlar belli. O kadar parayı bölgeye helikopterden atsam 2-3 sene pek olay çıkmaz)

2- Türkiye politikasına yönveren (MGK’dir olsun, softcore – hardcore darbelerdir olsun, ota boka görüş bildiren yeni eski komutanlardır olsun, TSK’nin iki dudağı arasında Türkiye gündemi)

3- Bencil (Bütün bunların altında biraz da TSK yönetim kadrosunun kendi ayrıcalıklarını kaybetmeme tasası yatıyor. Yıllarca demokrasi, insan hakları demeden yakıp yıkan adamlar, şimdi cumhuriyet değerleri diye kıyamet koparıyorlar)

bir kurum olduğunun farkında zaten. Dolayısıyla din ve devlet işlerini ayıran klişe laiklik kavramımız gibi TSK ve devlet işlerini ayıran yeni bir terim gerek Türkiye’nin geleceği için.

Ama bunun yanında AKP de boktan bir güruh. 15 yaşındaki kızla evlenen cumhurbaşkanı mı dersin, demokratız diyip ondan sonra korumalarına adam dövdüren, işçiye köylüye laf yetiştiren başbakanı mı dersin, şaibeli Unakıtan mı dersin, din adına bütün nefret ettiğim hurafe ve bağnazlıkları barındıran parti tabanı mi dersin (bkz. kadın hakları, töre cinayetleri). İstemediğin kadar pislik AKP’de de var. Destek verecek olsak AKP’nin saçmalıklarına da arka çıkmak gibi olacak, öyle de olmaz böyle de olmaz.

Sonuç olarak bütün bu çelişkiler içinde karar vermekte, taraf seçmekte zorlanıyordum. En sonunda ise Türkiye’nin bugünkü durumunun ne kadar boktan olduğunu ve memnuniyetsizliğimi düşündüm ve karar verdim. Değişim iyidir. Değiştirmeye değmeyecek kadar düzgün işleyen bir yanımız yok maalesef çünkü. Vur patlasın çal oynasın, herşey değişsin o zaman. Belki tutar, belki iklim değişir, Akdeniz olur.


Posted in AKP, Faşizm, Gündem, Medya, tsk

Bernard Kouchner ve TSK El ele, Hep Beraber Tribüne

Jul 02
1 Yorum
GazetelerImizin bazılarında bu konuda bir haber çıktı. En sonunda bir AB devlet adamı Türk ordusunun kıymetini anladı diye. Mevzubahis haber aşağıda ingilizce haliyle verilmiş durumda. Uzun lafın kısası Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner Türk ordusunun Türkiye’nin laikliği adına önemli bir rol oynadığını söylemiş. Bernard’ı tanımam etmem, belki kastını aşmıştır, belki de gerçekten dediklerini demek istemiştir, onu da bilmek zor. Ama gelin Kurtlar Vadisi şeklinde bir mantık yürütme yapalım:
Türkiye’nin AB üyeliğini istemeyen Avrupalı devletlerin başında kim geliyor?  Fransa.
Türkiye AB üyesi olursa en çok gücü hangi kurum kaybedecek? Türk Silahlı Kuvvetleri
Türkiye’nin AB’ye girmesi için çalışan AKP hükümetine kapanma davası açıldığı, ortamın bulanık olduğu bu noktada, Fransa Dışişleri Bakanı TSK’ya destek veren açıklamada bulunuyor. Adeta al gülüm ver gülüm gibi geliyor kulağa. Ben TSK’ye destek çıkayım, TSK yargıyı idare etsin, AKP kapansın, Türkiye’nin AB’ye girmesi yalan olsun, Fransa rahat etsin.
Turkish army good for democracy -France’s Kouchner
By Paul Taylor, European Affairs Editor
563 words
30 June 2008
11:21

Reuters News

English
(c) 2008 Reuters Limited

PARIS, June 30 (Reuters) – France’s foreign minister called Turkey’s army a force for democracy on Monday, appearing to endorse its political role amid accusations it is behind a legal attempt to oust the country’s elected ruling party.

Bernard Kouchner, long an outspoken human rights campaigner, said it would be an “internal matter” if the Constitutional Court banned the governing AK Party, although it could affect Turkey’s European Union entry bid.

His comments to reporters came a day before France takes over the EU presidency and a Turkish prosecutor presents the legal case for banning the AK Party. Some party backers say the army is behind the case.

