Saldıray'dan Memleket Manzaraları

Fırat Haber Ajansı TSK’ya Karşı

Jul 18
3 Yorum

Genelkurmay’ın resmi sitesinden yapılan açıklamaya göre son birkaç gün içinde 11 terörist öldürülmüş.

PKK ise bunu Fırat Haber Ajansı vasıtasıyla yalanlamış. HPG Basın İrtibat Merkezi öyle demiş. HPG ne ola ki?

Fırat Haber Ajansı’nın bugün verdiği habere göre ise 8 subay PKK tarafından öldürülmüş. Genelkurmay’ın bu yönde bir açıklaması yok.

Düşük yoğunluklu savaş medya alanında da sürüyor.


Darbe Günlükleri

Jul 16
Yorumlar

Taraf’daki darbe günlüklerini okudum. Ohaaa dedim. Siz de okuyun, siz de ohaa diyin.

Darbe 1

Darbe 2


Bernard Kouchner ve TSK El ele, Hep Beraber Tribüne

Jul 02
1 Yorum
GazetelerImizin bazılarında bu konuda bir haber çıktı. En sonunda bir AB devlet adamı Türk ordusunun kıymetini anladı diye. Mevzubahis haber aşağıda ingilizce haliyle verilmiş durumda. Uzun lafın kısası Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner Türk ordusunun Türkiye’nin laikliği adına önemli bir rol oynadığını söylemiş. Bernard’ı tanımam etmem, belki kastını aşmıştır, belki de gerçekten dediklerini demek istemiştir, onu da bilmek zor. Ama gelin Kurtlar Vadisi şeklinde bir mantık yürütme yapalım:
Türkiye’nin AB üyeliğini istemeyen Avrupalı devletlerin başında kim geliyor?  Fransa.
Türkiye AB üyesi olursa en çok gücü hangi kurum kaybedecek? Türk Silahlı Kuvvetleri
Türkiye’nin AB’ye girmesi için çalışan AKP hükümetine kapanma davası açıldığı, ortamın bulanık olduğu bu noktada, Fransa Dışişleri Bakanı TSK’ya destek veren açıklamada bulunuyor. Adeta al gülüm ver gülüm gibi geliyor kulağa. Ben TSK’ye destek çıkayım, TSK yargıyı idare etsin, AKP kapansın, Türkiye’nin AB’ye girmesi yalan olsun, Fransa rahat etsin.
Turkish army good for democracy -France’s Kouchner
By Paul Taylor, European Affairs Editor
563 words
30 June 2008
11:21

Reuters News

English
(c) 2008 Reuters Limited

PARIS, June 30 (Reuters) - France’s foreign minister called Turkey’s army a force for democracy on Monday, appearing to endorse its political role amid accusations it is behind a legal attempt to oust the country’s elected ruling party.

Bernard Kouchner, long an outspoken human rights campaigner, said it would be an “internal matter” if the Constitutional Court banned the governing AK Party, although it could affect Turkey’s European Union entry bid.

His comments to reporters came a day before France takes over the EU presidency and a Turkish prosecutor presents the legal case for banning the AK Party. Some party backers say the army is behind the case.

The court is due to begin hearings this week on a state prosecutor’s attempt to have the conservative party, rooted in political Islam, closed down amid widespread expectations that the AKP will be banned in August, possibly triggering elections.

“The army has played a very important role in Turkey for democracy and the separation of mosque and state,” Kouchner said, noting that the Court had overturned a law allowing women to wear the Islamic headscarf in universities.

The Turkish military sees itself as a guardian of the country’s secular constitution and has intervened four times in the last 50 years to oust governments, most recently in a soft coup to oust an Islamist-leaning government in 1997.

The prosecutor accuses the AK party of subverting Turkey’s secular order and plotting to establish an Islamic state, charges it strenuously denies. Turkish courts have banned some 20 parties in the past for Islamist or Kurdish activities.

The prosecutor wants the AK Party closed over charges of anti-secular activities and leading figures, including Prime Minister Tayyip Erdogan and President Abdullah Gul, banned from party membership for five years.

