Fehmi Koru, Recep Tayyip Erdoğan için Obama iken Bush olmaya başladılar dedi. Ahmet Altan Türkiye’nin zencisi iken renkleri açıldı, beyaz oldu dedi. İkisi de AKP’nin son 1-2 sene içindeki değişiminin altını son derece iyi çizdiler.
Bu değişimin sonunu görmek için AKP’nin ilk iktidara gelişini hatırlamak yeterli. ANAP, DYP, DSP gibi ne idüğü belirsiz, anneleri gelse birbirinden ayıramayacağı dandik sistem partileri ve kaşarlanmış liderleri arasından sıyrılmıştı AKP. Karizmatik yasaklı liderleri, politikaya getirdikleri yeni soluk ve çokça da alternatiflerinin olmaması onları taşımıştı hükümeti. Halk eski partilerin hiçbir işe yaramadığına o kadar kanaat getirmişti ki, bu eskilerin bir uzantısı olan CHP bile sırf seçimlerden önce mecliste olmamasından dolayı ve AKP’ye oy vermeyecek olanların alternatifsiz olmasından dolayı meclise girebilmişti.
Ama geldiğimiz bu noktada görüyoruz ki AKP’nin yenilikçiliği tükendi. Aktütün olsun, Kürt sorununa genel yaklaşımı olsun, Engin Ceber cinayeti olsun, insan hakları olsun, AKP’nin yeni duruşu onları da bir sistem partisi yaptı. Nazım Hikmet’in deyişiyle artık onlar da şimdi herkes gibi.
Durum böyleyken AKP ve Türkiye için birkaç sonuç ortaya çıkıyor:
1) AKP için bir sonraki seçimde oyları epeyce düşecek. Neden düşmesin ki; gerçek faşist varken çakma faşiste, 70′lık devlet uşağı varken 50′lik uşağa, eski kaşar varken yeni kaşara kim rağbet eder. AKP’nin kendisine yeni oluşturduğu mide bulandıran çizgide onlardan çok daha uzun zamandır ve çok daha istikrarlı bir şekilde yürüyen birçok rakip var.
2) Türkiye yeni bir arayış devresine girecek. Birbirinden farkı olmayan, benzer söylemlerle ve aynı duruşlarla karşılarına gelen siyasi partiler içinde koalisyon hükümetleri evresine geri dönülecek. Değişimin savunucusu, cesur duruşlu bir parti gelene kadar durum “idare edilecek”. Eldeki Türkiye profilini geliştirecek adımlar atılamayacak.
3) Halkını kurban etmekten çekinmeyen Türk ordusu ve halkını sefalete, cehalete, tabiiliğe mahkum etmekten utanmayan Türk burjuvazisi rahat bir nefes alacak. Dünkü baş düşman, bugünkü gizli destekçi AKP’yi komisyon karşılığı kendi bordrolu çalışanları yaptıkları için sevinecekler, kutlamalar yapacaklar. Sonra 85 yıldır süregelen işgüzarlıklarıyla birbirlerine dönecekler, “Nerde kalmıştık?” diye soracaklar.
365 gün önce ne oldu? Gazetelerimize baktım, onların pek salladığı yok. Bari biz hatırlayalım.
Hani bir Dağlıca vardı? Hani bütün canlı yayınları kesip vermiştik bu haberi. Hani kaçırılan askerlerin arkasından keşke ölselerdi demeye getirmişti Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin.
Hani Taraf açıklamıştı, baskının olacağına dair istihbarat vardı diye. Hani sonra genelkurmay yüzsüzleri çıkıp evet haber aldık ve gerekli tedbiri de alıp PKK’nın başarılı olmasına izin vermedik demişlerdi.
Hani kaçırılan askerlerin PKK kamplarında esirken söylediklerini kendilerine karşı kanıt kabul edip mahkemeye çıkarmıştık. Hani suçlamaların arasında emre itaatsizlik, izinsiz yurtdışına çıkmak gibi iddialar da vardı.
Hani sonra sınırötesi operasyon yapmıştık. 1 verip 1000 almıştık. Asker tohum olmuştu teröristler rekolte.
Lan oğlum hiç mi kafamız çalışmıyor? Olmuyor işte olmuyor. 25 senedir iyileştiremediğin hastalığa 25 senedir aynı reçetelerle çare ararsan bir bok olmaz. Eğer terörle mücadeledeki kararlılığımız, taviz vermez tutumumuz, kana kana intikam deyişimiz, PKK ha bitti ha bitiyor dememiz bir boka yarasaydı hala başladığımız noktada olmazdık.