The court is due to begin hearings this week on a state prosecutor’s attempt to have the conservative party, rooted in political Islam, closed down amid widespread expectations that the AKP will be banned in August, possibly triggering elections.

“The army has played a very important role in Turkey for democracy and the separation of mosque and state,” Kouchner said, noting that the Court had overturned a law allowing women to wear the Islamic headscarf in universities.

The Turkish military sees itself as a guardian of the country’s secular constitution and has intervened four times in the last 50 years to oust governments, most recently in a soft coup to oust an Islamist-leaning government in 1997.

The prosecutor accuses the AK party of subverting Turkey’s secular order and plotting to establish an Islamic state, charges it strenuously denies. Turkish courts have banned some 20 parties in the past for Islamist or Kurdish activities.

The prosecutor wants the AK Party closed over charges of anti-secular activities and leading figures, including Prime Minister Tayyip Erdogan and President Abdullah Gul, banned from party membership for five years.

Asked how the EU should respond to such a ban, Kouchner appeared to rule out suspending Ankara’s membership negotiations with the 27-nation bloc, even though French President Nicolas Sarkozy has repeatedly said Turkey has no place in Europe.

The minister said France expected to open EU talks with Turkey on two or three more of the 35 chapters, or policy areas, into which community law is divided, during its six months in the chair.

“It is the (French) president who decides, but I think that if we want a Union for the Mediterranean, then Turkey has to be part of it. No one can be a better bridge between the Islamic world and Europe,” he said.

EU Enlargement Commissioner Olli Rehn has said it is not normal in a European democracy for a court to outlaw a democratically elected governing party, unless it advocates or practices the violent overthrow of the democratic order.

However, he has stopped short of saying whether Brussels would recommend formally suspending Ankara’s accession talks.

Some senior EU officials say the Union would be more likely to informally put the negotiations on hold, at least until there was a democratic clarification of the situation, if the AK party were banned and Erdogan ousted.

Although predominantly Muslim, Turkey was founded as a secular state in 1923 by Mustafa Kemal Ataturk. (editing by edited by Richard Meares)


Dağlıca Biliniyordu, PKK Başarısız Oldu

Jormungand’ın yazısından yola çıktım. Taraf’ta çıkan ve Dağlıca saldırısının bilindiğine dair çıkan habere Genelkurmay çok güzel cevap vermiş. Saldırıyı biliyorduk, gereken tedbirleri de aldık demiş. Operasyon yapacağız, güç gösterisi yapacağız diye o kadar genci feda ettik deselerdi, ona da şaşırmazdım. O kadar yüzsüz o kadar adisin ki Genelkurmay. Neyse jormungand’dan okursunuz zaten detaylarını. Son olarak Genelkurmay’ın utanmaz açıklamasına link verelim:

6.   Sözde Bilgi Destek Planını gündeme getiren gazete, ayrıca 25 Haziran 2008 tarihli nüshasında, bir komutanlığın PKK-KONGRA-GEL terör örgütünün olası eylemlerine ilişkin “GİZLİ” gizlilik dereceli mesajını yayımlamış ve Dağlıca’ya yapılacak saldırının bu mesaj ile bildirilmesine rağmen tedbir alınmadığı yönünde bir iddiada bulunmuştur.

Yayımlanan mesaj gerçek bir belge olup, tehdide maruz tüm birimleri uyarma amacı taşımaktadır. Alınan duyumların değerlendirilerek istihbarat haline getirilmesi ve eylem ikazı olarak yayımlanması, Türk Silahlı Kuvvetlerinde kullanılan standart bir uygulamadır. Nitekim, söz konusu ikazla birlikte, bölgedeki birliklerde emniyet tedbirleri artırılmış ve Dağlıca’da konuşlu unsurlarımız gerekli tepkiyi göstererek, hain saldırının asıl amacına ulaşmasını engellemişlerdir. Konu ile ilgili yargı süreci devam ederken, bu tür kışkırtıcı yaklaşımlar sergilenmesi kaygı verici bir durumdur.

“GİZLİ” gizlilik dereceli askeri evrakın sızdırılması ve basın yoluyla yayımlanması tamamen yasa dışı bir eylem olup, konu yargıya intikal ettirilmiştir. Kurum içinde yapılan araştırmada, mesajın nereden ve kimler tarafından dışarıya sızdırıldığı tespit edilmiş ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlem başlatılmıştır.