Asked how the EU should respond to such a ban, Kouchner appeared to rule out suspending Ankara’s membership negotiations with the 27-nation bloc, even though French President Nicolas Sarkozy has repeatedly said Turkey has no place in Europe.

The minister said France expected to open EU talks with Turkey on two or three more of the 35 chapters, or policy areas, into which community law is divided, during its six months in the chair.

“It is the (French) president who decides, but I think that if we want a Union for the Mediterranean, then Turkey has to be part of it. No one can be a better bridge between the Islamic world and Europe,” he said.

EU Enlargement Commissioner Olli Rehn has said it is not normal in a European democracy for a court to outlaw a democratically elected governing party, unless it advocates or practices the violent overthrow of the democratic order.

However, he has stopped short of saying whether Brussels would recommend formally suspending Ankara’s accession talks.

Some senior EU officials say the Union would be more likely to informally put the negotiations on hold, at least until there was a democratic clarification of the situation, if the AK party were banned and Erdogan ousted.

Although predominantly Muslim, Turkey was founded as a secular state in 1923 by Mustafa Kemal Ataturk. (editing by edited by Richard Meares)


Dağlıca Biliniyordu, PKK Başarısız Oldu

Jul 01
Yorumlar

Jormungand’ın yazısından yola çıktım. Taraf’ta çıkan ve Dağlıca saldırısının bilindiğine dair çıkan habere Genelkurmay çok güzel cevap vermiş. Saldırıyı biliyorduk, gereken tedbirleri de aldık demiş. Operasyon yapacağız, güç gösterisi yapacağız diye o kadar genci feda ettik deselerdi, ona da şaşırmazdım. O kadar yüzsüz o kadar adisin ki Genelkurmay. Neyse jormungand’dan okursunuz zaten detaylarını. Son olarak Genelkurmay’ın utanmaz açıklamasına link verelim:

6.   Sözde Bilgi Destek Planını gündeme getiren gazete, ayrıca 25 Haziran 2008 tarihli nüshasında, bir komutanlığın PKK-KONGRA-GEL terör örgütünün olası eylemlerine ilişkin “GİZLİ” gizlilik dereceli mesajını yayımlamış ve Dağlıca’ya yapılacak saldırının bu mesaj ile bildirilmesine rağmen tedbir alınmadığı yönünde bir iddiada bulunmuştur.

Yayımlanan mesaj gerçek bir belge olup, tehdide maruz tüm birimleri uyarma amacı taşımaktadır. Alınan duyumların değerlendirilerek istihbarat haline getirilmesi ve eylem ikazı olarak yayımlanması, Türk Silahlı Kuvvetlerinde kullanılan standart bir uygulamadır. Nitekim, söz konusu ikazla birlikte, bölgedeki birliklerde emniyet tedbirleri artırılmış ve Dağlıca’da konuşlu unsurlarımız gerekli tepkiyi göstererek, hain saldırının asıl amacına ulaşmasını engellemişlerdir. Konu ile ilgili yargı süreci devam ederken, bu tür kışkırtıcı yaklaşımlar sergilenmesi kaygı verici bir durumdur.

“GİZLİ” gizlilik dereceli askeri evrakın sızdırılması ve basın yoluyla yayımlanması tamamen yasa dışı bir eylem olup, konu yargıya intikal ettirilmiştir. Kurum içinde yapılan araştırmada, mesajın nereden ve kimler tarafından dışarıya sızdırıldığı tespit edilmiş ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlem başlatılmıştır.


Amerikan Ordusunda İntihar

May 29
Yorumlar

Amerikan ordusundaki intihar oranı geçen seneye göre yüzde 12 artarak 115 kişiye ulaşmış. Bir de bu aktif olarak görev yapan askerleri kapsıyor, intihar teşebbüslerini ve kendini yaralamayı kapsamıyor. Veriler 1990′a kadar uzanıyormuş ama en azından son 18 yılda en fazla asker intiharı bu seneymiş. Eeee kolay değil.

Genelkurmay açıklasın, bizden kaç kişi canına kıymış bilelim şerefsizlerin sayısını. Di mi di mi di mi.

Haberi burada.


