Dün rastgele bir yerlerden gördüm. Vatansever bir hacker’ımız Kürdistan Parlamentosu’nun web sayfasını “hack” etmiş. Eğer hala düzeltilmediyse şu adresten ulaşabilirsiniz sayfanın hack’lenmiş haline.
Hacker’ın sayfaya koyduğu içerik Türk milliyetçilerinin ruh halini yansıtması açısından epey ilginç. Teker teker ele almak gerekirse:
Öncelikle çok güzel bir harita var. Bu haritada Kıbrıs’a Girit’e yüzmüşüz, o yetmemiş Batı Trakya’ya girmişiz, hızımızı alamayıp bir de Kerkük’e uzanmışız. Bana eski tarih kitaplarımızdaki haritaları hatırlattı. O küçük yaşımda Osmanlı İmparatorluğu haritalarına bakıp nasıl da gururla dolardı içim. Anadolu’dan Fas’a, Avusturya’dan İran’a uzanan tek renk, koskocaman devleti görünce bir fetih gazı dolardı içime. Otranto’ya çıkasım gelirdi, öğretmenden korkar, sefere çıkamazdım. Papa bir kez daha ucuz yırtardı. Bizim milliyetçilerimiz ise bazılarımız çocuklukta bıraktığı o fetih devresini bir türlü atlatamamışlar. Her gerginlikte, “Tepemiz atarsa yarın sabaha Şam’dayız”, “Yunan ayağını denk alsın, yoksa cumayı Atina’da kılarız” diye birbirlerini gazlıyorlar. Hayır Türkiye Cumhuriyeti’nin topraklarını genişletmek gibi bir politikası hiç olmadı, üstelik Atatürk “Yurtta sulh cihanda sulh” dedi, ama bu ülkücüler yine zaptedilmiyor, Civilization oynar gibi orayı burayı ele geçiriyor.
Haritadan sonra hacker abimiz Dangerous Ghost, üç dört dilde ayar vermiş Kürt parlamentosuna. İyi güzel, çok kültürlü ama Türkçe’si yazım hatalarıyla dolu. Öncelikle bağlaç “de” ekini bitişik yazmış, soru eki “mi”yi de ayrı yazmayı unutmuş. Madem bu vatanın hastasısın, bilgisayarın ustasısın, o zaman Türkçe’ye de gereken saygı ve sevgiyi göstermelisin hacker kardeş.
Ayardan sonra meşhur turan fikri üzerine çizilmiş iki tane harita var. Sovyetler dağıldığından beri bir turan fantazisi var piyasada ama pek tuttuğu söylenemez. Hepimiz etnik ve dil açısından aynı soydan geliyor olabiliriz ama restoranda masaları yanaştırır gibi devletleri birleştirip uçsuz bucaksız Türk İmparatorluğu kurulmuyor öyle bir anda. Hayır zaten geniş coğrafyaya yayılınca ne oluyor. İsviçre mi yoksa Kazakistan vatandaşları mı daha mutlu bu dünyada?
Son olarak da epey uzun birkaç milliyetçi şiire yer verilmiş. Türk ırkının ne kadar yaman, ne kadar yiğit, kahraman, süper olduğundan bahsedilmiş. Şaşırmaya gerek yok, milliyetçiler dünyanın merkezine Türkiye’yi yerleştirmeden şurdan şuraya gidemezler zaten. Dünya üstünde yüzlerce farklı millet olduğunu, hepsinin tarih ve kültürlerinin kendilerine göre güzel ve çirkin yanları olduğunu göremeyecek kadar körler. Varsa yoksa “en büyük Türkiye, başka büyük yok” tezahüratları. Oysa Türkiye’yi doğrusuyla yanlışıyla tanısak, Türk tarihini bilimsel olarak öğrendikten sonra, Malazgirt zaferiyle gurur duymamızın, Karlofça Antlaşması’ndan utanç duymamız kadar saçma ve boş olduğunu anlasak daha sağlıklı olur, daha hijyenik olur, kafamız rahat olur.
![]() |
Basın Orhan Pamuk’un Cannes Film Festivali jürisinde yer almasından bahsetti ve beni yine kederler sardı. Orhan Pamuk sonuçta iyi bir yazar ve Türkiye’nin yetiştirdiği önemli düşünce adamlarından bir tanesi. Ama Türkiye ne yaptı? Ermeni soykırımı ile çoğunluğun ve devletin |
resmi duruşuna ters düştüğü için adamı yerden yere vurdu. Bir yabancı dergiye verdiği röportajdan dolayı mahkemelerde yargıladık. Bununla da kalmadık, laz Trabzon’dan çıkma liseyi bitirememiş üç dört tane yontulmamış magandanın Pamuk’u korkutup ülke dışına çıkmaya zorlamasına izin verdik. Ve insan gibi insan kıtlığı çeken ülkemizden bir değeri daha kaçıdık.
Ülkücüler faşistler kına yaksın. Kalanlar da Eurovizyon’da kim bize oy verdi kime biz oy verdik, bir oyunlar, bir komplo teorileri… Hayat geçip gidiyor işte. Orhan Pamuk’u Nobel’i boşver sen, Shake It Up Şekerim…
Kutlu Savas’in Susurluk Raporu’nun giris bolumunde soyle bir paragraf var:
“Giriş bölümünde arz ve izah edildiği üzere Susurluk Olayı bir bütündür ve olaylar zincirinden ibarettir.
İstanbul’da Özgür Gündem Gazetesi’nin bombalanması, Behçet Cantürk’ün öldürülmesi, Diyarbakır’da yazar Musa Anter’in öldürülmesi; İstanbul’da Tarık Ümit olayı ile Azerbaycan’da ihtilâl denemesi; Bodrum’da Hikmet Babataş cinayeti, Gaziantep’te Mehmet Ali Yaprak’ın kaçırılması, Bankaların trilyonluk kredileri gerçekte Ankara’da cereyan eden olayın muhtelif veçheleridir.”
Yok artik yuh olsun yuh… Susurluk Olayi’ndan sonra kimseye birsey olmadigini, Sedat Bucak’in hafizasini kaybettigini, aydinlik icin bir dakika karanliktan birsey cikmadigini biliyordum da olayin ve derin devletin bu kadar karmasik oldugu aklimin ucundan bile gecmezdi. Paragrafta bahsedilen olaylara kisaca bir goz atalim:
Yukardaki olaylari arastirirken kan tepeme cikti yine. Butun bunlar olurken kimi kime sikayet edeceksin? Isiklari bir dakika degil bir saat kapatsan ne farkedecek. Butun kose baslari tutulmus, devlet, polis, ulkuculer, mafya, MIT hepsi birbirine karismis… Dervis Zaim’in Filler ve Cimen filminde deginilen olaylarin aslinda Turkiye’de gerceklesen olaylardan bire bir esinlendigini farkettim. Iste Turkiye ve derin devlet, film gibi, saka gibi…