Vicdani Ret Günü

May 16
3 Yorum

Kandanadam bugünün Dünya Vicdani Retçiler günü olduğundan bahsetmiş. Beni de aldı götürdü düşünceleri itti bu gün vesilesiyle. TSK’yı sevmememim ve askere gitmek istemeyişimin sebeplerini listeledim:

Bu devlete o kadar vergi verdikten sonra bir de hayatımdan bir yılı, ekonomik olarak optimum olmayan işlerde çalışarak üstelik, vermek istemiyorum. (İşadamına askerde mıntıka temizliği yaptırmak ne kadar mantıklı bir anlayıştır? Vasıfsız işçi yapsın temizliği, işadamı da gitsin işini yapsın, ülkede istihdam yaratsın, vergi versin, süt versin, yün versin)

NATO’nun en büyük 10 ordusu arasında olan güzel memleketimin daha fazla askere ihtiyacı olduğuna inanmıyorum.

Saçma bir yere verirler de ölürüm diye hayvan gibi götüm atıyor. (Evet, 25 senedir kıçımı yırttım, şimdi hayat çok tatlı geliyor, sikseniz bunu riske atmam. Vatan için atmam, millet için atmam, din için atmam, bir tek Cimbom için yaparım, büyük ihtimalle onu da yapmam)

Benden daha az zeki, daha az kültürlü, daha az eğitimli bir kişiden emir alma ihtimali kanıma dokunuyor.

Normal hayatta yolda görsem yan sokağa sapacağım bir sürü alakasız insanla zorla aynı yerde 1 sene vakit geçirmek istemiyorum.

Son olarak da benim bu devlete borcum yok, benim bu vatana borcum yok. Gitsin olandan istesin diyorum.

Eğer götleri yiyorsa askerliği gönüllü yapsınlar 100 kişiden 5 kişi giderse ben de ne olayım.


Alman PKKlı Eva Tatjana Ursula Juhnke

İlginç konular için güzel bir çıkış noktası olan bianet’te gördüm. Alman bir kadın PKK üyesi olduğu için Hakkari’de yakalanıp tutuklandıktan sonra 1997-2004 arasında hapis yatmış. Çıktıktan sonra kötü muamele gördüğü için AİHM’de dava açarak 4bin euro tazminat kazanmış. Haberin aslı burada.

Önce acaba kadını yanlışlıkla mı içeri attılar diye düşündüm. Sonra araştırdım, baktım kadın hakkaten de PKKlı. Bir Alman’ın kalkıp dağ başına gelip örgüte katılması ilginç geldi paylaşayım dedim.

Öncelikle Eva Juhnke hapishanedeyken bir süre ölüm orucu tutmuş. Ölüm orucuyla ilgili haber burada. Bununla da kalmamış orucu esnasında davasını anlatan, artık biraz da fazlaca duyduğumuz Öcalan’a karşı girişilen komployu protesto eden bir mektup yazmış.

Arada buradan anladığımız kadarıyla Eva’nın PKK’ya katılması 1993 yılında olmuş. Hatta ve hatta Hatip Dicle Özgür Politika’da yazdığı “Eva’ya Selam Olsun” adlı yazısından dolayı DGM’den 15 sene hapis yemiş. Dicle yazısında KDP peşmergeleri tarafından yakalanıp Türkiye’ye teslim edilen Eva’dan bahsederken, Kürt geleneğinde kadınların ve Kürtler’e sığınanları her ne pahasına korunması gerektiğinin altını çizmiş.

Bu kısım bana bile “oha” dedirtti, ve bıyık altından güldürdü, ama bence hakkında espri yapılamayacak hiçbir konu olmaması lazım orası da ayrı tabii. Neymiş efendim, Eva’nın annesi Cumartesi Anneleri gösterisine katıldığı sırada göz altına alınmış. Herşeyiyle tamam işte.

Bu kitaptan öğrendiğimize göre Eva Juhnke PKK’ye katılan tek yabancı değilmiş. Eski RAF üyesi Andrea Wolf’un 1998 yılında Van’da çıkan çatışmada ölüdürüldüğünden bahsedilmiş. Andrea’nın sabıkası da sağlammış ha, terörist pozisyonuna başvururken böyle bir CV’im olsun isterdim. Dedim ya espri yapılamayacak konu yoktur, olmasın zaten.

PKK’ya katılan yabancılarla, özellikle Almanlar’la ilgili en kapsamlı yazı burada. Juhnke’nin hikayesine de biraz ışık tutuyor ayrıca. Juhnke Almanya’da hastabakıcılık yaparken Elazığlı Mehmet Özgül ile evlendikten bir süre sonra PKK’ya katılmış. Bunca şeyin üstüne yine aynı kapıya çıkıyoruz. Aşkın gözü kör olsun be.