Dertliyim hancı.
not: Arada Dağlıca karakolunun arazisinin kendisine ait olduğunu iddia eden bir aşiren ile TSK mahkemelikmiş.
Ortalık biraz durulsun, ondan sonra yazayım dedim.
Aktütün baskını yine genelkurmayın vurdumduymazlığını aymazlığını pisliğini ortaya çıkardı. Para yok diye taşımadıkları, defalarca baskın yiyen Aktütün karakolu 15 askere mezar oldu.
Ebesinin amına, dağların ortasında alçak yere karakol kurarsan, tedbirini almazsan böyle olur işte. Bence genelkurmay bu kadar eleştirilmeyi beklemiyordu. Belki de komplo teorisi olacak ama, bu askerler kurban gitsin, biz de sınır ötesi operasyon yapalım diye düşündüler. Belki bu veya başka ölümlerin Türk – Kürt gerginliğini arttıracağını, kendilerine yine başrol bulacaklarını düşündüler.
Duruşumuz bellidir. Bu iş silahla çözülmez. Biji Diva !!!
Genelkurmay’ın resmi sitesinden yapılan açıklamaya göre son birkaç gün içinde 11 terörist öldürülmüş.
PKK ise bunu Fırat Haber Ajansı vasıtasıyla yalanlamış. HPG Basın İrtibat Merkezi öyle demiş. HPG ne ola ki?
Fırat Haber Ajansı’nın bugün verdiği habere göre ise 8 subay PKK tarafından öldürülmüş. Genelkurmay’ın bu yönde bir açıklaması yok.
Düşük yoğunluklu savaş medya alanında da sürüyor.
Taraf’daki darbe günlüklerini okudum. Ohaaa dedim. Siz de okuyun, siz de ohaa diyin.
Reuters News
PARIS, June 30 (Reuters) – France’s foreign minister called Turkey’s army a force for democracy on Monday, appearing to endorse its political role amid accusations it is behind a legal attempt to oust the country’s elected ruling party.
Bernard Kouchner, long an outspoken human rights campaigner, said it would be an “internal matter” if the Constitutional Court banned the governing AK Party, although it could affect Turkey’s European Union entry bid.
His comments to reporters came a day before France takes over the EU presidency and a Turkish prosecutor presents the legal case for banning the AK Party. Some party backers say the army is behind the case.
The court is due to begin hearings this week on a state prosecutor’s attempt to have the conservative party, rooted in political Islam, closed down amid widespread expectations that the AKP will be banned in August, possibly triggering elections.
“The army has played a very important role in Turkey for democracy and the separation of mosque and state,” Kouchner said, noting that the Court had overturned a law allowing women to wear the Islamic headscarf in universities.
The Turkish military sees itself as a guardian of the country’s secular constitution and has intervened four times in the last 50 years to oust governments, most recently in a soft coup to oust an Islamist-leaning government in 1997.
The prosecutor accuses the AK party of subverting Turkey’s secular order and plotting to establish an Islamic state, charges it strenuously denies. Turkish courts have banned some 20 parties in the past for Islamist or Kurdish activities.
The prosecutor wants the AK Party closed over charges of anti-secular activities and leading figures, including Prime Minister Tayyip Erdogan and President Abdullah Gul, banned from party membership for five years.
Asked how the EU should respond to such a ban, Kouchner appeared to rule out suspending Ankara’s membership negotiations with the 27-nation bloc, even though French President Nicolas Sarkozy has repeatedly said Turkey has no place in Europe.
The minister said France expected to open EU talks with Turkey on two or three more of the 35 chapters, or policy areas, into which community law is divided, during its six months in the chair.
“It is the (French) president who decides, but I think that if we want a Union for the Mediterranean, then Turkey has to be part of it. No one can be a better bridge between the Islamic world and Europe,” he said.
EU Enlargement Commissioner Olli Rehn has said it is not normal in a European democracy for a court to outlaw a democratically elected governing party, unless it advocates or practices the violent overthrow of the democratic order.
However, he has stopped short of saying whether Brussels would recommend formally suspending Ankara’s accession talks.
Some senior EU officials say the Union would be more likely to informally put the negotiations on hold, at least until there was a democratic clarification of the situation, if the AK party were banned and Erdogan ousted.