Vicdani Ret Günü

May 16
3 Yorum

Kandanadam bugünün Dünya Vicdani Retçiler günü olduğundan bahsetmiş. Beni de aldı götürdü düşünceleri itti bu gün vesilesiyle. TSK’yı sevmememim ve askere gitmek istemeyişimin sebeplerini listeledim:

Bu devlete o kadar vergi verdikten sonra bir de hayatımdan bir yılı, ekonomik olarak optimum olmayan işlerde çalışarak üstelik, vermek istemiyorum. (İşadamına askerde mıntıka temizliği yaptırmak ne kadar mantıklı bir anlayıştır? Vasıfsız işçi yapsın temizliği, işadamı da gitsin işini yapsın, ülkede istihdam yaratsın, vergi versin, süt versin, yün versin)

NATO’nun en büyük 10 ordusu arasında olan güzel memleketimin daha fazla askere ihtiyacı olduğuna inanmıyorum.

Saçma bir yere verirler de ölürüm diye hayvan gibi götüm atıyor. (Evet, 25 senedir kıçımı yırttım, şimdi hayat çok tatlı geliyor, sikseniz bunu riske atmam. Vatan için atmam, millet için atmam, din için atmam, bir tek Cimbom için yaparım, büyük ihtimalle onu da yapmam)

Benden daha az zeki, daha az kültürlü, daha az eğitimli bir kişiden emir alma ihtimali kanıma dokunuyor.

Normal hayatta yolda görsem yan sokağa sapacağım bir sürü alakasız insanla zorla aynı yerde 1 sene vakit geçirmek istemiyorum.

Son olarak da benim bu devlete borcum yok, benim bu vatana borcum yok. Gitsin olandan istesin diyorum.

Eğer götleri yiyorsa askerliği gönüllü yapsınlar 100 kişiden 5 kişi giderse ben de ne olayım.


Alman PKKlı Eva Tatjana Ursula Juhnke

May 14
Yorumlar

İlginç konular için güzel bir çıkış noktası olan bianet’te gördüm. Alman bir kadın PKK üyesi olduğu için Hakkari’de yakalanıp tutuklandıktan sonra 1997-2004 arasında hapis yatmış. Çıktıktan sonra kötü muamele gördüğü için AİHM’de dava açarak 4bin euro tazminat kazanmış. Haberin aslı burada.

Önce acaba kadını yanlışlıkla mı içeri attılar diye düşündüm. Sonra araştırdım, baktım kadın hakkaten de PKKlı. Bir Alman’ın kalkıp dağ başına gelip örgüte katılması ilginç geldi paylaşayım dedim.

Öncelikle Eva Juhnke hapishanedeyken bir süre ölüm orucu tutmuş. Ölüm orucuyla ilgili haber burada. Bununla da kalmamış orucu esnasında davasını anlatan, artık biraz da fazlaca duyduğumuz Öcalan’a karşı girişilen komployu protesto eden bir mektup yazmış.

Arada buradan anladığımız kadarıyla Eva’nın PKK’ya katılması 1993 yılında olmuş. Hatta ve hatta Hatip Dicle Özgür Politika’da yazdığı “Eva’ya Selam Olsun” adlı yazısından dolayı DGM’den 15 sene hapis yemiş. Dicle yazısında KDP peşmergeleri tarafından yakalanıp Türkiye’ye teslim edilen Eva’dan bahsederken, Kürt geleneğinde kadınların ve Kürtler’e sığınanları her ne pahasına korunması gerektiğinin altını çizmiş.

Bu kısım bana bile “oha” dedirtti, ve bıyık altından güldürdü, ama bence hakkında espri yapılamayacak hiçbir konu olmaması lazım orası da ayrı tabii. Neymiş efendim, Eva’nın annesi Cumartesi Anneleri gösterisine katıldığı sırada göz altına alınmış. Herşeyiyle tamam işte.

Bu kitaptan öğrendiğimize göre Eva Juhnke PKK’ye katılan tek yabancı değilmiş. Eski RAF üyesi Andrea Wolf’un 1998 yılında Van’da çıkan çatışmada ölüdürüldüğünden bahsedilmiş. Andrea’nın sabıkası da sağlammış ha, terörist pozisyonuna başvururken böyle bir CV’im olsun isterdim. Dedim ya espri yapılamayacak konu yoktur, olmasın zaten.