Dursun Ali Karaduman Emekli Olmuş

Takipçi blogculuğum devam ediyor. Önceki bir yazımda değindiğim ve bir asker cenazesinde Hrant Dink’e hakaretler içeren ve “şehitler ölürken çıkmayan sesler Hrant Dink için niye çıkıyor” manasında bir şiir okuyan Jandarma Bölge Komutanı Dursun Ali Karaduman emekli olmuş. Haberin kendisi ve kazma şahsın gül yüzünün resmi için Gümüşhane Valiliği’nin sitesine bakabilirsiniz. Ne yazık ki henüz emekli olma tarihini tespit edemedim.


Washington Post’da PKK Haberi – Yeniden

Mar 10
1 Yorum

Yerli basınımız eksik olmasın yurt dışında bir gazete PKK ile ilgili haber yapınca hemen ispiliyor. Milliyet’ten öğrendiğime göre geçen operasyon sırasında Washington Post muhabirleri PKKlı’larla 5 gün geçirmişler. WP’nin haberine buradan ulaşabilirsiniz, kayıt vs. istiyor da halledin artık bir zahmet. Bilgi beleş değil. Adamlar şahane resimler de koymuşlar. Tercüme edecektim de çok uzundu haber. Bir dahaki sefere artık.

Yazıdan dikkatimi çeken noktalar:

-PKK saatlerini Irak saatine göre değil, Irak yerel saatinden bir saat ileri olan Türkiye’ye göre ayarlıyormuş.

-Operasyon için TSK başarısız oldu demişler, TSK 120 kayıp verdi, biz 10 demişler.

-Muhabirlerle konuşanlardan Elif 10 sene önce Türkiye’de üniversitede iç dizayn okurken okulu bırakıp örgüte katılmış. Van doğumlu Serhat TV muhabirliği yaparken örgüte katılmış.

-PKK Business Royales marka sigara içermiş.

-PKK’ya katılanlara 3 ay zorunlu eğitim verirlermiş.


Bir PKKlı’nın Anıları

Geçen gün yine sapık düşünceler beni buldu. Memed’in Kitabı diye doğuda savaşmış askerlerle yapılan röportajlardan oluşan bir kitap vardı, sonra toplatıldı, yazarı mahkemeye çıktı filan.

Düşündüm de Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vurmuş PKK hakkında nerdeyse hiçbir şey bilmiyoruz.

Sokaktaki adama sorsak, PKK’nın tarihini, ideolojisini, organizasyonunu basit hatlarıyla bile bilmez. Bu konuda anlattıkları birkaç propaganda lafını geçmez. Dolayısıyla ben de dedim ki kendi kendime, söyle PKK’dan ayrılmış veya ayrılmamış bir terörist (kelime seçimlerine dikkat, gerilla mı desem, siktir et veya rahat olalım, altı üstü bir blog burası) anılarını yazsa, söyle yaptık, örgüte böyle katıldım, eylemlere 3 gün kamp yapıp hazırlandık gibi düzgün bir dilde yazsa, biz de olayın iç yüzünü biraz da olsa öğrensek.

O kitap Türkiye’de kitapçılarda bulunmaz, basanın da götünden kan alırlar ama olsun, internetten de olsa bir yerden ulaşsak güzel olur. Zaten PKK sorununun bu noktada bu kadar çözümsüz olmasını sağlayan faktörlerden bir tanesi de bence TSK ve hükümetin dağdakilerin insan ve vatan evladı olarak görülmesini profesyonel bir şekilde engelleyebilmiş olmaları.

Neyse PKK konusunda yazacaklarım var daha. O degil de Kandil minibüsleri nerden kalkıyor?


PKK’nın 30 bin ölüsü 40 bin oldu

Bilmem haberleri okurken dikkat ediyor musunuz bazı kelime seçimlerine, yazılmamış kurallara uyularak herkesin kullandığı bazı ifadelere.

Aşağıdaki tespitlerimde yanılıyor olabilirim ama hafızamın yanıltmadığı kadarıyla yazıyorum.