Although predominantly Muslim, Turkey was founded as a secular state in 1923 by Mustafa Kemal Ataturk. (editing by edited by Richard Meares)
Jormungand’ın yazısından yola çıktım. Taraf’ta çıkan ve Dağlıca saldırısının bilindiğine dair çıkan habere Genelkurmay çok güzel cevap vermiş. Saldırıyı biliyorduk, gereken tedbirleri de aldık demiş. Operasyon yapacağız, güç gösterisi yapacağız diye o kadar genci feda ettik deselerdi, ona da şaşırmazdım. O kadar yüzsüz o kadar adisin ki Genelkurmay. Neyse jormungand’dan okursunuz zaten detaylarını. Son olarak Genelkurmay’ın utanmaz açıklamasına link verelim:
6. Sözde Bilgi Destek Planını gündeme getiren gazete, ayrıca 25 Haziran 2008 tarihli nüshasında, bir komutanlığın PKK-KONGRA-GEL terör örgütünün olası eylemlerine ilişkin “GİZLİ” gizlilik dereceli mesajını yayımlamış ve Dağlıca’ya yapılacak saldırının bu mesaj ile bildirilmesine rağmen tedbir alınmadığı yönünde bir iddiada bulunmuştur.
Yayımlanan mesaj gerçek bir belge olup, tehdide maruz tüm birimleri uyarma amacı taşımaktadır. Alınan duyumların değerlendirilerek istihbarat haline getirilmesi ve eylem ikazı olarak yayımlanması, Türk Silahlı Kuvvetlerinde kullanılan standart bir uygulamadır. Nitekim, söz konusu ikazla birlikte, bölgedeki birliklerde emniyet tedbirleri artırılmış ve Dağlıca’da konuşlu unsurlarımız gerekli tepkiyi göstererek, hain saldırının asıl amacına ulaşmasını engellemişlerdir. Konu ile ilgili yargı süreci devam ederken, bu tür kışkırtıcı yaklaşımlar sergilenmesi kaygı verici bir durumdur.
“GİZLİ” gizlilik dereceli askeri evrakın sızdırılması ve basın yoluyla yayımlanması tamamen yasa dışı bir eylem olup, konu yargıya intikal ettirilmiştir. Kurum içinde yapılan araştırmada, mesajın nereden ve kimler tarafından dışarıya sızdırıldığı tespit edilmiş ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlem başlatılmıştır.
Amerikan ordusundaki intihar oranı geçen seneye göre yüzde 12 artarak 115 kişiye ulaşmış. Bir de bu aktif olarak görev yapan askerleri kapsıyor, intihar teşebbüslerini ve kendini yaralamayı kapsamıyor. Veriler 1990′a kadar uzanıyormuş ama en azından son 18 yılda en fazla asker intiharı bu seneymiş. Eeee kolay değil.
Genelkurmay açıklasın, bizden kaç kişi canına kıymış bilelim şerefsizlerin sayısını. Di mi di mi di mi.
Kandanadam bugünün Dünya Vicdani Retçiler günü olduğundan bahsetmiş. Beni de aldı götürdü düşünceleri itti bu gün vesilesiyle. TSK’yı sevmememim ve askere gitmek istemeyişimin sebeplerini listeledim:
Bu devlete o kadar vergi verdikten sonra bir de hayatımdan bir yılı, ekonomik olarak optimum olmayan işlerde çalışarak üstelik, vermek istemiyorum. (İşadamına askerde mıntıka temizliği yaptırmak ne kadar mantıklı bir anlayıştır? Vasıfsız işçi yapsın temizliği, işadamı da gitsin işini yapsın, ülkede istihdam yaratsın, vergi versin, süt versin, yün versin)
NATO’nun en büyük 10 ordusu arasında olan güzel memleketimin daha fazla askere ihtiyacı olduğuna inanmıyorum.
Saçma bir yere verirler de ölürüm diye hayvan gibi götüm atıyor. (Evet, 25 senedir kıçımı yırttım, şimdi hayat çok tatlı geliyor, sikseniz bunu riske atmam. Vatan için atmam, millet için atmam, din için atmam, bir tek Cimbom için yaparım, büyük ihtimalle onu da yapmam)
Benden daha az zeki, daha az kültürlü, daha az eğitimli bir kişiden emir alma ihtimali kanıma dokunuyor.
Normal hayatta yolda görsem yan sokağa sapacağım bir sürü alakasız insanla zorla aynı yerde 1 sene vakit geçirmek istemiyorum.
Son olarak da benim bu devlete borcum yok, benim bu vatana borcum yok. Gitsin olandan istesin diyorum.
Eğer götleri yiyorsa askerliği gönüllü yapsınlar 100 kişiden 5 kişi giderse ben de ne olayım.
İlginç konular için güzel bir çıkış noktası olan bianet’te gördüm. Alman bir kadın PKK üyesi olduğu için Hakkari’de yakalanıp tutuklandıktan sonra 1997-2004 arasında hapis yatmış. Çıktıktan sonra kötü muamele gördüğü için AİHM’de dava açarak 4bin euro tazminat kazanmış. Haberin aslı burada.