PKK’ya katılan yabancılarla, özellikle Almanlar’la ilgili en kapsamlı yazı burada. Juhnke’nin hikayesine de biraz ışık tutuyor ayrıca. Juhnke Almanya’da hastabakıcılık yaparken Elazığlı Mehmet Özgül ile evlendikten bir süre sonra PKK’ya katılmış. Bunca şeyin üstüne yine aynı kapıya çıkıyoruz. Aşkın gözü kör olsun be.


Dursun Ali Karaduman Emekli Olmuş

May 06
Yorumlar

Takipçi blogculuğum devam ediyor. Önceki bir yazımda değindiğim ve bir asker cenazesinde Hrant Dink’e hakaretler içeren ve “şehitler ölürken çıkmayan sesler Hrant Dink için niye çıkıyor” manasında bir şiir okuyan Jandarma Bölge Komutanı Dursun Ali Karaduman emekli olmuş. Haberin kendisi ve kazma şahsın gül yüzünün resmi için Gümüşhane Valiliği’nin sitesine bakabilirsiniz. Ne yazık ki henüz emekli olma tarihini tespit edemedim.


Washington Post’da PKK Haberi - Yeniden

Mar 10
1 Yorum

Yerli basınımız eksik olmasın yurt dışında bir gazete PKK ile ilgili haber yapınca hemen ispiliyor. Milliyet’ten öğrendiğime göre geçen operasyon sırasında Washington Post muhabirleri PKKlı’larla 5 gün geçirmişler. WP’nin haberine buradan ulaşabilirsiniz, kayıt vs. istiyor da halledin artık bir zahmet. Bilgi beleş değil. Adamlar şahane resimler de koymuşlar. Tercüme edecektim de çok uzundu haber. Bir dahaki sefere artık.

Yazıdan dikkatimi çeken noktalar:

-PKK saatlerini Irak saatine göre değil, Irak yerel saatinden bir saat ileri olan Türkiye’ye göre ayarlıyormuş.

-Operasyon için TSK başarısız oldu demişler, TSK 120 kayıp verdi, biz 10 demişler.

-Muhabirlerle konuşanlardan Elif 10 sene önce Türkiye’de üniversitede iç dizayn okurken okulu bırakıp örgüte katılmış. Van doğumlu Serhat TV muhabirliği yaparken örgüte katılmış.

-PKK Business Royales marka sigara içermiş.

-PKK’ya katılanlara 3 ay zorunlu eğitim verirlermiş.


Ölüm Yerine Çözüm

Feb 28
2 Yorum

Türkiye’nin gündemini ara ara saman alevi gibi meşgul eden polemiklerle ilgilenmeyi sevmiyorum. Ama bu sefer ısrarcı olacağım zira Bülent Ersoy’un sözleriyle başlayan tartışmadan alacağımız önemli dersler var.

Bülent Ersoy “Ölüm yerine çözüm” diye çırpınırken AKP Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu operasyon öyle olmaz böyle olur diye ayar verdi. Hüsrev Bey’i önce iğrençliği ve seviyesizliği için kutlayalım. Sonra analize geçelim.

Milliyet sitesinde “AKP’linin kestirme ayıbı!” başlığıyla vermiş. Doğan Grubu rüzgarın yönünün değiştiğini anladı heralde, iki gün önce sözlerine tepkilerini eksik etmedikleri Bülent Ersoy’a hafiften de olsa destek göstermiş.

Bianet’ten Nilüfer Zengin de bu konu üzerine güzel bir yazı yazmış arada.

Bülent Ersoy senelerdir süregelen bu kirli savaşa belki de yapılabilecek en hafif eleştiriyi yaptı. En temiz kelimelerle, safça çocuklar ölmesin gibi birşeyler söyledi. Ama bu savaş makinası ve onun faşist maşaları (Ebru Gündeş, programın sunucusu pis herif ve diğerleri) bunu bile kabul edemediler. Zaten köşeye sıkışan askerlerin ölmeyip teslim olmasını da sindiremeyen bu güruhtu. PKK kampında esir tutulan askerlerin kameraya zorla birşeyler söyleyince ömür boyu hapis isteyen de bu pis insanlar.