Mesela Abdullah Öcalan yakalandığında televizyonlarda ilk defa “terörist başı” kavramını duydum ben. PKK ve Apo senelerdir varolmasına rağmen sanki tek bir kaynaktan emir almış gibi bütün medyada bir gecede böyle bir kullanılmaya başladı. Benim hatırladığım kadarıyla önceden yoktu, zaten Türkçe olarak da kulak tırmalıyor. “Bebek katili” lafı da bu aralar çıktı galiba. Ciddi bir yayın kuruluşumuz olsa bu lafı kullanamaz zaten, komik çünkü ana haber bülteninde “bebek katili” diye bir terörist lidere seslenmek. Neyse geçelim bir sonraki tespitimize.

Terörün toplam bilançosuyla ilgili bu. Takdir edersiniz ki futbolsever bir toplum olarak Genelkurmay’ımız bile zaiyatlarına skorbord tarzında açıklıyor. Bu kadar teröristi etkisiz hale getirdik (ohaaa bombanın pimini mi kesiyorsun, adam öldü desenize), bu kadarını canlı aldık, bu kadar da şehit verdik diye tablolamayı severler. Apo yakalandığında terörün toplam bilançosu olarak yerli ve yabancı basında bir 30 bin rakamı geçiyordu. İşte örneğin, 20 sene süren ve 30 bin cana malolan terörün bitmesi için vidi vidi vidi diye cümleler kuruluyordu. Geçen gün farkettim ki bu rakamı hafiften yukarı çekmeye başladılar. Bir iki yerde 40 bin rakamı gördüm, insaflı davrananlar alıştıra alıştıra yapalım diye 35 bin rakamını kullanmışlardı.  Apo yakalandığından beri terörün son derece yavaşladığını düşünürsek, geçen yıllar için 5-10 bin kişinin terör yüzünden ölmediğini varsayabiliriz. Peki o zaman nerden çıkıyor bu rakamlar?

Bilmiyorum kaynağını ama sanki arada rakamları daha yukarı çekip olayı daha dramatikleştirme çabası var gibi geliyor bana. Başka bir sebebi de olabilir.

Siz de dikkat edin 30 binden 40 bine çıkan ölü sayısını siz de farkedeceksiniz.


Bülent Ersoy’un Sözlerine Destek

Bianet’te Nilüfer Zengin, Bülent Ersoy’un Popstar Alaturka yarışmasında ettiği malum sözlerle ilgili güzel bir yazı yazmış. Yazının kendisi de çok güzel ama benim asıl ilgimi çeken kısmı sondan bir önceki paragrafı. Soruşturmayı başlatan Bağcılar Cumhuriyet Başsavcısı Ali Çakır meğer bu konuda epey sabıkalıymış. Merak eden okur araştırır, bianet bağlantılarını da vermiş.


Bülent Ersoy TSK’ya Karşı

Feb 25
3 Yorum

Ya ne günlere kaldık.

Yüce Türk milleti bir gün kafayı peynir ekmekle yiyecek deseler inanırdım da, kafayı çizenleri Bülent Ersoy sağduyuya ve aklın yoluna davet edecek deseler bir tarafımla gülerdim.

Ama bugün bunu da gördük. (Hürriyet’in haberi için)

Büyük diva Bülent Ersoy, Pop Star Alaturka yarışmasında aşağıdaki sözleri sarf etmiş:

Tamam vatan bölünmez, bilmem ne olmaz ama göz göre göre de bu çocukları bütün analar doğursun, toprağa versinler. Bu mu yani? Bir çocuğun ne demek olduğunu ben sizler gibi bilemem. Ben anne değilim, olamayacağım da. Ama insan olarak o anaların yüreğinin nasıl cayır cayır yandığını ben anlayamam ama anneler anlar. Başkalarının masabaşı savaşı için evladımı harcayamam. Bir oyun oynanıyor ve biz bunların oyuncağı oluyoruz.

Şehitler ölmez vatan bölünmez’ hep aynı klişe laflar. Hep bunu söylüyoruz zaten. Çocuklar gidiyor, kanlı gözyaşları, cenazeler… Klişeleşmeş laflar…


Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı söz konusu konuşma için halkı askerlikten soğuttuğu için soruşturma başlatmış.

Hepsi şaka gibi. Türkiye’nin 24 senedir beceremediği şeyi 25. kere denediğinde yine olmayacağını anlayamaması şaka gibi. Oğlunu zorla elinden alan TSK, oğlunun ölüsünü geri verince “Vatan sağolsun” diyen anne babalar şaka gibi. Alakasız şarkıcı Bülent Ersoy’un, alakasız bir programda balçıkla sıvanmış gerçeği gösteren tokat gibi sözleri şaka gibi. Başı sonu hepsi absürt.


Sonraki Sayfa »