Önce acaba kadını yanlışlıkla mı içeri attılar diye düşündüm. Sonra araştırdım, baktım kadın hakkaten de PKKlı. Bir Alman’ın kalkıp dağ başına gelip örgüte katılması ilginç geldi paylaşayım dedim.
Öncelikle Eva Juhnke hapishanedeyken bir süre ölüm orucu tutmuş. Ölüm orucuyla ilgili haber burada. Bununla da kalmamış orucu esnasında davasını anlatan, artık biraz da fazlaca duyduğumuz Öcalan’a karşı girişilen komployu protesto eden bir mektup yazmış.
Arada buradan anladığımız kadarıyla Eva’nın PKK’ya katılması 1993 yılında olmuş. Hatta ve hatta Hatip Dicle Özgür Politika’da yazdığı “Eva’ya Selam Olsun” adlı yazısından dolayı DGM’den 15 sene hapis yemiş. Dicle yazısında KDP peşmergeleri tarafından yakalanıp Türkiye’ye teslim edilen Eva’dan bahsederken, Kürt geleneğinde kadınların ve Kürtler’e sığınanları her ne pahasına korunması gerektiğinin altını çizmiş.
Bu kısım bana bile “oha” dedirtti, ve bıyık altından güldürdü, ama bence hakkında espri yapılamayacak hiçbir konu olmaması lazım orası da ayrı tabii. Neymiş efendim, Eva’nın annesi Cumartesi Anneleri gösterisine katıldığı sırada göz altına alınmış. Herşeyiyle tamam işte.
Bu kitaptan öğrendiğimize göre Eva Juhnke PKK’ye katılan tek yabancı değilmiş. Eski RAF üyesi Andrea Wolf’un 1998 yılında Van’da çıkan çatışmada ölüdürüldüğünden bahsedilmiş. Andrea’nın sabıkası da sağlammış ha, terörist pozisyonuna başvururken böyle bir CV’im olsun isterdim. Dedim ya espri yapılamayacak konu yoktur, olmasın zaten.
PKK’ya katılan yabancılarla, özellikle Almanlar’la ilgili en kapsamlı yazı burada. Juhnke’nin hikayesine de biraz ışık tutuyor ayrıca. Juhnke Almanya’da hastabakıcılık yaparken Elazığlı Mehmet Özgül ile evlendikten bir süre sonra PKK’ya katılmış. Bunca şeyin üstüne yine aynı kapıya çıkıyoruz. Aşkın gözü kör olsun be.
Takipçi blogculuğum devam ediyor. Önceki bir yazımda değindiğim ve bir asker cenazesinde Hrant Dink’e hakaretler içeren ve “şehitler ölürken çıkmayan sesler Hrant Dink için niye çıkıyor” manasında bir şiir okuyan Jandarma Bölge Komutanı Dursun Ali Karaduman emekli olmuş. Haberin kendisi ve kazma şahsın gül yüzünün resmi için Gümüşhane Valiliği’nin sitesine bakabilirsiniz. Ne yazık ki henüz emekli olma tarihini tespit edemedim.
Yerli basınımız eksik olmasın yurt dışında bir gazete PKK ile ilgili haber yapınca hemen ispiliyor. Milliyet’ten öğrendiğime göre geçen operasyon sırasında Washington Post muhabirleri PKKlı’larla 5 gün geçirmişler. WP’nin haberine buradan ulaşabilirsiniz, kayıt vs. istiyor da halledin artık bir zahmet. Bilgi beleş değil. Adamlar şahane resimler de koymuşlar. Tercüme edecektim de çok uzundu haber. Bir dahaki sefere artık.
Yazıdan dikkatimi çeken noktalar:
-PKK saatlerini Irak saatine göre değil, Irak yerel saatinden bir saat ileri olan Türkiye’ye göre ayarlıyormuş.
-Operasyon için TSK başarısız oldu demişler, TSK 120 kayıp verdi, biz 10 demişler.
-Muhabirlerle konuşanlardan Elif 10 sene önce Türkiye’de üniversitede iç dizayn okurken okulu bırakıp örgüte katılmış. Van doğumlu Serhat TV muhabirliği yaparken örgüte katılmış.
-PKK Business Royales marka sigara içermiş.
-PKK’ya katılanlara 3 ay zorunlu eğitim verirlermiş.
Türkiye’nin gündemini ara ara saman alevi gibi meşgul eden polemiklerle ilgilenmeyi sevmiyorum. Ama bu sefer ısrarcı olacağım zira Bülent Ersoy’un sözleriyle başlayan tartışmadan alacağımız önemli dersler var.