Sahi yargılanan gençlere ne oldu? Bunu da bir araştırayım.


Bülent Ersoy TSK’ya Karşı

Feb 25
3 Yorum

Ya ne günlere kaldık.

Yüce Türk milleti bir gün kafayı peynir ekmekle yiyecek deseler inanırdım da, kafayı çizenleri Bülent Ersoy sağduyuya ve aklın yoluna davet edecek deseler bir tarafımla gülerdim.

Ama bugün bunu da gördük. (Hürriyet’in haberi için)

Büyük diva Bülent Ersoy, Pop Star Alaturka yarışmasında aşağıdaki sözleri sarf etmiş:

Tamam vatan bölünmez, bilmem ne olmaz ama göz göre göre de bu çocukları bütün analar doğursun, toprağa versinler. Bu mu yani? Bir çocuğun ne demek olduğunu ben sizler gibi bilemem. Ben anne değilim, olamayacağım da. Ama insan olarak o anaların yüreğinin nasıl cayır cayır yandığını ben anlayamam ama anneler anlar. Başkalarının masabaşı savaşı için evladımı harcayamam. Bir oyun oynanıyor ve biz bunların oyuncağı oluyoruz.

Şehitler ölmez vatan bölünmez’ hep aynı klişe laflar. Hep bunu söylüyoruz zaten. Çocuklar gidiyor, kanlı gözyaşları, cenazeler… Klişeleşmeş laflar…


Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı söz konusu konuşma için halkı askerlikten soğuttuğu için soruşturma başlatmış.

Hepsi şaka gibi. Türkiye’nin 24 senedir beceremediği şeyi 25. kere denediğinde yine olmayacağını anlayamaması şaka gibi. Oğlunu zorla elinden alan TSK, oğlunun ölüsünü geri verince “Vatan sağolsun” diyen anne babalar şaka gibi. Alakasız şarkıcı Bülent Ersoy’un, alakasız bir programda balçıkla sıvanmış gerçeği gösteren tokat gibi sözleri şaka gibi. Başı sonu hepsi absürt.


15 Şubat’da Dükkan Kapamaca

Feb 15
Yorumlar

Milliyet’in haberinden:

Apo’nun Türkiye’ye gelişinin yıldönümü olan 15 şubatta doğu da bazı ilçelerde esnaf kepenk kapatma eylemi yapmış.

Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde kepenk kapatma eylemi yapıldı. İdil Caddesi üzerinde 40 dükkanın kepenkleri kilitli olduğu görüldü. İlçenin bazı mahallelerinde de işyerleri kapalı tutuldu. Polis, açılmayan işyerlerini tesbit etmeye başladı.

Peki yukarıda sizce ters olan ne? Adamın biri şu veya bu nedenden dolayı o gün bakkalını açmamış. Kendi dükkanı, kendi işi, kendine kalmış. Ama polisimiz her zaman görev başında. Teröre sessiz destek verenleri tespit ediyor. Peki polisin ne işi var suç olmayan bir eyleme katılanları araştırmakta. Adı üstünde adam kendi dükkanını kapatmış, kendinden başka kimseyi ilgilendirmez. Polis ise adeta gidip bu dükkanları mimliyor. Mimlenen işletmelerin sahiplerine sonradan neler yapılacağını sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Devletin kendisini korumakla yükümlü görevlileri tarafından işaretlenen esnafın bu ülkeye ve onun kurumlarına olabilecek bağlılığını da siz düşünün.

Bu aptallar hala anlayamadı. Polise sorsalar PKKlılar zorla tehditle kepenk kapattırıyor derler. Kendileri ise benzer tehdit ve korkutma yöntemleri kullanarak dükkanları açık tutmaya çalışıyorlar. Eeee ne farkı kaldı şimdi?


Vatanım Vatanım Bölünmez Bütün Vatanım

Oct 23
Yorumlar

Ne zamandır yazmaya fırsat bulamıyorum işimden dolayı. Ama son günlerde PKK’nin artan saldırıları ve Türk basınında Aydın Doğan’ın değnekçiliğini yaptığı savaş tamtamları beni sonunda yazmaya zorladı. Öncelikle Türkiye’nin toprak bütünlüğüne değinmek istiyorum, sınır ötesi operasyona bir sonraki yazımda değineceğim.