Bülent Ersoy “Ölüm yerine çözüm” diye çırpınırken AKP Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu operasyon öyle olmaz böyle olur diye ayar verdi. Hüsrev Bey’i önce iğrençliği ve seviyesizliği için kutlayalım. Sonra analize geçelim.
Milliyet sitesinde “AKP’linin kestirme ayıbı!” başlığıyla vermiş. Doğan Grubu rüzgarın yönünün değiştiğini anladı heralde, iki gün önce sözlerine tepkilerini eksik etmedikleri Bülent Ersoy’a hafiften de olsa destek göstermiş.
Bianet’ten Nilüfer Zengin de bu konu üzerine güzel bir yazı yazmış arada.
Bülent Ersoy senelerdir süregelen bu kirli savaşa belki de yapılabilecek en hafif eleştiriyi yaptı. En temiz kelimelerle, safça çocuklar ölmesin gibi birşeyler söyledi. Ama bu savaş makinası ve onun faşist maşaları (Ebru Gündeş, programın sunucusu pis herif ve diğerleri) bunu bile kabul edemediler. Zaten köşeye sıkışan askerlerin ölmeyip teslim olmasını da sindiremeyen bu güruhtu. PKK kampında esir tutulan askerlerin kameraya zorla birşeyler söyleyince ömür boyu hapis isteyen de bu pis insanlar.
Sahi yargılanan gençlere ne oldu? Bunu da bir araştırayım.
Ya ne günlere kaldık.
Yüce Türk milleti bir gün kafayı peynir ekmekle yiyecek deseler inanırdım da, kafayı çizenleri Bülent Ersoy sağduyuya ve aklın yoluna davet edecek deseler bir tarafımla gülerdim.
Ama bugün bunu da gördük. (Hürriyet’in haberi için)
Büyük diva Bülent Ersoy, Pop Star Alaturka yarışmasında aşağıdaki sözleri sarf etmiş:
Tamam vatan bölünmez, bilmem ne olmaz ama göz göre göre de bu çocukları bütün analar doğursun, toprağa versinler. Bu mu yani? Bir çocuğun ne demek olduğunu ben sizler gibi bilemem. Ben anne değilim, olamayacağım da. Ama insan olarak o anaların yüreğinin nasıl cayır cayır yandığını ben anlayamam ama anneler anlar. Başkalarının masabaşı savaşı için evladımı harcayamam. Bir oyun oynanıyor ve biz bunların oyuncağı oluyoruz.
Şehitler ölmez vatan bölünmez’ hep aynı klişe laflar. Hep bunu söylüyoruz zaten. Çocuklar gidiyor, kanlı gözyaşları, cenazeler… Klişeleşmeş laflar…
Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı söz konusu konuşma için halkı askerlikten soğuttuğu için soruşturma başlatmış.
Hepsi şaka gibi. Türkiye’nin 24 senedir beceremediği şeyi 25. kere denediğinde yine olmayacağını anlayamaması şaka gibi. Oğlunu zorla elinden alan TSK, oğlunun ölüsünü geri verince “Vatan sağolsun” diyen anne babalar şaka gibi. Alakasız şarkıcı Bülent Ersoy’un, alakasız bir programda balçıkla sıvanmış gerçeği gösteren tokat gibi sözleri şaka gibi. Başı sonu hepsi absürt.
Milliyet’in haberinden:
Apo’nun Türkiye’ye gelişinin yıldönümü olan 15 şubatta doğu da bazı ilçelerde esnaf kepenk kapatma eylemi yapmış.
Peki yukarıda sizce ters olan ne? Adamın biri şu veya bu nedenden dolayı o gün bakkalını açmamış. Kendi dükkanı, kendi işi, kendine kalmış. Ama polisimiz her zaman görev başında. Teröre sessiz destek verenleri tespit ediyor. Peki polisin ne işi var suç olmayan bir eyleme katılanları araştırmakta. Adı üstünde adam kendi dükkanını kapatmış, kendinden başka kimseyi ilgilendirmez. Polis ise adeta gidip bu dükkanları mimliyor. Mimlenen işletmelerin sahiplerine sonradan neler yapılacağını sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Devletin kendisini korumakla yükümlü görevlileri tarafından işaretlenen esnafın bu ülkeye ve onun kurumlarına olabilecek bağlılığını da siz düşünün.
Bu aptallar hala anlayamadı. Polise sorsalar PKKlılar zorla tehditle kepenk kapattırıyor derler. Kendileri ise benzer tehdit ve korkutma yöntemleri kullanarak dükkanları açık tutmaya çalışıyorlar. Eeee ne farkı kaldı şimdi?