İlkokuldan bile önce başlayan doktrin ve beyin yıkamalar sayesinde vatanın bölünmez bütünlüğünü ve kutsal topraklarımızı dilimize pelesenk etmişizdir. Üstüne bir de Atatürk’ten alıntı yaptık mı (Vatan toprağı bir bütündür ve bölünemez) artık bu konunun sorgulanacak yanı kalmamıştır, vatanın bölünmezliği yer çekimi gibi bir doğa kanunu halini almıştır.

Adeta orta çağlara dayanan, ekonominin toprak üzerinden işlediği devirlere ait bir zihniyetle bir karış bile toprak vermeyiz kimseye diye tutturmuş gidiyoruz. Çünkü bizim geri zekalı kafamızda toprak hala zenginlik, güç, iktidar demek. Hala Osmanlı Devleti’nin yükselme devrindeki haritasına bakınca gözlerimiz yaşarıyor, ta Viyana’dan Fas’a kadar hepsi bizimmiş diye iç geçiriyoruz. Malta’nın Moğolistan’dan daha müreffet, daha ileri olduğunu unutarak toprağa saçma sapan bir şekilde bağlanıyoruz.

Kendi içinde istikrarsızlıklarımız bununla da kalmıyor. Doğu Anadolu halkından nefret edip, Kürtler’e ikinci sınıf insan muamelesi yapıp, yine de sadece bu ırkın yaşadığı illerde bile hak iddia ediyoruz, sahiplik taslıyoruz. Oysa böyle düşünenlerin Doğu Anadolu’daki halkla pek bir ortak yönleri yok. Hakkari’ye ışınlansalar sudan çıkmış balığa dönecekler. Ki kaldı ki Hakkari’de bu kadar cazip birşey var da biz mi bilmiyoruz. Bu gün Türkiye haritasından Hakkari silinse kaç kişi farkında olur, kaç kişinin umrunda olur. Ayrıca bu kadar umrumuzdaydı 80 senedir Hakkari’yi niye bok götürüyor, niye hala orta çağdan kalma yaşıyor Hakkari halkı.

Ama bir kere başladık mı hep isterler diyorlar. Bir kere geri adım attık mı gerisi gelir diye korkuyorlar. Bugün Hakkari’yi alan yarın Hatay’ı Mersin’i isterse diye soruyorlar. Komşudan yumurta mı istiyorsun kardeşim diye sormazlar mı peki insana?

Çok basit, teorik bir örnek olarak Türkiye’yi Kuzey ve Güney Türkiye olarak ikiye ayırsak ve bu ayrılığın sonunda iki parçanın da refah seviyesi yükselse, iki taraf da insanca yaşamaya başlasalar, kötü mü olur? Ama teoride kulağa bu kadar hoş gelen birşeye bile karşı çıkılacaktır. Çünkü vatan bölünmez. Bölünürse kötü birşey olacağı için değil, kötülük bölünmek fiilinin kendisinden geldiği için bölünmez. Bölünmek sonuçları itibariyle değil kendi içinde felaket olduğu için bölünmez

Bütün bu saçmalıklar bir kenara, Kürt sorununa çözüm olarak federasyonun yanı sıra iki ayrı devlet senaryosunun da değerlendirilmesinden yanayım. Hele hele eğer terörü sona erdirecekse kesinlikle düşünülmesi gereken bir seçenek. Ayrıca Türkiye’nin doğusunun ekonomik durumu göz önüne alındığında Türkiye’nin geri kalanının iki devlet formülünden olumlu olarak etkilenmemesi çok zor. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu beceriksizce 80 sene boyunca yönettiği bölgenin fakirlikten kırılıyor olmasından belli. Belki Kürtler biraz daha iyi bir iş çıkarırlar.

Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu Anadolu’da bir Kürt devleti kurması herkesten önce Türkiye’nin işine gelecektir. Böyle bir gelişme kağıt üzerinde Kürtler için zafer olarak görülse de mevcut aşiret düzeni ve altyapı eksikliğine doğal kaynaklar (belki petrol) eklenince muhtemel bir Kürt devletinin gelişme ve kalkınma adına pek bir şansı yok gibi geliyor bana. Dolayısıyla Kürdistan’a Türkler’in destek vermesi, Kürtler’inse böyle bir senaryodan kaçınmasını beklerim.


Büyükanıt’ın 30 Ağustos Mesajı

Aug 28
Yorumlar

Orgenal Büyükanıt’ın 30 ağustos mesajına buradan ulaşabilirsiniz. Mesajın can alıcı noktalarına aşağıda yer verdim.

Bilime ve akla dayanan Atatürkçü Düşünce Sisteminin esaslarını kavrayamamış birtakım kötü niyetliler tarafından; Türk ulusunun birlik ve beraberliğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve demokratik yapısını bozmak ve çağdaş kazanımlarını ortadan kaldırmak amacıyla yürütülen sinsi planlar ne yazık ki her geçen gün farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Üzülerek ifade ediyorum ki, yaşadığımız günlerde hem ülke içinden hem de ülke dışından Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan saldırılar artmış bulunmaktadır. Bu saldırıların amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları tarafından çok iyi bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını içine sindiremeyen bölücüler ile laik yapısını sistematik bir yaklaşımla aşındırmaya çalışan şer odaklarının yaklaşımlarını, tüm ulusumuz çok açık olarak izlemektedir.

Bu tehditler karşısında, hiçbir etnik temele dayanmayan ve Anayasamızda açıkça belirtilen, soydaşlık değil yurttaşlık esasına dayanan ve Ulu Önderimiz Atatürk’ün: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk ulusu denir.” veciz ifadesinde yerini bulan Atatürk milliyetçiliği ve laiklik, bilim ve aklın parlak ışığı ile bütün bu karanlık güçleri boğarak bizi aydınlık bir geleceğe ulaştıracaktır.

Bütün basınımız analizini yaptı. Ben de bir üstünden geçeyim. İlk paragrafta Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan saldıraların arttığından bahsetmiş Org. Büyükanıt. Ben de katılıyorum bu yorumuna. Bence Türkiye son birkaç sene içinde demokratik haklarının biraz daha farkına varan, demokrasinin ve halkın iradesinin işleyişine dışarıdan müdahalelere daha hassas bir yapıya büründü. Bu noktada TSK’nın siyasete yaptığı müdahalelere tepki vermemesi halkın düşünülemezdi zaten. Bence sandıktan çıkan sonuç az bile, askerin politikaya müdahalesine karşı çıkan bir iki tane miting yapmadıklarına şükretsinler. Ayrıca sevdiğimiz dış mihraklardan Avrupa Birliği de TSK’nin devlet yönetimindeki etkisinin azaltılması konusunda bir takım istekler önce sürüyor.

İkinci paragrafta benim çok sevdiğim, ilkokul boyunca utanıp sıkılmadan her gün tekrarladığım “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” ifadesi üzerine konuşmuş Sayın Büyükanıt. Yalnız ya benim kafam hiç çalışmıyor ya da Büyükanıt’ın anlatımda istikrar gibi bir kaygısı yok. Hem etnik temele dayanmayan, soydaşlık değil yurttaşlık diyor, hem de TC’yi kuran Türk halkına Türk ulusu denir diyor. Nerde kaldı yurttaşlık, nerde kaldı ortak payda. Adeta George Orwell barış için savaş kavramı gibi akılara zarar bir tezat. Türkiye’deki farklı etnik kimliklerin varlığını reddedelim, hepsine Türk diyiverelim gitsin. Buna karşı çıkan da bölücü olsun. Güzel, benim hoşuma gitti. TSK’nın resmi politikası olsun bu bundan sonra.


Türkiye’de Kriz: Avrupa Yolunda Yeni Bir Engel Mi?

Aug 07
1 Yorum

Radikal gazetesinde Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün Türkiye üzerinde hazırladığı Türkiye’de Kriz: Avrupa Yolunda Yeni Bir Engel Mi? başlıklı rapor hakkında bir rapor çıktı.

Raporun özetini elimden geldiğince Türkçe’ye çevirdim. Metinin orjinalini buradan ulaşabilirsiniz. Özet kısmı kabaca şöyle:

Türkiye’de devam etmekte bulunan krizi şu etkenlerin ışığında değerlendirmek gerekir: ikiye bölünmüş bir toplum, zayıf bir politik sistem, Doğu Anadolu’daki düşük yoğunluklu isyan, ve ordu egemenliğinde, Kemalizm adı verilen devlet ideolojisine derinden bağlı iktidar zümresi. Kemalistler politik İslam’ı, Kürt milliyetçiliğini ve Avrupa liberalizmini ana rakipleri olarak algılamaktalar. Bu ve bu çalışmada açıklanan diğer sebepler yüzünden, kökleri politik İslam’a dayanan AKP ve ordunun karşı karşıya gelmesi sadece bir an meselesiydi. Halihazırda 2003 ve 2004’te ordu etkin olarak AKP’yi iktidardan devirme yollarını araştırıyordu. Ancak ordunun halk desteğini çekmesi ve halkı protesto için sokaklara dökmesi için Türkiye’de “Avrupa yorgunluğunun” birikmesi ve laik orta sınıfın AKP’nin iddia edilen gizli İslamı planlarından korkusunun artması gerekti.

Bu çalışmada gösterileceği gibi, Türk toplumunun yavaşça İslamcılaşması endişe duyulması gereken bir nokta ancak AKP’nin bunda oynadığı rol çok ufak veya hiç yok. Diğer yanda, ordunun Kemalizm’in laik yönlerini kucaklaması 1980 darbesi akabinde yine aynı ordunun İslam’ı desteklediği göz önüne alınırsa garip kaçabilir. Ancak, şu an gelinen noktada politik İslam’dan çok ordunun Cumhurbaşkanı ve Başkumandan olarak İslami kökenli ve AB yanlısı bir adayı kabul etmemekte ısrarcı olmasının payı var.

Haziran çıkışlı raporun orjinal ismi “Crisis in Turkey: just another bump on the road to Europe?”. Yazarı da Walter Posch. Raporun tam metnine buradan ulaşabilirsiniz ama ben yine okuduğum önemli noktalara dikkat çekmek istedim:

Yazar öncelikle uzunca ordunun AB’ye karşı çıkmasına değinmiş. AB’nin demokratikleşme kriterlerinden biri de ordunun iktidar üzerindeki etkisinin kalkması olmasından dolayı TSK’nın AB’ye uzak durduğunu belirtmiş. AB ve demokratikleşmenin Kemalizm’in politikadaki pençelerini kaldıracağını söylemiş.

Daha sonra uzun uzadıya Nokta dergisinde yayımlanan darbe günlüklerinden bahsetmiş. Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün darbeye karşı çıktığı fakat kuvvet komutanlarının AKP’yi devirme planları yaptığından bahsetmiş. Darbeci komutanların Aydın Doğan’la buluşup TSK’nın halkın desteğini arkasına alması konusunda yardımcı olmasını istediklerinden bahsetmiş. Özellikle Şener Eruygur’un diğer komutanlardan daha aceleci bir şekilde darbe planları yaptığından ve darbeyi 2004′te yapmayı istediğine değinmiş.

Yazarın bunların dışında biraz daha bilindik konularda yaptığı güzel ve isabetli tespitler var. Ama AKP’nin seçimlerden zayıflayarak çıkacağını tahmin etmiş ve seçim sonuçlarını önceden pek kestirememiş olması kendisine olan güvenimi biraz sarstı. Yine de analizleri ve dipnotları açısından bile önemli bir çalışma, özellikle de AB’nin resmi bir kuruluşu tarafından yayımlanmış olması AB’nin Türkiye’ye bakış açısını yanstıması açısından önemli.

 


Sonraki Sayfa »

Yazar Hakkında

1983 doğumluyum. İlkokulu, ortaokulu, liseyi ve akabinde üniversiteyi zar zor bitirdim. Futbolu, sinemayı, küfür etmeyi, nifak tohumları ekmeyi çok severim.

Ara

Gezinim

Kategoriler:

Bağlantılar:

Arşiv:

Beslemeler